

The Crown — Season 1 Episode 7
Words & meanings
696 words
CEFR level
ahit
In sceneresmi bir söz veya anlaşma
They signed a sacred covenant
Kutsal bir ahit imzaladılar
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
In scenebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yakında
In scenekısa bir süre sonra
The train will arrive shortly
Tren yakında varacak
sanayi
In scenesanayi veya fabrikalarla ilgili
This is an industrial zone
Burası bir sanayi bölgesidir
planlamak
In scenebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
vaftiz etmek
In scenebirini dini törenle kilise üyesi yapmak
The priest baptized the child
Papaz çocuğu vaftiz etti
vaftiz etmek
birini suyun içine daldırarak dini arındırma töreni yapmak
They were baptized in the river
Nehirde vaftiz edildiler
erken
In scenebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
erken
beklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
kısıtlama
In scenebir şeyin kapsamını veya miktarını belirleyen durum veya kural
There is a limitation on how much money you can withdraw
Çekebileceğiniz para miktarı üzerinde bir kısıtlama var
felaket
In scenebüyük zarar veya acıya neden olan ani olay
The flood was a complete catastrophe
Sel tam bir felaketti
tarih
In scenegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
felsefe
In scenebilgi gerçeklik ve varoluş üzerine yapılan çalışma
She decided to study philosophy at university
Üniversitede felsefe okumaya karar verdi
felsefe
hayat veya dünya hakkındaki düşünceler bütünü
He has a simple philosophy of life
Onun basit bir yaşam felsefesi var
sadakat
In scenebirine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
sadakat
birine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
annelik
In sceneanne olma durumu
Motherhood is a full-time job
Annelik tam zamanlı bir iştir
annelik
anne olma durumu
Motherhood is a full time job
Annelik tam zamanlı bir iştir
kitap
In scenebelirli bir konu hakkında bilgi veren yazılı eser
She read a book on history
Tarih üzerine bir kitap okudu
yerleştirmek
bir şeyi bir yere koymak
I book the meeting on the calendar
Toplantıyı takvime yerleştiriyorum
yer ayırtmak
bir uçuş için rezervasyon yapmak
I need to book on this flight
Bu uçuşta yer ayırtmam gerekiyor
hakkında kitap yazmak
bir konu üzerine yazılı bir eser oluşturmak
She is writing a book on philosophy
Felsefe hakkında bir kitap yazıyor
çok memnun
In scenebüyük bir keyif duyma veya gösterme
I am delighted to meet you
Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum
memnun etmek
birini çok mutlu hissettirmek
Her success delighted her parents
Başarısı ebeveynlerini çok memnun etti
taht
In scenekral veya kraliçenin oturduğu özel koltuk
The king sat on his throne
Kral tahtına oturdu
taht
kral veya kraliçelerin oturduğu özel koltuk
The king sat on his golden throne
Kral altın tahtına oturdu
klozet
tuvalet için kullanılan gayri resmi kelime
He is sitting on the throne
O klozetin üzerinde oturuyor
gelenek
In scenebir toplumda yerleşmiş olan davranış biçimi
It is the custom to shake hands
El sıkışmak bir gelenektir
kişiye özel
kişinin isteklerine göre hazırlanmış
He ordered a custom suit for the wedding
Düğün için kişiye özel bir takım elbise sipariş etti
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
iki yıl
In sceneiki yıl süren
I lived there for two years
Orada iki yıl yaşadım
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
çıkmak
In scenebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
karmaşık
In sceneçok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
kompleks
bir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
kaygan
In scenepürüzsüz olduğu için üzerinde yürümek veya tutmak zor olan
The floor is slippery
Yer kaygan
güvenilmez
In scenedürüst veya güvenilir olmayan
He is a slippery character
O güvenilmez bir karakter
kaygan
üzerinde durulması veya tutulması zor olan
The floor is wet and slippery
Zemin ıslak ve kaygan
kaygan
üzerinde durmanın veya tutmanın zor olduğu
The floor is slippery because of the water
Yer su yüzünden kaygan
hükümdar
In scenebir krallığın yöneticisi
The monarch lives in a palace
Hükümdar bir sarayda yaşar
hükümdar
ülkeyi yöneten kral veya kraliçe
The monarch rules the country
Hükümdar ülkeyi yönetir
kelimeler
In scenekonuşma veya yazının yapı taşları olan birimler
Please write three words on the paper
Lütfen kağıda üç kelime yazın
sözler
birinin söylediği şeyler
Please listen to my words
Lütfen sözlerimi dinle
derhal
In scenegecikmeden hemen gerçekleşen
We need an immediate answer
Derhal bir cevaba ihtiyacımız var
yakın
aile veya arkadaşlık açısından en doğrudan olan
I only invited my immediate family
Sadece yakın ailemi davet ettim
tamamen
In scenebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
iğrenç
In sceneçok kötü, nahoş veya kaba
That was a nasty comment
Bu iğrenç bir yorumdu
cinsel ilişki
iki kişinin cinsel birleşme eylemi
They had sexual intercourse
Onlar cinsel ilişkiye girdiler
canı istemek
In scenebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
randevu
In sceneönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
kiloton
In scenenükleer patlamaların gücünü ölçmek için kullanılan birim
The explosion was 10 kilotons
Patlama 10 kilotondu
kiloton
In scenebin ton TNT'ye eşdeğer patlayıcı güç birimi
A kiloton is 1000 tons of TNT
Bir kiloton 1000 ton TNT'dir
ait
In scenebirinin mülkiyetinde olan
This bag belongs to me
Bu çanta bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya topluluğun parçası olmak
I belong to a tennis club
Ben bir tenis kulübünün üyesiyim
kaynak
In scenebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
büyük ölçüde
In sceneçok fazla miktarda veya derecede
The situation has improved greatly
Durum büyük ölçüde iyileşti
işaret etmek
In scenebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
bir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
program
In sceneplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
yolda
In scenebir yere gitme sürecinde olmak
He is on his way home
Eve gidiyor
açık
In scenegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık
anlaşıldı
In scenebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım
protokol
In sceneresmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
safra kesesi
In scenesafra sıvısını depolayan vücut organı
The surgeon removed his inflamed gall bladder
Cerrah iltihaplı safra kesesini aldı
sanırım
In scenebir şeyin muhtemelen doğru olduğunu düşünmek
I dare say it will rain tomorrow
Sanırım yarın yağmur yağacak
ardışık
In sceneara vermeden birbirini takip eden
He won three consecutive games
Üst üste üç oyun kazandı
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
ilgilendirmek
In scenebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
bir şekilde
In scenenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
donanımsız
In scenegerekli becerilere veya araçlara sahip olmayan
He was ill equipped for the job
İş için donanımsızdı
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
kısa
In sceneboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
benzer
In sceneneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
affetmek
In scenebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
kumar
In scenepara kazanmak için şans oyunları oynamak
Gambling can be very addictive
Kumar çok bağımlılık yapıcı olabilir
tahttan çekilme
In sceneiktidar mevkiinden vazgeçme eylemi
The king's abdication surprised the nation
Kralın tahttan çekilmesi ulusu şaşırttı
meşru
In sceneyasal veya adil bir hakka sahip olan
He is the rightful owner of the house
Evin meşru sahibi odur
ahır
In sceneatların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
stabil
değişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
kurtulmak
In scenebir şeyden kurtulmak veya onu uzaklaştırmak
I cannot shake off this cold
Bu soğuk algınlığından kurtulamıyorum
silkelemek
hızlı ve küçük hareketlerle sallamak
The dog shook off the water
Köpek suyu silkeledi
kurtulmak
istenmeyen bir durumdan veya duygudan uzaklaşmak
I could not shake off the bad feeling
Kötü duygudan kurtulamadım
atlatmak
bir hastalıktan veya kötü duygudan kurtulmak
I finally shook off the flu
Sonunda gribi atlattım
neredeyse hiç
In sceneçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
sıra dışı
In scenenormal kurallara veya geleneklere uymayan
He has an unconventional teaching style
Onun sıra dışı bir öğretim tarzı var
çocuklar
In scenebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
diz
In sceneuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
katılmamak
In scenebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
önem
In sceneönemli olma durumu
The discovery has great significance
Keşfin büyük bir önemi var
politika
In scenebir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
politika
bir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
düzenleme
bir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var
düşünmek
In scenefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
alt göreve geçmek
In scenedaha düşük veya daha az önemli bir pozisyona geçmek
He had to step down to a junior role
Daha alt bir göreve geçmek zorunda kaldı
azaltmak
bir şeyi daha az veya düşük hale getirmek
The factory had to step down production
Fabrika üretimi azaltmak zorunda kaldı
görevden ayrılmak
bir işten veya mevkiden kendi isteğiyle çekilmek
The manager decided to step down
Müdür görevden ayrılmaya karar verdi
geçiş
In scenebir durumdan diğerine geçme süreci
The transition to the new system was smooth
Yeni sisteme geçiş sorunsuzdu
evet
In sceneFransizcada evet anlamına gelen sözcük
Yes I agree with you
Evet sana katılıyorum
kapatmak
In scenebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
bilgisiz
In scenebilgiye sahip olmayan
He is uninformed about the new rules
Yeni kurallar hakkında bilgisiz
bilgisiz
yeterli bilgiye veya habere sahip olmayan
He was uninformed about the rules
O kurallar hakkında bilgisizdi
metafor
In scenebir şeyi başka bir şeyle karşılaştırarak tanımlama yöntemi
He used a metaphor to explain the idea
Fikri açıklamak için bir metafor kullandı
ciddi
In scenedikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
In scenemiktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
dikkat çekmeden
In scenedikkat çekmeyecek şekilde veya gizlice
She discreetly left the room
Odadan dikkat çekmeden ayrıldı
sorumlu
In sceneyaptığı işlerden birine hesap vermek zorunda olan
You are answerable to the manager for your mistakes
Hatalarından dolayı müdüre karşı sorumlusun
iki kere düşünmek
In sceneharekete geçmeden önce bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
You should think twice before quitting your job
İşinden ayrılmadan önce iki kere düşünmelisin
öksürük
In sceneakciğerlerden havayı sesli bir şekilde dışarı çıkarma eylemi
I have a bad cough
Kötü bir öksürüğüm var
ödemek
genellikle isteksizce veya zorla para vermek
You have to cough up the money
Parayı ödemen gerekiyor
canım
In sceneçok sevilen bir kişi
Come here my dearest
Buraya gel canım
şefkatli
çok sevgi veya özen gösteren
She is a dearest companion
O şefkatli bir yoldaş
sevgili
çok sevilen
You are my dearest friend
Sen benim sevgili arkadaşımsın
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
In scenebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor