

The Good Place — Season 1 Episode 12
Words & meanings
621 words
CEFR level
çok
In sceneçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
saklamak
In scenebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
canlı
In sceneçalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
kap
In scenebir şeyleri koymak veya saklamak için kullanılan nesne
Put the food in a plastic container
Yiyecekleri plastik bir kaba koy
konteyner
eşyaları taşımak veya depolamak için kullanılan büyük kutu
They loaded the container onto the ship
Konteyneri gemiye yüklediler
şişlik
In scenebir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
açıkça
In scenekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
saçmalık
In scenedoğru olmayan veya saçma olan şey
That is total bs
Bu tamamen saçmalık
kandırmak
birini yalan söyleyerek aldatmak
Don't try to bs me
Beni kandırmaya çalışma
saçmalık
doğru olmayan veya mantıksız ifade
That story is total bs
O hikaye tamamen saçmalık
tarım
In scenebitki yetiştirme ve hayvan besleme işi
Agriculture is important for our economy
Tarım ekonomimiz için önemlidir
dışkı
In scenekatı hayvan veya insan dışkısı
The dog left a turd on the grass
Köpek çime bir dışkı bıraktı
hediye
In scenebirine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
sunmak
In scenebir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
pasta
In sceneun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
sürpriz
In scenebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
el çantası
In scenekadınların taşıdığı küçük çanta
She has a red handbag
Onun kırmızı bir el çantası var
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
mahalle
In scenebir kasaba veya şehirdeki bölge veya topluluk
I live in a quiet neighborhood
Sessiz bir mahallede yaşıyorum
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
yatmak
In scenebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He tried to nail her
Onunla yatmaya çalıştı
tırnak
parmak ucundaki sert ince tabaka
She painted her nails
Tırnaklarını boyadı
çivi
ince ve sivri metal parça
I hit the nail with a hammer
Çiviyi çekice vurdum
suçunu kanıtlamak
birinin suçlu olduğunu ispatlamak
The police finally nailed the thief
Polis sonunda hırsızın suçunu kanıtladı
ulaşmak
In scenebir yere varmak veya erişmek
We reached the hotel at midnight
Otele gece yarısı ulaştık
ulaşmak
biriyle iletişim kurmak
I cannot reach him by phone
Ona telefonla ulaşamıyorum
uzanmak
kolunu bir şeye erişmek için uzatmak
Can you reach that book
Şu kitaba uzanabilir misin
etkilemek
birinin duygularına ulaşmak
His words reach me
Sözleri beni etkiliyor
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
dava
In scenemahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
yer
In scenebaşka birinin yeri
He acted in her stead
Onun yerine hareket etti
görüş hattı
gözle görülebilen düz çizgi
The tree blocked my line of sight
Ağaç görüş hattımı kapattı
son teslim tarihi
In scenebir işin tamamlanması gereken son tarih veya saat
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
son teslim tarihi
bir işin tamamlanması gereken en son zaman
I have to finish this report before the deadline
Bu raporu son teslim tarihinden önce bitirmem gerekiyor
yönetmek
In scenebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
hava
In scenegenel bir his veya ortam
This room has a cool vibe
Bu odanın çok hoş bir havası var
etkilemek
birini belli bir şekilde etkilemek
She vibes with her colleagues
O çalışma arkadaşları üzerinde iyi bir etki bırakıyor
hissetmek
belirli bir ruh halini deneyimlemek
I am really vibing this music
Bu müziği gerçekten hissediyorum
keyif yapmak
rahatlayıp anın tadını çıkarmak
They are just vibing at the beach
Sahilde keyif yapıyorlar
her şeye gücü yeten
In scenebüyük güce sahip olan
God is almighty
Tanrı her şeye gücü yetendir
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
çekmek
In scenebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
suçsuz
In sceneyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
konuşma
In scenefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
kurmak
In scenebir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
kanıtlamak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
evet
In sceneevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
yıkım
In scenebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
sorun
In scenebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
teslim etmek
In scenebir belgeyi veya formu yetkili bir kişiye veya kuruma verme
You must submit your assignment today
Ödevinizi bugün teslim etmelisiniz
boyun eğmek
birinin otoritesini veya kontrolünü kabul etmek
He refused to submit to the enemy
Düşmana boyun eğmeyi reddetti
sunmak
resmi olarak değerlendirilmesi için fikir veya belge vermek
Please submit your application by Friday
Lütfen başvurunuzu cuma gününe kadar sunun
fedakâr
In scenebaşkalarını kendinden daha çok düşünen
She is very selfless
O çok fedakârdır
çalışmak
In scenebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konu hakkında bilgi edinmek için yapılan dikkatli inceleme
This study shows interesting results
Bu araştırma ilginç sonuçlar gösteriyor
kefalet
In scenebir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
aniden ayrılmak
bir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
popüler
In sceneşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
izlemek
In scenebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
kanıt
In scenebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
sorumsuz
In scenesorumluluk bilinci göstermeyen
He is very irresponsible
O çok sorumsuz
sorumsuz
davranışlarının sonuçlarını düşünmeyen
He was irresponsible with his money
Parası konusunda sorumsuzdu
tamamen
In sceneher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
içecek
In sceneiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
In scenevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
düz
In sceneeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
bakmak
birine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
She is taking care of her brother
Kardeşine bakıyor
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
In scenearkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
yürümek
In sceneayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
sürükleyici
In scenedikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
keyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
kendini koruma
kişinin kendisini zarar görmekten koruma eylemi
Self preservation is a basic instinct
Kendini koruma temel bir içgüdüdür
kendini koruma
kişinin kendini zarar görmekten koruma eylemi
It is just an act of self preservation
Bu sadece bir kendini koruma eylemi
tür
In scenekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
davranış
In scenebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
spin dersi
sabit bisikletlerle yapılan grup egzersiz dersi
I go to a spin class every Tuesday
Her Salı spin dersine gidiyorum
Cannonball Run
1981 yapımı bir Amerikan komedi filmi
We watched Cannonball Run last night
Dün gece Cannonball Run filmini izledik
şarkı söylemek
In scenesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
devam etmek
bir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
düşünmek
In scenebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
cennet
iyi insanların ölümden sonra gittiği varsayılan yer
Everyone hopes to go to a good place when they die
Herkes öldüğünde iyi bir yere gitmeyi umar
iyi bir durum
hayatta olumlu bir hal veya koşul
She is finally in a good place in her life
Sonunda hayatında iyi bir noktada
yan hak
In scenebir iş veya durum nedeniyle elde edilen ek avantaj
Free coffee is a great perk
Ücretsiz kahve harika bir yan haktır
canlanmak
daha mutlu veya enerjik hale gelmek
He perked up after the coffee
Kahveden sonra canlandı
garsonlar
In scenerestoranda yemek servisi yapan kişiler
The waiters were very polite
Garsonlar çok kibardı
kapmak
In scenebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
fikir
In scenebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
In scenezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
erkek arkadaş
In sceneromantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
In scenedüzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
istemek
In scenebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
kalmak
In scenevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
yanlışlıkla
istemeden veya kasıt olmadan
I deleted the file by accident
Dosyayı yanlışlıkla sildim
belki
In sceneihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
rahatlama
In sceneendişe veya acının azalmasıyla hissedilen rahatlık
I felt a great sense of relief
Büyük bir rahatlama hissettim
yardım
zor durumdaki insanlara sağlanan destek
They sent food relief to the area
Bölgeye gıda yardımı gönderdiler
mış gibi yapmak
In scenebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
önem
In sceneönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
In scenetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
kaçınılmaz
In sceneolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır