

The Crown — Season 1 Episode 3
Words & meanings
671 words
CEFR level
sıyrılmak
In scenebir şeyden veya birinden kaçmak ya da kurtulmak
The thief eluded the police
Hırsız polisten sıyrıldı
ölmek
In sceneyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
şampanya
In sceneFransa'nın Champagne bölgesinde üretilen köpüklü şarap
They drank champagne to celebrate
Kutlamak için şampanya içtiler
şampanya
In sceneFransa'dan gelen pahalı ve köpüklü beyaz şarap
We celebrated with a glass of champagne
Bir kadeh şampanya ile kutlama yaptık
şampanya
pahalı bir beyaz köpüklü şarap
They served champagne at the party
Partide şampanya ikram ettiler
köpüklü şarap
kutlamalarda içilen bir tür gazlı beyaz şarap
Many people enjoy sparkling wine
Birçok insan köpüklü şaraptan hoşlanır
iç çekmek
In sceneduygu belirtmek için sesli nefes vermek
She sighs because she is tired
Yorgun olduğu için iç çekiyor
soğuk
In scenedüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
dönem
In scenebelirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
belirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
In scenebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
ikamet etmek
In scenebir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
In scenecanlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
yayın
internet üzerinden paylaşılan ses veya görüntü
The news is live on the internet
Haberler internette canlı yayınlanıyor
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
özgür
kısıtlama olmadan dilediğini yapabilme durumu
You can live however you want
İstediğin gibi yaşayabilirsin
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
uymak
In scenebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
In scenebir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
bir gün
In scenegelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
In scenesadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
davet etmeme
In scenebirini bir etkinliğe çağırmama eylemi
His non-invitation of her was rude
Onu davet etmemesi kabacaydı
yenilemek
In scenebir binayı veya odayı onarıp yeni gibi görünmesini sağlamak
They want to renovate the old house
Eski evi yenilemek istiyorlar
ortaya çıkmak
In scenegörünür hale gelmek
The sun emerged from behind the clouds
Güneş bulutların arasından çıktı
belirmek
görünür hale gelmek veya ortaya çıkmak
New facts emerged during the investigation
Soruşturma sırasında yeni gerçekler ortaya çıktı
çıkmak
bir yerden dışarıya doğru gelmek
The animal emerged from its cave
Hayvan mağarasından dışarı çıktı
ortaya çıkmak
gelişmeye veya daha başarılı olmaya başlamak
New leaders began to emerge in the industry
Sektörde yeni liderler ortaya çıkmaya başladı
dönem
In scenebelirli bir zaman dilimi
This is a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönem
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
nokta
bir konunun tartışmaya kapalı olduğunu belirten ifade
I am not going to that party period
O partiye gitmiyorum nokta
Majesteleri
In scenekral veya kraliçeye hitap şekli
Yes, Your Majesty
Evet, Majesteleri
işbu belgeyle
In sceneresmî bir şekilde veya bu belge aracılığıyla
I hereby declare my resignation
İşbu belgeyle istifamı beyan ediyorum
dolap
In sceneeşyaları saklamak veya sergilemek için rafları olan dolap
The plates are in the cabinet
Tabaklar dolapta
bakanlar kurulu
In scenehükümet başkanına danışmanlık yapan üst düzey yetkililer grubu
The cabinet met to discuss the new law
Bakanlar kurulu yeni yasayı görüşmek için toplandı
dolap
eşyaları saklamak için raf veya çekmecelere sahip mobilya
I put the plates in the kitchen cabinet
Tabakları mutfak dolabına koydum
yük
In sceneağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
yakın inceleme
In scenedikkatli ve ayrıntılı inceleme
The project is under scrutiny
Proje yakın inceleme altında
reddetmek
In scenebirisiyle veya bir şeyle bağlantısı olduğunu inkar etmek
He had to disavow the report
O raporu reddetmek zorunda kaldı
vazgeçmek
In scenesahip olduğu bir şeyi bırakmak veya ondan feragat etmek
He gave up his seat
Koltuğunu verdi
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
teslim etmek
birini yetkili birine vermek
He gave up his accomplice to the police
Suç ortağını polise teslim etti
pay
In scenebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
gitmek
In scenebir yere doğru hareket etmek
I am going down to the office
Ofise gidiyorum
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
emin
In scenehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
gerçekten
In scenebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
evlat edinen
In sceneyasal yollarla başka birinin çocuğunu kendi ailesine katmış olan
They are her adoptive parents
Onlar onun evlat edinen anne babasıdır
on altı
In scene15ten bir sonra gelen sayı
She is sixteen years old
O on altı yaşında
on altı
16 sayısı, özellikle yaş olarak
I am sixteen years old
On altı yaşındayım
normal
In scenealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
uzak durmak
In scenebir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzakta
In scenebirinden veya bir şeyden mesafeli olmak
He lives away from the city
Şehirden uzakta yaşıyor
az kalmış
belirli bir duruma ulaşmaya çok yakın
It is weeks away from being ready
Hazır olmasına haftalar kaldı
aslında
In scenebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
varmak
In scenebir yere ulaşmak
They arrive at the hotel
Otele varıyorlar
mekanik
In scenemakinelerle ilgili
This is a mechanical problem
Bu mekanik bir sorun
mekanik
makinelerle veya aletlerle ilgili olan
He is a mechanical engineer
O bir makine mühendisi
fısıldamak
In sceneçok alçak sesle konuşmak
She whispered a secret to me
Bana bir sır fısıldadı
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There was a whisper of smoke in the air
Havada çok hafif bir duman vardı
fısıltı
çok kısık sesle konuşurken çıkarılan ses
She spoke in a whisper
O fısıltıyla konuştu
kural koymak
In scenebirine ne yapması gerektiğini kesin bir dille söylemek
The boss laid down the law about working late
Müdür geç çalışma konusunda kuralları koydu
kesin kurallar koymak
birine yapması gerekenleri otoriter bir şekilde söylemek
My boss laid down the law about being late
Patronum geç kalma konusunda kesin kuralları koydu
kural koymak
birine yapması gerekenleri kesin bir dille söylemek
The boss laid down the law about office hours
Patron çalışma saatleri konusunda kesin kurallar koydu
artırmak
In scenebir şeyi daha büyük veya daha fazla hale getirmek
We need to increase sales
Satışları artırmamız gerekiyor
artmak
daha büyük veya daha fazla hale gelmek
The number of students continues to increase
Öğrenci sayısı artmaya devam ediyor
azarlamak
In scenebirini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders vermek
bir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
ders vermek
birine uzun ve ciddi bir konuşma yapmak
He lectured me about my behavior
Davranışlarım hakkında bana ders verdi
değer
In scenebir şeyin ne kadar yararlı veya önemli olduğu
This ring has great value
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer vermek
bir şeyi önemli bulmak
I value your friendship
Arkadaşlığına değer veriyorum
daha güçlü
In scenedaha fazla güç veya kuvvete sahip olan
He is stronger than his brother
O erkek kardeşinden daha güçlü
daha güçlü
büyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is stronger than me
O benden daha güçlü
daha yetenekli
çok fazla beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a stronger candidate for the job
O iş için daha yetenekli bir aday
daha güçlü
birinden veya bir şeyden daha fazla kuvvete sahip
He is stronger than his brother
O erkek kardeşinden daha güçlü
futbol
In sceneiki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
futbol topu
futbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
nükleer çanta
nükleer fırlatma kodlarını içeren taşınabilir çanta
The president carries the nuclear football
Başkan nükleer çantayı taşıyor
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
sade
In scenesüslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
ova
geniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
içten içe
In scenebaşkaları tarafından bilinmeyen veya görülmeyen hisler
Deep down he is a kind person
İçten içe o nazik bir insan
derinlerde
yüzeyden çok uzak olan yer
The treasure is buried deep down
Hazine derinlere gömülmüştür
içten içe
bir kişinin gerçek ve gizli duygularında
Deep down he knows he was wrong
İçten içe hatalı olduğunu biliyor
aşağıda
In scenedaha alçakta veya uzakta bulunan bir yer
The station is down there
İstasyon aşağıda
aşağısı
vücudun alt kısmı
It hurts down there
Aşağısı acıyor
çevrelemek
In scenebir şeyin her tarafını sarmak
The walls surround the city
Duvarlar şehri çevreler
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
hayal etmek
In scenezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
güneşsiz
In scenegüneş ışığı almayan
It was a cold sunless day
Soğuk ve güneşsiz bir gündü
içinde
In scenebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
taşıdı
In scenebir yerden başka bir yere götürdü
He carried the box to the car
Kutuyu arabaya taşıdı
evet
In sceneevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
bahsetmek
In scenebir konudan bahsetmeye başlamak
Don't bring up the wedding
Düğünden bahsetme
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
She brought up three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
yukarı getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp üst kata taşımak
Please bring up my bag from the car
Lütfen çantamı arabadan yukarı getir
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar büyütmek
She brought up three children alone
Üç çocuğu tek başına yetiştirdi
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen söylemek
The police will bring him up on charges
Polis onu suçlayacak
kendi adına konuşmak
In scenebir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
talep etmek
bir şeyi kendisi için ayırmasını istemek
I want to speak for that room
O odayı kendim için ayırmak istiyorum
ayrılmış
başkası tarafından önceden alınmış veya rezerve edilmiş
This seat is already spoken for
Bu koltuk çoktan ayrılmış
ilişkisi olmak
biriyle romantik bir birliktelik içinde bulunmak
He is spoken for and not available
Onun bir ilişkisi var ve müsait değil
açıkça
In scenekolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
açıkça
net bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
tahttan çekilme
In sceneiktidar mevkiinden vazgeçme eylemi
The king's abdication surprised the nation
Kralın tahttan çekilmesi ulusu şaşırttı
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
yönetilebilir
In scenekontrol edilebilen veya idare edilebilen
The workload is manageable
İş yükü yönetilebilir
fiilen
In scenetamamen veya gerçekte
He has effectively retired
Fiilen emekli oldu
etkili bir şekilde
istenen sonucu üreten bir biçimde
She managed her time effectively
Zamanını etkili bir şekilde yönetti
üye
In scenebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
görmezden gelmek
In scenebirini görmezden gelerek kaba davranmak
She snubbed him at the party
Partide onu görmezden geldi
sınırlamak
In scenebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
kül
In scenebir şey yandıktan sonra geriye kalan toz
The fireplace was full of ashes
Şömine kül doluydu
küller
yanma sonucu geriye kalan toz
The fire left only ashes
Yangın geriye sadece küller bıraktı
Ashes serisi
İngiltere ve Avustralya arasında iki yılda bir düzenlenen kriket turnuvası
England and Australia play in the Ashes series
İngiltere ve Avustralya Ashes serisinde oynuyor
ezici
In sceneçok güçlü veya etkileyici
The workload was overwhelming
İş yükü eziciydi
bunaltıcı
miktarı veya yoğunluğu nedeniyle başa çıkılamayan
The workload is overwhelming
İş yükü bunaltıcı
ezici
miktarı veya derecesi çok yüksek olan
They won by an overwhelming majority
Ezici bir çoğunlukla kazandılar
gelmek
In scenebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
kraliçe anne
In scenehüküm süren bir kral veya kraliçenin annesi
The queen mother attended the ceremony
Kraliçe anne törene katıldı
itiraf etmek
In scenebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
uzatmak
In scenebir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
sunmak
In scenebir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
uzanmak
belirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
uçak
In scenekanatları olan uçan bir taşıt
The airplane is big
Uçak büyük
ifade etmek
In scenebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put it
Bunu nasıl ifade etmeliyim
şöhret
In sceneünlü olma durumu
He rose to stardom quickly
Hızla şöhrete kavuştu
sevgisiz
In scenekimse tarafından sevilmeyen
He had a loveless childhood
Sevgisiz bir çocukluk geçirdi
her nerede
In sceneherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
her nereye
herhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
görmek
In scenebir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
saygı
hayranlık veya değer verme duygusu
I have high regard for her work
Onun işine büyük saygı duyuyorum
bakım
bir konunun belirli bir yönü veya ayrıntısı
In this regard, you are right.
Bu bakımda haklısın.
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
In scenegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
dinsiz
In sceneherhangi bir dine inanmayan veya bağlı olmayan
He is completely irreligious
O tamamen dinsiz biri
ele almak
In scenebir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
In scenebirine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
intikam
In scenesize zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
intikam
yapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
endişe
In scenesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgilendirmek
In scenebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler