

The Good Place — Season 1 Episode 8
Words & meanings
530 words
CEFR level
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
çalışmak
In sceneişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
kalmak
In scenebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
funk
In scenegüçlü bir ritme sahip bir dans müziği tarzı
I love listening to funk music
Funk müzik dinlemeyi seviyorum
bunalım
kişinin mutsuz veya depresif hissetme durumu
She is in a funk today
Bugün bunalımda
maalesef
In sceneüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
tekrar tekrar
In scenebirçok kez gerçekleşen
He warned me repeatedly
Beni tekrar tekrar uyardı
varlık
In scenebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
an
In sceneçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
canayakın
In scenekomşulara karşı nazik ve yardımsever
They are very neighborly
Çok canayakınlar
terbiye
In scenekibar ve toplumsal olarak kabul edilebilir davranış
She had the decency to apologize
Özür dileyecek kadar terbiyeliydi
edep
kibar ve ahlaklı davranış
He has a sense of decency
Onun edep duygusu var
berbat olmak
In sceneçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
memnun
In scenememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
burnunu sokmak
In sceneistenmediği halde başkasının işlerine karışmak
Stop interfering in things that don't concern you
Seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmayı bırak
müdahale etmek
istenmediği halde bir duruma karışmak
Please do not interfere in my work
Lütfen işime müdahale etme
karışmak
istenmediği halde bir olayın içine girmek
I don't want to interfere in your private life
Özel hayatına karışmak istemiyorum
ücret
In scenebir hizmet karşılığında ödenen para
The entrance fee is ten dollars
Giriş ücreti on dolardır
ücret
bir hizmet için ödenen para
You have to pay an entry fee
Giriş ücretini ödemeniz gerekiyor
şeyler
In scenebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
halletmek
bir problemi çözmek veya zor bir durumla başa çıkmak
I will sort out the problem
Problemi halledeceğim
halletmek
bir sorunu çözmek veya bir durumu düzeltmek
I will sort out this problem soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
efsane
In scenebüyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
geçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
doğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
derece
In scenesıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
sonsuzluk
In scenesonu olmayan zaman
They promised to love each other for eternity
Birbirlerini sonsuza dek seveceklerine söz verdiler
tweet atmak
In scenebir sosyal medya sitesinde kısa mesaj paylaşmak
She tweeted the news
Haberi tweetledi
kuş cıvıltısı
küçük bir kuşun çıkardığı kısa ve tiz ses
I heard a tweet
Bir kuş cıvıltısı duydum
ciklemek
küçük bir kuş gibi kısa ve tiz ses çıkarmak
The bird started to tweet
Kuş ciklemeye başladı
satmak
In scenebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
kendini pazarlamak
başkalarının sizi değerli görmesini sağlayacak şekilde sunmak
You need to sell yourself during the job interview
İş görüşmesinde kendini pazarlaman gerekiyor
servis yapmak
In scenebirine yiyecek veya içecek sunmak
They serve breakfast at 8 AM
Kahvaltıyı sabah 8'de servis ediyorlar
görev yapmak
In scenebir kurum veya organizasyon için çalışmak
He served in the army for two years
İki yıl boyunca orduda görev yaptı
cezasını çekmek
bir suçun cezasını hapiste veya başka bir şekilde geçirmek
He must serve five years in prison
O beş yıl hapis cezasını çekmeli
servis atmak
raketli bir sporda sayıya başlamak için topa vurmak
It is your turn to serve
Servis atma sırası sende
aynı fikirde olmak
In sceneaynı görüşe veya karara sahip olmak
I agree with your decision
Kararına katılıyorum
hemfikir olmak
In scenebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
onaylamak
aynı şekilde düşündüğünü söylemek
He agreed with me
Beni onayladı
katılmak
aynı görüşe sahip olmak
Do you agree
Katılıyor musun
koku
In sceneburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
tespit etmek
In scenebir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
karar vermek
bir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
yarışmacı
In scenebir yarışmada mücadele eden kişi
The contestant won the first prize
Yarışmacı birinci ödülü kazandı
katılımcı
bir yarışmaya katılan kişi
She is a contestant in the singing contest
O, şarkı yarışmasında bir katılımcı
yüz yüze
insanların birbirine çok yakın olduğu durum
We spoke face to face
Yüz yüze konuştuk
yüz yüze
internet üzerinden değil şahsen görüşmek
Let's meet face to face
Yüz yüze buluşalım
yüz yüze
telefon veya internet yerine doğrudan biriyle olmak
They had a face to face meeting
Yüz yüze bir toplantı yaptılar
bekar kadın
In sceneevli olmayan kadın
She is a bachelorette
O bekar bir kadın
kesinlikle
In scenehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
hap
In sceneküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
hile
In scenebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
oo
In sceneşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
sık sık
In scenebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
parça
In scenebir şeyin kalın ve katı parçası
He cut a chunk of cheese
Bir parça peynir kesti
anında
In scenehemen, çok kısa süre içinde
The medicine worked instantly
İlaç anında etki etti
Soru
In sceneBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
felaket
In scenebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
berbat
In sceneçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
ortak ev sahibi
bir şeyi başka biriyle birlikte ağırlayan kişi
He is the co host of the party
Partinin ortak ev sahibi o
eş sunucu
bir etkinliği başka bir kişiyle birlikte sunan kişi
She is the co host of the show
Programın eş sunucusu o
ortak sunucu
bir televizyon veya radyo programını başka bir kişiyle sunan kimse
He is a popular co host of the morning show
O sabah programının popüler bir ortak sunucusu
eş sunucu
bir etkinliği başka biriyle birlikte sunan kişi
He is the co-host of the show
O şovun eş sunucusu
ekip
In scenebirlikte çalışan insan grubu
The film crew worked hard
Film ekibi çok çalıştı
mürettebat
birlikte çalışan insan grubu
The crew is ready
Mürettebat hazır
mürettebatta yer almak
bir teknenin veya geminin ekibinde görev yapmak
He likes to crew on sailing boats
O yelkenli teknelerde mürettebat olarak çalışmayı sever
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
deniz ürünleri çorbası
In scenesüt veya krema ile yapılan yoğun kıvamlı çorba
She made a delicious clam chowder
Lezzetli bir deniz ürünleri çorbası yaptı
maaş
In scenebir iş karşılığında kazanılan para
She earns a high salary
O yüksek bir maaş alıyor
maaş
iş karşılığında alınan düzenli ücret
He has a high salary
Maaşı yüksek
aylık
düzenli aralıklarla ödenen para
The salary is paid on time
Maaş zamanında ödeniyor
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
doğru yapmak
bir işi hatasız biçimde tamamlamak
I finally got the answer right
Cevabı sonunda doğru yaptım
aldı
In scenebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
-mesin diye
In scenebir şeyin gerçekleşmesini önlemek için
He left early lest he should be late
Geç kalmasın diye erken ayrıldı
gülümsemek
In sceneağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
In sceneyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
ruh eşi
bir ilişki için mükemmel şekilde uygun olan kişi
He is my soul mate
O benim ruh eşim
ruh eşi
duygusal olarak mükemmel bir uyum içinde olduğunuz kişi
I believe I have found my soul mate
Ruh eşimi bulduğuma inanıyorum
tişört
kısa kollu, gündelik bir üst giysi
I am wearing a white t-shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik gömlek
He bought a new t-shirt
Yeni bir tişört satın aldı
tişört
gündelik, kısa kollu bir gömlek
Do you have a blue t-shirt?
Mavi bir tişörtün var mı?
tişört
kısa kollu ve yakasız gündelik bir üst
This t-shirt is too big
Bu tişört çok büyük
tişört
yakasız ve kısa kollu günlük üst giysisi
I am wearing a white t shirt
Beyaz bir tişört giyiyorum
aramak
In scenebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
parıltı
In sceneyumuşak ve sabit bir ışık
The lamp gives a soft glow
Lamba yumuşak bir parıltı yayıyor
varsaymak
In scenebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
dolandırıcı
In scenebaşkalarını kandırarak para elde eden kişi
The grifter stole their money
Dolandırıcı onların parasını çaldı
kuzen
In scenehala, teyze, amca veya dayı çocukları
She is my cousin
O benim kuzenim
bağlılık
In scenebirine duyulan güçlü sevgi veya ilgi
Her devotion to her children is amazing
Çocuklarına olan bağlılığı şaşırtıcıdır
olumsuz
In scenekötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
olumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
opera
In sceneşarkı ve müzik içeren dramatik bir eser
I love watching opera
Opera izlemeyi severim
çok
In sceneçok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
berbat
çok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
yüz
In scene100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
tam anlamıyla
In scenekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
güzel
In scenebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
In sceneorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
şeftali rengi
In sceneyumuşak turuncu pembe arası bir renk
She wore a peach dress
Şeftali rengi bir elbise giydi
harika kişi
çok iyi veya hoş olan biri
She is a real peach
O gerçekten harika biridir
şeftali
tüylü kabuğu olan tatlı sarı veya pembe meyve
I love eating peaches
Şeftali yemeyi severim
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
kabus
In sceneçok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
kabus
korkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
yaşamak
In scenebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
beklemek
In scenebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
dışarı çık
bir yerden dışarı gelmek
Come on out and play
Dışarı gel ve oyna
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
emeklilik
In scenegenellikle yaş nedeniyle çalışmayı bıraktığınız dönem
He is planning his retirement
Emekliliğini planlıyor
kadar
In scenebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
In scenebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık