The Big Bang Theory — Season 1 Episode 9
Words & meanings
430 words
CEFR level
sözüne inanmak
In scenebirinin söylediğine güvenmek
I will take your word for it
Sözüne inanıyorum
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
güncel
In sceneşu an gerçekleşen olaylarla ilgili
The news report was very topical
Haber raporu çok günceldi
topikal
vücut yüzeyine uygulanan
Apply this topical cream to the skin
Bu topikal kremi cilde uygulayın
daha serin
In scenesıcaklığı daha düşük olan
The weather is cooler today
Bugün hava daha serin
serinletici içki
genellikle alkol içeren soğuk karışım
She drank a fruit cooler by the pool
Havuz kenarında meyveli bir içki içti
soğutucu
yiyecek ve içecekleri soğuk tutmaya yarayan kap
Put the drinks in the cooler
İçecekleri soğutucuya koy
daha soğukkanlı
daha sakin ve kolayca sinirlenmeyen
She is cooler than me under pressure
O baskı altında benden daha soğukkanlı
bırak onu
In scenebirinden veya bir şeyden uzaklaşmak
Leave it behind
Onu geride bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Leave the door open
Kapıyı açık bırak
kaçık
In sceneçok tuhaf veya akılsızca davranan kimse
He is a total nutcase
O tam bir kaçık
katsayı
In scenebir değişkenin önünde bulunan ve onunla çarpım durumunda olan sayı
The coefficient of x in this equation is five
Bu denklemdeki xin katsayısı beştir
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
In scenebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
hafta
In sceneyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
olmak
In scenebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
giydirmek
In scenebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They brought up their children well
Çocuklarını iyi yetiştirdiler
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
lif
In scenemalzemelerin içindeki ince iplik benzeri yapı
These clothes are made from natural fibres
Bu giysiler doğal liflerden yapılmıştır
incelemek
In scenebir şeyin doğru veya uygun olup olmadığını anlamak için bakmak
Please check it out
Lütfen ona bir bak
bulmak
In scenebir fikir veya çözüm üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
üretmek
yeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
pantolon
In scenealt vücut için kullanılan giysi
These pants are too long
Bu pantolonlar çok uzun
pantolon
vücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
külot
alt bedene giyilen iç çamaşırı
He wears clean pants
O temiz bir külot giyer
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
pantolon
In sceneerkekler veya kadınlar tarafından giyilen bir pantolon türü
He bought a new pair of slacks for the interview
Görüşme için yeni bir pantolon aldı
tartışılmaz
In sceneüzerine tartışma yapılamayacak kadar kesin olan
It is an inarguable fact
Bu tartışılmaz bir gerçektir
fit
In scene12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
ayaklar
vücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
denemek
In sceneBir kıyafetin bedeninin uygun olup olmadığını görmek için giymek
I need to try on these shoes
Bu ayakkabıları denemem gerekiyor
denemek
Bir kıyafetin yakışıp yakışmadığını görmek için giymek
Can I try on this dress?
Bu elbiseyi deneyebilir miyim?
denemek
Bir kıyafetin üzerine olup olmadığını görmek için giymek
Try on the jacket before buying it
Satın almadan önce ceketi dene
denemek
bir kıyafetin üzerimize uyup uymadığını görmek için giymek
I want to try on this shirt
Bu gömleği denemek istiyorum
denemek
bir giysinin üzerine olup olmadığını görmek için giymek
I want to try on these shoes
Bu ayakkabıları denemek istiyorum
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
In sceneçok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
bilim kurgu
In scenegelecekteki bilim ve teknoloji ile ilgili hikayeler
I like sci fi movies
Bilim kurgu filmlerini severim
bilim kurgu
hayali gelecek bilimi ve teknolojisi üzerine bir hikaye türü
I love watching sci fi movies
Bilim kurgu filmleri izlemeyi seviyorum
ön sıra
In sceneen iyi konumda olan
I have a seat in the front row
Ön sırada bir koltuğum var
ön sıra
en önde bulunan sıra
I bought front-row tickets for the concert
Konser için en ön sıradan bilet aldım
röle
In sceneelektrik devresindeki akımı kontrol eden aygıt
The relay controls the circuit
Röle devreyi kontrol ediyor
iletmek
bilgiyi başka birine göndermek
Please relay the message to him
Lütfen mesajı ona ilet
rahat
In sceneendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
karşılamak
In scenevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
In scenebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
patlamak
In sceneaniden ve şiddetli bir şekilde parçalara ayrılmak
The bomb will explode
Bomba patlayacak
patlamak
aniden büyük bir güçle parçalara ayrılmak
The balloon will explode
Balon patlayacak
patlamak
yüksek bir gürültüyle parçalara ayrılmak
The balloon exploded loudly
Balon gürültüyle patladı
film
In scenesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
sonlandırmak
In scenebir şeyi durdurmak veya sona erdirmek
They decided to terminate the contract
Sözleşmeyi sonlandırmaya karar verdiler
işten çıkarmak
bir çalışanın işine kalıcı olarak son vermek
The manager decided to terminate the employee
Müdür çalışanı işten çıkarmaya karar verdi
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
şaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
ego
In scenekişinin kendisini aşırı önemli görmesi
His ego is too big
Egosu çok büyük
benlik
kişinin kendi varlığıyla ilgili algısı
He has a strong ego
Güçlü bir benliği var
ego
kişinin kendi değerine dair düşüncesi
His big ego prevented him from apologizing
Büyük egosu özür dilemesine engel oldu
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kaburga
In scenegöğüs kafesini koruyan kavisli kemikler
He broke a rib
Bir kaburgasını kırdı
takılmak
birisiyle şaka yollu eğlenmek
They liked to rib him
Onunla takılmayı severlerdi
kaburga
göğüs kafesindeki kıvrımlı kemiklerden her biri
He broke a rib while skiing
Kayarken kaburgasını kırdı
tırmanmak
In sceneel ve ayakları kullanarak yukarı çıkmak
He climbed the mountain
Dağa tırmandı
tırmanarak inmek
elleri ve ayakları kullanarak aşağı doğru hareket etmek
He climbed down the ladder
Merdivenden aşağı tırmandı
tırmanmak
bir şeyin üzerine veya tepesine doğru hareket etmek
He likes to climb trees
O ağaçlara tırmanmayı sever
güvensizlik
In scenekendini huzursuz veya emin değil hissetme durumu
She has a lot of insecurity about her looks
Görünüşü hakkında çok fazla güvensizlik yaşıyor
öz güvensizlik
kişinin kendi yeteneklerine veya değerine dair duyduğu kuşku
Her insecurity makes it hard to make friends
Öz güvensizliği arkadaş edinmesini zorlaştırıyor
yeter
In sceneartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
In sceneistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
erişim
In scenebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
vız
In sceneuçan bir böceğin çıkardığı ses
The bee makes a bzzz sound
Arı vız sesi çıkarır
çeneni kapat
In scenekonuşmayı kesmek anlamına gelen kaba bir ifade
Just zip it and listen to me
Sadece çeneni kapat ve beni dinle
küçük düşürmek
In scenebirinin saygınlığını yitirmesine neden olmak
Such behavior will undignify the profession
Böyle bir davranış mesleği küçük düşürecektir
niyetinde olmak
In scenene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
bir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
İyilik
In scenebirine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
kemik
iskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
özür dilemek
In sceneyaptığı bir şey için birinden özür dilemek
I apologise for my mistake
Hatam için özür dilerim
bilinmeyen
In scenebilinmeyen veya tanımlanamayan
The author of the poem is unknown
Şiirin yazarı bilinmiyor
bilinmeyen
matematiksel bir problemde değeri henüz bilinmeyen nicelik
Find the value of the unknown
Bilinmeyenin değerini bulun
dikkatli
In scenetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
fark etmek
In scenebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
ihtar
bir şeyi hemen yapmaya yönelik istek veya işaret
The eviction notice was on the door
Tahliye ihtarı kapıdaydı
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
fıkra
In scenesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
ayrılmak
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
In scenebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
ucuz
In scenedüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
el sallama
In scenebirini selamlamak veya işaret etmek için elini sağa sola hareket ettirme
She is waving at me
Bana el sallıyor
daha kötü
In scenedaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
tamam
In sceneonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
açıklamak
In scenebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
topluluk
In sceneaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
aynı bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insan grubu
The gaming community is huge
Oyun topluluğu çok büyük
topluluk
aynı bölgede yaşayan insanlar grubu
They help their community
Topluluklarına yardım ediyorlar
yerel halk
bir bölgede yaşayan insanların oluşturduğu grup
The local community met yesterday
Yerel halk dün toplandı
sentetik
In scenedoğal olmayan, insan tarafından üretilmiş
This fabric is synthetic
Bu kumaş sentetiktir
tezahür
In scenebir şeyin belirgin şekilde ortaya çıkması
The protest was a manifestation of public anger
Protesto, halkın öfkesinin bir tezahürüydü
gerçek
In scenedoğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
In scenedoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
güçlü
In scenebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
geri dönmek
In scenebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
hücre
In scenedaha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
cep telefonu
arama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
baygın
In scenebilinci kapalı
He was unconscious for ten minutes
On dakika boyunca baygındı
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
penis
In sceneerkek üreme organı
The penis is part of the reproductive system
Penis, üreme sisteminin bir parçasıdır
penis
erkek cinsel organı
The doctor examined the penis
Doktor penisi muayene etti
penis
erkek cinsel organı
The penis is a male reproductive organ
Penis bir erkek üreme organıdır
android
In sceneinsan görünümünde olan robot
The android acted like a human
Android bir insan gibi davrandı
gün
In scene24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
In sceneözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
isim
In scenebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
çiftçi
In scenetarım ürünleri yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer is harvesting the crops
Çiftçi mahsulleri hasat ediyor
çiftçi
ekin yetiştiren veya hayvan besleyen kişi
The farmer plants seeds
Çiftçi tohumları eker
çiftçi
tarım ile uğraşan kimse
My grandfather was a farmer
Büyükbabam bir çiftçiydi
çiftçi
çiftlikte çalışan veya tarım yapan kişi
The farmer is planting seeds
Çiftçi tohum ekiyor
bırak şunu
In scenebir eylemi yapmayı durdurmak
Please quit it and be quiet
Lütfen bırak şunu ve sessiz ol
olasılık
In scenegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
attı
In sceneistenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
He threw the broken chair away
Kırık sandalyeyi attı
attı
bir şeyi kuvvetle havaya fırlattı
He threw the ball
Topu attı
fırlattı
bir şeyi güç kullanarak havaya savurmak
He threw the ball to me
Topu bana fırlattı
sürmek
In scenehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
kaymak
bir konumda bulunmak veya yer değiştirmek
Her skirt tends to ride up
Eteği yukarı kayma eğiliminde
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
yereşzamanlı
In scenebir gezegenin dönüş hızıyla uyumlu olan
The satellite has a geosynchronous orbit
Uydunun yereşzamanlı bir yörüngesi var
Nobel ödülü
In sceneüstün çalışmalar için verilen dünyaca ünlü ödül
He won a Nobel Prize
Nobel ödülü kazandı
çok
In scenebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
cep telefonu
In scenetaşınabilir telefon görüşmesi cihazı
Please turn off your cell phone
Lütfen cep telefonunuzu kapatın
cep telefonu
uzaktaki biriyle konuşmak için kullanılan cihaz
I have a new cell phone
Yeni bir cep telefonum var
mobil cihaz
taşınabilir iletişim ve internet aracı
I use my mobile device for work
Mobil cihazımı iş için kullanıyorum
telefon
uzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi