

The Sopranos — Season 1 Episode 3
Words & meanings
610 words
CEFR level
uzaklaşmak
In scenebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
adi herif
In scenesevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
pislik
kötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
sıkışmış
In scenezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
vitrin
In sceneeşya saklamak için rafları ve çekmeceleri olan bir mobilya
The breakfront is in the dining room
Vitrin yemek odasında
endişe
In scenebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
In scenebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba göstermek
I am tryin to learn English
İngilizce öğrenmeye çalışıyorum
tamam
In sceneyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
In scenedinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
düşünce
In scenezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
solmak
In scenekurumak veya gücünü yitirerek cansızlaşmak
The flowers began to wither in the sun
Çiçekler güneşte solmaya başladı
binmek
In scenebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
kabul edilmek
bir okula veya gruba girmeye hak kazanmak
I want to get in that university
O üniversiteye kabul edilmek istiyorum
girmek
bir araca veya binaya giriş yapmak
Get in the car now
Şimdi arabaya bin
varmak
bir yolculuktan sonra bir yere ulaşmak
What time does your train get in
Treniniz saat kaçta varacak
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
He tried to get in with her
Onunla cinsel ilişkiye girmeye çalıştı
etki etmek
birinin düşünce veya duygularını etkilemek
Do not let his negative comments get in
Olumsuz yorumlarının seni etkilemesine izin verme
üzerine yürümek
birine agresif bir şekilde yaklaşmak
Don't get in my face when you are angry
Sinirliyken üzerime gelme
dolandırıcılık
In sceneinsanları paralarını ellerinden almak için kandıran hileli yöntem
It was a telephone scam
Bu bir telefon dolandırıcılığıydı
dolandırmak
para almak için birini kandırmak
They tried to scam me
Beni dolandırmaya çalıştılar
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
oturmak
In scenebir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
bırakma noktası
In sceneinsanların veya eşyaların bırakıldığı yer
This is the drop off point for students
Burası öğrenciler için bırakma noktasıdır
bırakmak
bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
I will drop off the package
Paketi bırakacağım
düşüş
miktar veya seviyede ani azalma
There was a sharp drop off in sales
Satışlarda keskin bir düşüş oldu
gözden kaybolmak
görünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
bırakmak
birini bir yere götürüp orada bırakmak
I will drop you off at school
Seni okulda bırakacağım
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakmak
birini veya bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
Please drop me off at the school
Lütfen beni okulun orada bırak
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
beş parasız
In scenehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
kırdı
parçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
ayrılmak
bir ilişkiyi sona erdirmek
They broke up yesterday
Dün ayrıldılar
bıldırcın
In sceneküçük kısa kuyruklu bir av kuşu türü
We saw a quail in the field
Tarlada bir bıldırcın gördük
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
geçmiş
In scenezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
In scenesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
şimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
dinlemek
In scenesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
başa çıkmak
In scenebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
In sceneçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
iyilik
In sceneyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
skor
In scenebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
In scenebir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
nevresim
In sceneyatak üzerinde kullanılan örtü ve kılıflar
I washed the dirty bedding
Kirli nevresimleri yıkadım
yatak takımı
yatakta kullanılan çarşaflar ve örtüler
I need to change the bedding
Yatak takımını değiştirmem gerekiyor
yatak takımı
yatakta kullanılan çarşaf ve örtüler
We need to buy new bedding
Yeni yatak takımı almamız gerekiyor
tahsildar
In scenepara veya ödeme toplamakla görevli kişi
The tax collector came to the house
Vergi tahsildarı eve geldi
koleksiyoncu
hobi olarak bir şeyler toplayan kişi
He is a stamp collector
O bir pul koleksiyoncusudur
toplayıcı
bir şeyleri bir araya getiren makine veya araç
The dust collector keeps the workshop clean
Toz toplayıcı atölyeyi temiz tutar
koleksiyoncu
eşyaları biriktiren kişi
He is a famous stamp collector
O ünlü bir pul koleksiyoncusu
yapılı
In scenevücut yapısı ve boyutu
He is well-built
O yapılı biridir
inşa etti
parçaları birleştirerek yapmak
They built a house
Bir ev inşa ettiler
anlam
In scenebir kelimenin veya fikrin ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
yani
bir durumu açıklığa kavuşturmak için kullanılan ifade
It is hot I mean boiling
Hava sıcak yani kavurucu
kastetmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
önem
bir şeyin sahip olduğu değer veya amaç
This project has great meaning for me
Bu projenin benim için büyük bir önemi var
alıştırma
In scenebilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice the piano every day
Her gün piyano çalışırım
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
uygulama
toplumda veya bir grupta yaygın olan davranış biçimi
It is common practice to arrive on time
Zamanında gelmek yaygın bir uygulamadır
fırlatmak
In scenebir silahtan mermi veya nesne göndermek
The archer will shoot the arrow
Okçu oku fırlatacak
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
tüh
şaşkınlık veya hayal kırıklığı ifade eden hafif bir kelime
Oh shoot I forgot my keys
Tüh anahtarlarımı unuttum
pislik
In scenekaba veya sinir bozucu erkekler için kullanılan kaba bir tabir
He is such a prick
O tam bir pislik
batırmak
sivri bir uçla küçük bir delik açmak
I pricked my finger with a needle
Parmağıma iğne battı
sivri uç
bir bitki veya nesne üzerindeki küçük keskin nokta
The tool has a small sharp prick at the end
Aletin ucunda küçük keskin bir nokta var
penis
erkek cinsel organı
He injured his penis
O penisini incitti
sınav
In scenebilgi veya yeteneğin resmi olarak kontrol edilmesi
I have an exam tomorrow
Yarın bir sınavım var
kulak
In sceneişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
görüşürüz
In sceneayrılırken kullanılan gayri resmi bir veda ifadesi
I have to go now, see ya
Şimdi gitmem lazım, görüşürüz
kötü muamele etmek
In scenebirine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
In scenezararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
kakalamak
In scenebirini kaba bir şekilde itmek
He shoved me against the wall
Beni duvara doğru kaktı
itmek
birini veya bir şeyi sertçe itmek
Don't shove me
Beni itme
itmek
birini veya bir şeyi kuvvet uygulayarak ileri doğru hareket ettirmek
She shoved the box to the side
Kutuyu kenara itti
itme
sert ve kaba bir şekilde itme
He gave me a hard shove
Beni sertçe itti
terapist
In sceneruh sağlığı uzmanı için kullanılan argo terim
He talks to his shrink every week
O her hafta terapistiyle konuşur
çekmek
boyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
psikiyatrist
ruh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
küçülmek
küçülmek veya bir şeyi küçültmek
The market shrank last year
Piyasa geçen yıl küçüldü
umursamak
In scenebir şeyi önemsemek veya endişe duymak
I don't give a shit about what they think
Ne düşündüklerini umursamıyorum
işemek
In sceneidrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
sinirlendirmek
birini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
çiş
idrar
There is piss on the floor
Yerde çiş var
çarçur etmek
bir şeyi dikkatsizce veya aptalca harcamak
He pissed away his entire salary on gambling
Tüm maaşını kumarda çarçur etti
söylenmek
hoşnutsuzluk veya rahatsızlık ifade etmek
Stop pissing about the delay
Gecikme hakkında söylenmeyi bırak
bağış toplama etkinliği
In scenebir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They are organizing a fund raiser for the hospital
Hastane için bir bağış toplama etkinliği düzenliyorlar
hasar
In scenebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
çocuk
In scenegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
dolandırıcılık
In sceneinsanları paralarını almak için kandıran hile
People should be careful about online scams
İnsanlar çevrimiçi dolandırıcılıklara karşı dikkatli olmalıdır
her iki durumda da
In scenehangi seçenek olursa olsun
Either way, we will be late
Her iki durumda da geç kalacağız
rahatsız etmek
In scenebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
kasvetli
In sceneciddi, soğuk veya korkutucu
The news was grim
Haberler kasvetliydi
kasvetli
ciddi soğuk veya korkutucu
The future looks grim
Gelecek kasvetli görünüyor
kıskanç
In scenebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
yine de
In scenebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak
I am outta here
Ben buradan gidiyorum
şaplak atmak
In sceneelle sertçe vurmak
He smacked the table
Masaya şaplak attı
kötü konuşmak
birisi hakkında kaba veya kırıcı şeyler söylemek
He likes to talk smack about others
O başkaları hakkında kötü konuşmayı sever
eroin
eroin için kullanılan argo bir ifade
He struggled with his addiction to smack
Eroin bağımlılığıyla mücadele ediyordu
özel
In scenesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmışın dışında olan
This is a special day
Bugün özel bir gün
yani
In scenesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
yeniden başlamak
In scenebir kesintiden sonra tekrar işe koyulmak
We need to get back on our schedule
Programımıza geri dönmemiz gerekiyor
borçlu olmak
In scenebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
polis
In scenepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
In scenebir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
telefonda
In scenetelefon aracılığıyla konuşuyor olmak
He is on the phone right now
O şu an telefonda
telefonda
telefonla konuşuyor olmak
He is on the phone
O telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla görüşen
She is on the phone right now
O şu anda telefonda
bağımlı
In scenebir şeye aşırı derecede alışmış veya takıntılı olan kişi
He is a real fitness junkie
O gerçek bir fitness bağımlısı
deneme
In scenebir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
duruşma
birinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
alışkanlık
In scenedüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
cübbe
rahibe veya keşişlerin giydiği özel giysi
The nun wore a simple habit
Rahibe sade bir cübbe giymişti
dava
In sceneinsanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
neden
bir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
kurtulmak
In scenebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak veya onu elden çıkarmak
I need to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmam gerek
ödünç almak
In scenebirinin eşyasını geçici olarak kullanıp sonra geri vermek
Can I borrow your pen?
Kalemini ödünç alabilir miyim?
gerçekten
In sceneçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
In scenevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
kabuklu deniz ürünü
In scenegenellikle yiyecek olarak tüketilen kabuklu su canlısı
I am allergic to shellfish
Kabuklu deniz ürünlerine alerjim var
saçma
In sceneakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
akılsız
In scenezekası düşük olan veya yanlış kararlar veren
It was a stupid mistake
Bu akılsızca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zeki veya mantıklı olmayan
That was a stupid idea
Bu aptalca bir fikirdi
kafeterya
In sceneyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
uzak durmak
In scenebir şeyden veya birinden kaçınmak veya yaklaşmamak
You should keep away from fire
Ateşten uzak durmalısın
konser
In sceneizleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
konser
canlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
kıyafet
In scenevücudu örtmek için giyilen şeyler
She bought new clothing
Yeni kıyafetler satın aldı
uzlaşma
In scenebir anlaşmazlığı sona erdirmek için yapılan resmi anlaşma
They reached a settlement
Bir uzlaşmaya vardılar
yerleşim
insanların yaşadığı yer
It was a small fishing settlement
Küçük bir balıkçı yerleşimiydi
ilke
In scenebir şeyin nasıl işlediğini açıklayan temel fikir veya kural
The device works on a simple principle
Cihaz basit bir ilke ile çalışır
ilke
inanılan temel kural veya fikir
It is against my principles
Bu benim ilkelerime aykırı
prensip
bir konudaki temel düşünce veya kural
I agree with you in principle
Prensipte seninle aynı fikirdeyim
tesisatçı
In scenesu borularını ve giderleri tamir eden kişi
I called a plumber to fix the leak
Sızıntıyı tamir etmesi için bir tesisatçı çağırdım
tesisatçı
su borularını tamir eden kişi
The plumber fixed the pipe
Tesisatçı boruyu tamir etti
niyet etmek
In scenebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
artık
In sceneartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
kaptan
In scenebir gemiyi veya takımı yöneten kişi
The captain steered the ship safely
Kaptan gemiyi güvenli bir şekilde yönlendirdi
gururlu
In scenekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
yönetim
In scenebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
korumak
In scenebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
birini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
hasatçı
In sceneekinleri kesip toplayan kişi
The reaper worked in the field
Hasatçı tarlada çalıştı
çürümek
In sceneparçalanıp bozulmak
The fruit began to rot
Meyve çürümeye başladı