The Big Bang Theory — Season 1 Episode 13
Words & meanings
468 words
CEFR level
mekanik
In scenemakinelerle ilgili
This is a mechanical problem
Bu mekanik bir sorun
mekanik
makinelerle veya aletlerle ilgili olan
He is a mechanical engineer
O bir makine mühendisi
atmak
In scenebir şeyi artık istemediği için elden çıkarmak
You should discard the old papers
Eski kağıtları atmalısın
hikaye
In sceneolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
kaybetmek
In sceneceza olarak bir şeyden vazgeçmek veya onu kaybetmek
He had to forfeit his deposit
Depozitosunu kaybetmek zorunda kaldı
sıçan
In sceneuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
ispiyonlamak
birini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
mükemmel
In sceneçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
tutmak
In scenebir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
geciktirmek
birinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
yaratık
In scenehayvan veya yaşayan varlık
There are many strange creatures in the ocean
Okyanusta birçok garip yaratık var
yaratıklar
canlı hayvan veya varlık
Sea creatures are fascinating
Deniz yaratıkları büyüleyicidir
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
paniklemek
In sceneaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
ev arkadaşı
In scenedaireyi paylaştığınız kimse
I have a new housemate
Yeni bir ev arkadaşım var
ev arkadaşı
aynı evde birlikte yaşadığınız kişi
My roommate is very kind
Ev arkadaşım çok nazik
bobslay
In scenebuz üzerinde yarışmak için kullanılan kızak
The bobsled is very fast
Bobslay çok hızlıdır
kötü adam
In scenekötü şeyler yapan kişi
Every story has a villain
Her hikayenin bir kötü adamı vardır
fizikçi
In scenefizik bilimi ile uğraşan bilim insanı
Einstein was a famous physicist
Einstein ünlü bir fizikçiydi
eksi
In sceneçıkarma işlemini belirten
Five minus two is three
Beş eksi iki üçtür
dezavantaj
kötü veya istenmeyen bir özellik
A big minus of this car is the high cost
Bu arabanın büyük bir dezavantajı yüksek maliyetidir
eksi
çıkarma işlemini veya negatif sayıyı göstermek için kullanılan işaret
Put a minus sign before the number
Sayının önüne bir eksi işareti koy
göğüs
In sceneboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
uyarmak
In scenebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
makul
In scenemantıklı veya aşırı olmayan
The price is reasonable
Fiyat makul
boş ver
In scenebir şeyi dert etmemeyi veya unutmayı söylemek için kullanılır
Never mind, it is okay
Boş ver, sorun yok
boşver
bir şeyi dikkate almamak
Never mind the price
Fiyatı boşver
önemli değil
az önce söylenenin unutulmasını istemek
Never mind I will do it myself
Önemli değil bunu kendim yaparım
önemli değil
az önce söylenenin önemsiz olduğunu belirtmek için kullanılır
Never mind about the mistake
Hata için önemseme
hele hele
bir durumun diğerinden daha olanaksız olduğunu vurgulamak için kullanılır
I cannot walk never mind run
Koşmak hele hele yürümek bile yapamam
sağlamak
In scenebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
yoğurt
In scenesüt ve bakterilerle yapılan koyu kıvamlı bir gıda
I like eating yogurt for breakfast
Kahvaltıda yoğurt yemeyi severim
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
e-posta
bilgisayarla gönderilen mesaj
I sent an e-mail
Bir e-posta gönderdim
e-posta
internet üzerinden gönderilen mesaj
Check your e-mail
E-postanı kontrol et
e-posta göndermek
internet kullanarak mesaj göndermek
I will e-mail you
Sana e-posta göndereceğim
e-posta atmak
elektronik posta ile mesaj göndermek
Please e-mail me
Lütfen bana e-posta at
eposta
bir bilgisayardan diğerine gönderilen mesaj
I will send you an e mail
Sana bir e posta göndereceğim
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen veya alınan mesaj
I sent an e-mail to my friend
Arkadaşıma bir e-posta gönderdim
e-posta
elektronik ağlar üzerinden gönderilen mesajlar
I sent you an e-mail
Sana bir e-posta gönderdim
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
ciddi ifade
In scenezorlu bir durumdan önce takınılan kararlı yüz ifadesi
Put on your game face for the big match
Büyük maç için ciddi ifaden takın
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
gibi gelmek
In scenebir şeyin öyle olduğu izlenimini vermek
That sounds like a good idea
Bu kulağa iyi bir fikir gibi geliyor
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
yer vermek
In scenebir performansta öne çıkarmak
The movie features a great actor
Film harika bir oyuncuya yer veriyor
özel yazı
gazete veya dergideki özel haber
The magazine has a feature on art
Derginin sanat üzerine özel bir yazısı var
özellik
bir şeyin ayırt edici niteliği
This car has a safety feature
Bu arabanın bir güvenlik özelliği var
uzun metrajlı film
sinemada gösterilen tam uzunlukta film
The feature begins at 8 PM
Uzun metrajlı film saat 20.00'de başlıyor
beyefendi
In scenebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik terim
This gentleman is waiting
Bu beyefendi bekliyor
beyefendi
In scenenazik ve görgülü erkek
He is a real gentleman
O gerçek bir beyefendi
beyefendi
yüksek sosyal sınıftan gelen nazik erkek
He is a true gentleman
O gerçek bir beyefendi
bey
bir erkeğe nazik şekilde seslenmek için kullanılan kelime
Is there a gentleman who can help
Yardım edebilecek bir bey var mı
belirli
In scenebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
mükemmel
In scenebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
denklem
In sceneiki matematiksel ifadenin eşit olduğunu belirten ifade
Solve the equation
Denklemi çöz
doğru
In scenehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
adını vermek
In scenebirine veya bir şeye başka birinin ismini vermek
They named the baby after his grandfather
Bebeğe dedesinin adını verdiler
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan madde
This adhesive is very strong
Bu yapıştırıcı çok güçlü
yenmek
In scenebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
çuval
In sceneeşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan büyük torba
He carried a sack of potatoes
Bir çuval patates taşıdı
beceriksiz
In sceneözellikle acınası veya beceriksiz olarak görülen kimse
Stop acting like such a sad sack
Öyle beceriksiz gibi davranmayı bırak
yağmalamak
bir yeri zorla ele geçirip her şeyi alıp götürmek
The soldiers sacked the city
Askerler şehri yağmaladı
yağmalamak
bir yeri zor kullanarak talan etmek veya eşyalarını çalmak
The soldiers sacked the city
Askerler şehri yağmaladı
yatak
yatak için kullanılan gayriresmi kelime
It is time to hit the sack
Yatağa gitme vakti
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
bütün gece
In scenetüm gece süresince
It rained all night
Bütün gece yağmur yağdı
gece boyunca
gecenin tamamı boyunca
I stayed awake all night
Gece boyunca uyanık kaldım
bütün gece süren
tüm gece boyunca devam eden
There is an all-night cafe nearby
Yakında bütün gece açık bir kafe var
çözmek
In sceneanlaşmazlığı veya sorunu sona erdirmek
They are settling the argument
Tartışmayı çözüyorlar
yerleşme
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
She is settling into her new home
Yeni evine yerleşiyor
yetinmek
umduğundan daha kötü bir şeyi kabul etmek
She is settling for a cheaper apartment
Daha ucuz bir daireyle yetiniyor
santigrat
In scenesıcaklık ölçmek için kullanılan bir ölçek
The temperature is 20 degrees Celsius
Sıcaklık 20 santigrat derece
kuantum
In sceneçok küçük parçacıklarla ilgilenen fizik dalı ile ilgili
Quantum physics is very complex
Kuantum fiziği çok karmaşıktır
yaklaşmak
In scenebirinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
çıkmak
daha yüksek bir konuma doğru hareket etmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
oynamak
In scenebir nesneyi eğlence amacıyla kullanmak
The child is playing with the blocks
Çocuk bloklarla oynuyor
oynamak
bir canlıyla eğlenceli vakit geçirmek
I like to play with my dog
Köpeğimle oynamayı severim
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
oyalanmak
bir nesneye amaçsızca veya sürekli dokunmak
He plays with his keys while waiting
Beklerken anahtarlarıyla oyalanıyor
oynamak
keyif almak için bir etkinlikte bulunmak veya bir nesneyi kullanmak
Children love to play with toys
Çocuklar oyuncaklarla oynamayı severler
akıl yürütme
In scenemantık kullanarak fikir oluşturma
Her reasoning is logical
Onun akıl yürütmesi mantıklı
akıl yürütme
mantık kullanarak fikirler oluşturma süreci
His reasoning was very clear
Onun akıl yürütmesi çok netti
muhakeme
bir sonuca varmak için dikkatlice düşünme süreci
Her reasoning is quite logical
Muhakemesi oldukça mantıklı
son derece
In sceneçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
harika olmak
In sceneen iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tahmin etmek
In scenegelecekte ne olacağını önceden söylemek
The experts predict rain tomorrow
Uzmanlar yarın yağmur yağacağını tahmin ediyor
bir şey
In scenetek bir neden veya örnek vermek için kullanılır
One thing I like about this house is the garden
Bu evle ilgili sevdiğim bir şey bahçesidir
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
kabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
parça
In scenebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
hareket
In scenehareket etme veya konum değiştirme eylemi
The car is in motion
Araba hareket halinde
önerge
bir toplantıda resmi olarak bir şey önermek
He made a motion to end the meeting
Toplantıyı bitirmek için bir önerge verdi
önerge
mahkemede sunulan resmi teklif
The lawyer filed a motion
Avukat bir önerge sundu
ifade etmek
In scenebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put it
Bunu nasıl ifade etmeliyim
doğru şekilde
In scenedoğru veya gerçek bir şekilde
Please spell your name correctly
Lütfen ismini doğru şekilde hecele
dişil
In scenekadınlarla veya kızlarla ilgili
Pink is a feminine color
Pembe dişil bir renktir
bükmek
In scenebir şeyin biçimini veya şeklini zorlayarak değiştirmek
He tried to contort his face in pain
Acı içinde yüzünü bükmeye çalıştı
oy
In sceneseçimde veya toplantıda yapılan resmi tercih
He received many votes in the election
Seçimde birçok oy aldı
oy
bir seçimde veya kararda yapılan resmi tercih
She received many votes
O pek çok oy aldı
Hanımlar ve beyler
In sceneBir gruba hitap etmenin nazik bir yolu
Ladies and gentlemen, welcome to the show
Hanımlar ve beyler, gösteriye hoş geldiniz
bezemek
In scenebir şeyi tasarım veya sembolle süslemek
They emblazoned the shield with a golden eagle
Kalkanı altın bir kartalla bezemişlerdi
kolayca
In scenezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
kolayca
çok çaba gerektirmeyen bir şekilde
I can easily finish this work
Bu işi kolayca bitirebilirim
sahne
In scenebir film veya oyunun bir bölümü
This is my favorite scene in the movie
Bu filmdeki en sevdiğim sahne bu
olay yeri
bir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
dikkat
In scenebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
ürün
In scenesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
sonuç
başka bir şeyin neden olduğu veya ortaya çıkardığı şey
This success is a product of hard work
Bu başarı sıkı çalışmanın bir sonucudur
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
karşı
In sceneiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
konu
In scenebir konuşmanın veya yazının temel meselesi
What is the topic of the lesson
Dersin konusu ne
bölüm
In scenebir televizyon dizisinin her bir parçası
I watched the first episode
İlk bölümü izledim
olay
tek bir olay veya vaka
It was a strange episode in his life
Hayatındaki garip bir olaydı
bölüm
bir dizi veya programın ayrı parçalarından her biri
I watched the first episode of the series
Dizinin ilk bölümünü izledim
yansıtmak
In sceneışığı ısıyı veya sesi bir yüzeyden geri göndermek
The mirror reflects the sunlight
Ayna güneş ışığını yansıtır
yansıtmak
bir şeyi göstermek veya temsil etmek
His eyes reflect his sadness
Gözleri üzüntüsünü yansıtıyor
düşünmek
bir konu üzerinde derinlemesine kafa yormak
You should reflect on your actions
Davranışların üzerinde düşünmelisin
neden
In scenehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
el
In scenekolun ucundaki vücut bölümü
This is my hand
Bu benim elim
yağ
In scenebitki veya hayvanlardan elde edilen kaygan sıvı
I use olive oil for cooking
Yemek pişirmek için zeytinyağı kullanırım
petrol
yer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
yağ
bitkilerden veya minerallerden elde edilen koyu ve kaygan sıvı
We use cooking oil to fry food
Yemek kızartmak için yağ kullanıyoruz
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin