

The End Of The Fucking World — Season 1 Episode 4
Words & meanings
209 words
CEFR level
zayıf
In scenevücudunda az yağ bulunan
He is a very thin man
O çok zayıf bir adam
seyrekleşmek
yoğunluğun azalması
The crowd began to thin
Kalabalık seyrekleşmeye başladı
seyreltmek
miktarını azaltmak
We need to thin the trees
Ağaçları seyreltmemiz gerekiyor
ince
kalınlığı az olan
This paper is very thin
Bu kağıt çok ince
ince
kalınlığı az olan
The slice of bread is very thin
Ekmek dilimi çok ince
avlamak
In sceneyemek için hayvanları arayıp öldürmek
Lions hunt zebras
Aslanlar zebraları avlar
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am hunting for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
ortalama
In scenenormal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalamasını almak
bir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
gün
In scene24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
In sceneözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
gündüz
güneşin gökyüzünde olduğu zaman
It is bright during the day
Gündüz hava aydınlıktır
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
seks yapmak
In scenecinsel aktivitede bulunmak
They decided to have sex
Seks yapmaya karar verdiler
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişki kurmak
They had sex for the first time
İlk kez cinsel ilişkiye girdiler
cinsel birliktelik yaşamak
cinsel birliktelik kurmak
It is safe to have sex
Cinsel birliktelik yaşamak güvenlidir
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
kötü
In sceneahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
pişman
üzüntü veya suçluluk duyan
I feel bad about the mistake
Hatamdan dolayı pişmanım
kalitesiz
düşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
devam et
In scenebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
berbat
In sceneçok kötü veya düşük kaliteli
This movie is shit
Bu film berbat
kandırmak
birini kandırmak veya ona yalan söylemek
Are you shitting me
Benimle dalga mı geçiyorsun
kızgın
In scenebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
seyahat etmek
In scenebir yerden başka bir yere gitmek
I love to travel the world
Dünyayı seyahat etmeyi seviyorum
seyahat etmek
bir yerden başka bir yere özellikle uzun mesafeli yolculuk yapmak
I like to travel by train
Trenle seyahat etmeyi severim
seyahat etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
canlı
In scenehayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
hayatta
yaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
ya da
In sceneiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
devasa
In sceneboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
iki
In scene2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
üç
In sceneüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
yemin etmek
In scenebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
resmi bir söz vermek
I swear to tell the truth
Doğruyu söylemeye yemin ederim
görünmek
In scenebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
bol
In scenevücutta gevşek duran
He wears baggy pants
O bol pantolonlar giyer
deri
In scenehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
civarında
In scenebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
niyetinde olmak
In scenene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
In scenebir yere bir amaçla gitmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
başvuru kaynağı
yardım almak için güvenilen kişi veya şey
She is my go to person for advice
O benim tavsiye için başvurduğum kişidir
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
göstermek
bir şeyin doğru olduğunu kanıtlamak veya ortaya koymak
This goes to show that hard work pays off
Bu çok çalışmanın karşılığını verdiğini gösteriyor
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
kalp kırıklığı
In scenesevilen birinin kaybı nedeniyle duyulan derin üzüntü
She is suffering from a broken heart
Kalp kırıklığı yaşıyor
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
iyi
In sceneyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
tanımak
In scenebirini veya bir şeyi daha önceden bildiği için hatırlamak
I did not recognise him with a beard
Sakallı haliyle onu tanıyamadım
başlangıç
In scenebir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was great
Filmin başlangıcı harikaydı
başlangıç
bir şeyin ilk kısmı
The beginning of the movie was slow
Filmin başlangıcı yavaştı
kapı girişi
In scenekapı için ayrılmış olan giriş boşluğu
He stood in the doorway
Kapı girişinde durdu
avlanma
In scenevahşi hayvanları yemek veya spor için öldürme ya da yakalama eylemi
Hunting is forbidden in this forest
Bu ormanda avlanmak yasaktır
avlanma
yemek için hayvanları arayıp öldürmek
He loves hunting in the woods
Ormanda avlanmayı sever
arama
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am hunting for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
hırpalamak
In scenebir şeye defalarca vurmak
He beat up the old door
Eski kapıyı hırpaladı
dövmek
birini defalarca vurmak
They beat up the thief
Hırsızı dövdüler
eski püskü
eski ve kötü durumda olan
I have a beat up car
Eski püskü bir arabam var
ağır eleştirmek
birini çok sert bir şekilde eleştirmek
The reporter beat up the politician over his policies
Muhabir politikaları yüzünden siyasetçiyi çok ağır eleştirdi
dövmek
birine vurarak veya kavgada ona zarar vermek
The bully tried to beat him up
Zorba onu dövmeye çalıştı
lanet
In scenekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
berbat
bir şeyi vurgulamak için kullanılan güçlü küfür
This is a fucking mess
Burası berbat bir karmaşa
toplamak
In scenebir yeri temiz ve düzenli hale getirmek
I need to clean up my desk
Masamı toplamam gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlemek
bir yerdeki kirliliği veya dağınıklığı gidermek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
temizlemek
bir bölgedeki suç veya ahlak dışı davranışları ortadan kaldırmak
The police want to clean up the city
Polis şehri temizlemek istiyor
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlemek
bir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
geri bakmak
In scenegeçmişteki olayları düşünmek
I look back at my childhood
Çocukluğuma geri bakıyorum
arkasına bakmak
başını çevirip arkasını görmek
She looked back to see who was there
Kimin orada olduğunu görmek için arkasına baktı
arkaya bakmak
başını çevirerek arkada olanı görmek
I looked back to see who was calling
Kimin seslendiğini görmek için arkaya baktım
geçmişi düşünmek
geçmişte yaşanmış olayları hatırlamak
I like to look back on my childhood
Çocukluğumu düşünmeyi seviyorum
geriye dönüp bakmak
geçmiş kararlardan pişmanlık duymamak
I look back on that decision without regret
O kararıma pişmanlık duymadan geri dönüp bakıyorum
pislik
In scenekaba veya hoş olmayan kişi
He is such a twat
O tam bir pislik
aptal
In sceneaptal veya sevimsiz bir kimse
Don't be such a twat
Bu kadar aptal olma
am
kadın cinsel organı
He used the word twat
O am kelimesini kullandı
giymek veya takmak
In scenevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
kaydetmek
In sceneresmi bir listeye veya yere işlemek
Please register your name here
Lütfen isminizi buraya kaydedin
yazar kasa
mağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kayıt
resmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
kayda geçirmek
bir görüşü veya duyguyu resmi olarak belirtmek
She registered her objection
O itirazını kayda geçirdi
kaydolmak
bir şeye katılmak için ismini resmi bir listeye eklemek
You need to register for the course
Kurs için kaydolman gerekiyor
biliyorsun
In scenedinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
psikopat
In sceneempati yeteneği olmayan ve antisosyal davranan kişi
He is a psychopath
O bir psikopat
tamam
In scenebirinin onayını bildirmek için kullanılır
I will do it ok
Bunu yapacağım tamam
iyi
tatmin edici veya yeterli
The movie was ok
Film iyiydi
tamam mı
birinin anlayıp anlamadığını sormak için kullanılır
Keep quiet ok
Sessiz kal tamam mı
yolunda
iyi veya normal durumda
Everything is ok
Her şey yolunda
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
ayırt edici
In scenefarklı olduğu için kolayca tanınabilen
She has a distinctive voice
Onun ayırt edici bir sesi var
hadi
In scenebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
sırasında
In scenebir şeyin gerçekleştiği zaman
He read a book whilst travelling
Seyahat sırasında bir kitap okudu
rağmen
bir şeyin aksine olduğunu ifade eder
Whilst the price is high, the quality is excellent
Fiyatı yüksek olmasına rağmen kalitesi mükemmel
dışarıda
In scenebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ımm
In scenedüşünürken veya ne diyeceğimizden emin değilken çıkarılan ses
Erm I am not sure about this
Imm bundan emin değilim
etkili
In sceneistenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
yürürlüğe giren
çalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
tavır
In scenebir kişinin dışa vurduğu davranış biçimi
He has a calm demeanour
Sakin bir tavrı var
rastgele
In sceneplanlanmamış veya kontrol edilmeyen bir şekilde
I picked a book randomly
Rastgele bir kitap seçtim
içinde
In scenebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
neredeyse emin
In scenebir şeyin doğruluğundan oldukça emin olma durumu
I am pretty sure I locked the door
Kapıyı kilitlediğimden neredeyse eminim
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
başlamak
bir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
gerçek
In scenebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yakında
In scenekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
sunmak
In scenebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
doğru çıkmak
In scenebir şeyin gerçek veya doğru olduğunun anlaşılması
His story checks out
Onun hikayesi doğru çıktı
kontrol etmek
Doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
otelden ayrılmak
Faturayı ödeyip otelden çıkış yapmak
We checked out at noon
Öğlen otelden ayrıldık
göz atmak
Bir şeye veya birine bakmak
Check out this new car
Şu yeni arabaya bir bak
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
ödünç almak
bir kütüphaneden belirli bir süreliğine bir şey almak
I need to check out this book from the library
Bu kitabı kütüphaneden ödünç almam gerekiyor
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
önem
önem veya değer
It does not matter
Önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
sonları
In scenebir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
göz
In scenegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
muktedir
In scenebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
garip
In scenealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
dürüst
In scenedoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
aralıksız
durmadan veya ara vermeden
I worked for three hours straight
Üç saat aralıksız çalıştım
teşekkür
In sceneminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
sakin
In scenegüçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru veya kabul edilebilir olduğundan emin olmak
I need to check my answers
Cevaplarımı kontrol etmem gerekiyor
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
tahmin etmek
In scenekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
çok
In sceneçok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
berbat
In sceneçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
yani
In scenesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
buradan çık
In scenebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
söz
In scenebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
söz vermek
birine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
kaçınmak
In scenebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
adaletsiz
In sceneadil olmayan veya haksız
This decision is unfair
Bu karar adaletsiz