

The Sopranos — Season 1 Episode 7
Words & meanings
768 words
CEFR level
geri dönmek
In scenebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
geri almak
bir şeyi veya birini tekrar elde etmek
I need to get back my book
Kitabımı geri almam gerekiyor
sakristi
In scenekilisede kutsal eşyaların ve tören giysilerinin saklandığı oda
The priest prepared for mass in the sacristy
Rahip ayin için sakristide hazırlandı
toplamak
In sceneyere düşen veya dağınık eşyaları yerden kaldırmak
Please pick up your toys
Lütfen oyuncaklarını topla
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
ilişki başlatmak
biriyle yeni bir romantik birliktelik kurmak
He picked up a relationship with her
Onunla bir ilişki başlattı
bulmak
bir şeyi tespit etmek veya keşfetmek
They picked up a signal on the radar
Radarda bir sinyal buldular
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
aramak
birini telefonla aramak
I will pick you up later
Seni sonra arayacağım
devam etmek
ara verilmiş bir işe devam etmek
Let us pick up where we left off
Kaldığımız yerden devam edelim
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
alt kat
In scenebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
hasta
In scenekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
bisiklet
In sceneiki tekerlekli, binilen araç
I ride my bike to school
Okula bisikletle giderim
bisiklet sürmek
bir bisikleti kullanarak hareket etmek
She knows how to bike
O bisiklet sürmeyi biliyor
bisikletle gitmek
ulaşım için bisiklet kullanmak
I will bike to school
Okula bisikletle gideceğim
bisiklet
üzerine binilip sürülen iki tekerlekli taşıt
She rides her bike to school
O okula bisikletiyle gider
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
In scenebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
cevap
In scenebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
erzak
In scenegelecekte kullanmak üzere saklanan malzeme
They have enough provisions for the trip
Gezi için yeterli erzakları var
hüküm
bir anlaşmadaki kural veya gereklilik
This contract has a special provision
Bu sözleşmenin özel bir hükmü var
söylemek
In scenekelimeleri ağızla ifade etmek
I want to say something
Bir şey söylemek istiyorum
söylemek
kelimeleri sesli olarak ifade etmek
She is saying her name
O ismini söylüyor
konuşmak
bir konu hakkında söz söylemek
People are talking about it
İnsanlar bu konuda konuşuyor
çıkarmak
In scenebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
dışarı çıkarmak
birini sosyal bir amaçla veya randevuya götürmek
He wants to take out his girlfriend tonight
O bu gece kız arkadaşını dışarı çıkarmak istiyor
kredi çekmek
bankadan geri ödenmesi gereken borç para almak
I had to take out a loan for college
Üniversite için kredi çekmek zorunda kaldım
tamamen açık
In scenehiçbir sınırlama veya kısıtlama olmaksızın
The competition is wide open
Yarış tamamen açık
ardına kadar açık
hiçbir engel veya bariyer olmadan
The door was left wide open
Kapı ardına kadar açık bırakılmıştı
sınırsız
kısıtlanmamış veya kontrol edilmemiş
The possibilities are wide open
Olasılıklar sınırsız
temizlemek
In scenebir şeyi kirden arındırmak
I need to clean my room
Odamı temizlemem gerek
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
kir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
kural
In scenebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
ilgili olmak
In scenebir şeyle bağlantılı olmak
These rules pertain to all students
Bu kurallar tüm öğrencilerle ilgilidir
et
In scenegıda olarak kullanılan hayvan eti
I like meat
Eti severim
et
yiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
vajina
kadın cinsel organı için kullanılan argo bir terim
They used that word in a vulgar way
O kelimeyi kaba bir şekilde kullandılar
görevi görmek
In scenebirinin veya bir şeyin işlevini yerine getirmek
The sofa can act as a bed
Kanepe yatak görevi görebilir
iki yıl
In sceneiki yıl süren
I lived there for two years
Orada iki yıl yaşadım
karışıklık
In scenebir hata veya karmaşa durumu
There was a mix up with the dates
Tarihlerle ilgili bir karışıklık vardı
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often mix up these two words
Bu iki kelimeyi sık sık karıştırırım
karıştırmak
farklı şeyleri bir araya getirmek
You should mix up the ingredients
Malzemeleri karıştırmalısın
karışıklık
kafa karışıklığından kaynaklanan bir sorun
There was a mix up with our hotel booking
Otel rezervasyonumuzla ilgili bir karışıklık oldu
karışmak
bir işe veya olaya dahil olmak
He got mixed up in the trouble
O belaya karıştı
sonunda
In sceneuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
öğrenmek
In scenebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
kurcalamak
In scenebir şeyi sürekli parmaklarla çekip oynatmak
She kept picking at the loose thread on her shirt
Gömleğindeki sökük iplikle sürekli oynuyordu
eğitim
In sceneöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
kızgın
In scenebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
çıkmak
In scenebir yerden ayrılmak
I am outta here
Ben buradan gidiyorum
mobilya
In sceneevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
üzerine gelmek
In scenetehditkar bir şekilde birine veya bir şeye doğru ilerlemek
The storm was bearing down on us
Fırtına üzerimize geliyordu
tartışmalı
In sceneanlaşmazlığa veya tartışmaya neden olan
It is a controversial topic
Bu tartışmalı bir konu
biliyordu
In scenebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
düşünür
In scenebir konu hakkında görüş sahibi olmak
He thinks this is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyor
düşünmek
bir şeyin doğru olduğuna dair görüşe sahip olmak
He thinks the test is easy
O testin kolay olduğunu düşünüyor
South Park
In sceneAmerikalı yetişkinlere yönelik animasyon komedi dizisi
I watched South Park last night
Dün gece South Park izledim
milyarder
In sceneen az bir milyar doları olan kişi
He is a tech billionaire
O bir teknoloji milyarderi
milyarder
en az bir milyar doları olan kişi
He is a billionaire
O bir milyarder
milyarder
milyar dolardan fazla serveti olan kişi
She became a billionaire
O bir milyarder oldu
varlıklı kişi
en az bir milyar birim parası olan kimse
The billionaire lives in a mansion
O milyarder bir malikanede yaşıyor
rağmen
In scenezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
-a inmek
In scenedaha alçak bir yere veya bölgeye gitmek
He walked down to the beach
Sahile indi
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
kadar
bir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
sorumluluğunda
birinin görevinde veya yetkisinde olmak
The final decision is down to the manager
Nihai karar yöneticinin sorumluluğunda
kaynaklanmak
bir şeyin sebebi veya birinin sorumluluğunda olmak
The delay was down to the bad weather
Gecikme kötü havadan kaynaklandı
kalan
sadece belirli ve genellikle az bir miktar kalmış olmak
We are down to our last bottle of water
Son bir şişe suyumuz kaldı
geride
bir oyunda belirli bir puan farkıyla yeniliyor olmak
Our team is down to ten points
Takımımız on puan geride
kullanmak
In scenebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
zorunda
In scenebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
In scenebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
kibirliler
In scenekendilerini diğer insanlardan daha önemli gören kimseler
She is trying to impress the uppity-ups
O kibirlileri etkilemeye çalışıyor
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
ibne
In sceneeşcinsel erkekler için kullanılan saldırgan ve hakaret içerikli söz
Do not use that offensive word
O saldırgan kelimeyi kullanma
sigara
İngiliz İngilizcesinde gayriresmi sigara anlamına gelen kelime
Can you pass me a fag
Bana bir sigara uzatır mısın
şimdi
In sceneiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
oluşturmak
In scenebir bütünü meydana getirmek
These factors constitute a major problem
Bu faktörler büyük bir sorun oluşturuyor
internet
In scenetarayıcılar aracılığıyla erişilebilen küresel bilgisayar ağı
I found the information on the web
Bilgiyi internette buldum
örümcek ağı
örümceklerin böcekleri yakalamak için yaptığı yapışkan ağ
The spider is spinning a web
Örümcek ağ örüyor
yıldönümü
In scenegeçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
yıldönümü
bir olayın geçmişte gerçekleştiği tarih
Today is the anniversary of the war
Bugün savaşın yıldönümü
yıl dönümü
bir olayın anısını yaşatmak için her yıl kutlanan özel gün
We celebrated our wedding anniversary last night
Dün gece evlilik yıl dönümümüzü kutladık
yıl dönümü
bir olayın üzerinden geçen her tam yıl
This year marks the tenth anniversary of the foundation
Bu yıl kuruluşun onuncu yıl dönümü
şeyler
In sceneherhangi türden ögeler
I have many things to do today
Bugün yapacak çok şeyim var
şeyler
bir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
eşyalar
belirli türdeki nesneler
I have many things in my bag
Çantamda birçok eşya var
işler
durumlar veya faaliyetler
Things are going well today
Bugün işler iyi gidiyor
işler
genel durum veya olayların gidişatı
Things are going well
İşler yolunda gidiyor
neden
In scenehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
düz
In sceneeğrisiz ve seviyesi aynı olan yüzey
The table is flat
Masa düzdür
daire
bir binanın genellikle tek bir katında bulunan konut
I live in a small flat
Küçük bir dairede yaşıyorum
bemol
müzikte bir notayı yarım ses pesleştiren işaret
He played a B flat note on the piano
Piyanoda si bemol notasını çaldı
babet
topuğu olmayan veya çok az olan kadın ayakkabısı
She wears comfortable flats
O rahat babetler giyiyor
cenaze töreni
In sceneölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
derhal
In scenegecikmeden hemen gerçekleşen
We need an immediate answer
Derhal bir cevaba ihtiyacımız var
yakın
aile veya arkadaşlık açısından en doğrudan olan
I only invited my immediate family
Sadece yakın ailemi davet ettim
cep telefonu
In scenearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
küçük kız
In scenegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
geri akıntı
In scenebir dalgadan sonra geriye doğru akan su
The boat was caught in the backwash
Tekne geri akıntıya yakalandı
olasılık
In scenegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
söz vermek
In scenebirine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz
bir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
tıkanıklık
In scenehareketi veya akışı engelleyen şey
There is a stoppage in the pipe
Boruda bir tıkanıklık var
acımasız
In scenemerhameti veya acıması olmayan
He is a ruthless businessman
O acımasız bir iş adamıdır
acımasız
hiç acıma duygusu olmayan
The ruthless boss fired everyone
Acımasız patron herkesi kovdu
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
terapi
In scenezihinsel veya fiziksel bir durum için uygulanan tedavi
She goes to therapy once a week
Haftada bir kez terapiye gidiyor
tedavi
bir hastalığın veya yaralanmanın iyileşmesine yardımcı olan uygulama
She is starting physical therapy today
O bugün fizik tedaviye başlıyor
kapatmak
In scenebir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
kafasını boşaltmak
In scenebir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
soğutmak
birinin bir şeye olan ilgisini kaybetmesine neden olmak
His bad temper turned her off
Kötü huyu onu soğuttu
sapak
ana yoldan ayrılan küçük yol
Take the next turn off
Bir sonraki sapağa girin
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kapatmak
bir cihazı düğmeye basarak durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapat
sapmak
seyahat edilen yoldan veya patikadan ayrılmak
Turn off the highway at the next exit
Bir sonraki çıkıştan otobandan sap
soğutmak
birinin ilgisini kaybetmesine veya tiksinmesine neden olmak
His rude behavior turned me off
Onun kaba davranışı benden soğuttu
kapatmak
bir cihazın veya akışın çalışmasını durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapat
sabah
In scenegünün erken saatleri
Good mornin!
Günaydın!
günaydın
sabahları kullanılan gayriresmi selamlaşma sözü
Mornin how are you
Günaydın bugün nasılsın
sabah
günün güneşin doğuşundan öğleye kadar olan ilk bölümü
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
neler oluyor
neler olduğunu sormak için kullanılan argo ifade
What's poppin
Neler oluyor
çok hareketli
heyecan verici ve canlı olan
The party is poppin
Parti çok hareketli
belirmek
aniden ortaya çıkmak
New ideas keep poppin up
Yeni fikirler sürekli ortaya çıkıyor
popüler
çok popüler veya başarılı olan
The new club is totally poppin
Yeni gece kulübü gerçekten çok popüler
anal seks yapmak
In sceneanüs yoluyla cinsel birleşmede bulunmak
They cornholed each other
Birbirlerine anal seks yaptılar
açık
In scenegereken miktardan daha az olan tutar
There is a budget deficit this year
Bu yıl bütçede açık var
toplam
In scenebir şeyin toplam miktarı
The aggregate score was 5-3
Toplam skor 5-3'tü
bir araya getirmek
farklı parçaları toplayıp tek bir bütün oluşturmak
The company will aggregate all the data
Şirket tüm verileri bir araya getirecek
mutsuz
In sceneçok üzgün veya rahatsız hissetme durumu
He felt miserable after the bad news
Kötü haberden sonra kendini çok mutsuz hissetti
perişan
çok mutsuz veya kederli
She felt miserable all day
Tüm gün boyunca perişan hissetti
çok
In scenebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çöp
In sceneatılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
çöp
In sceneistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kalitesiz
çok düşük nitelikli
This movie is total garbage
Bu film tamamen kalitesiz
ciddiyetle
In sceneiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
şaka yapmadan veya samimi bir şekilde
He is taking the situation seriously
Durumu ciddiyetle ele alıyor
düz
In sceneeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
aralıksız
durmadan veya ara vermeden
I worked for three hours straight
Üç saat aralıksız çalıştım
yaralı
In scenefiziksel olarak zarar görmüş veya incinmiş
The wounded soldier walked slowly
Yaralı asker yavaşça yürüdü
yaralı
fiziksel olarak zarar görmüş kişi
The wounded man is in the hospital
Yaralı adam hastanede
yaralılar
kaza veya savaşta zarar görmüş insanlar
They helped the wounded after the accident
Kazadan sonra yaralılara yardım ettiler
yara
vücutta hasar görmüş bölge
He has a deep wound on his leg
Bacağında derin bir yara var
çocuk doktoru
In sceneçocukları tedavi eden doktor
I took my son to the pediatrician
Oğlumu çocuk doktoruna götürdüm
kaçırmak
In scenebirini zorla alıp götürmek
The criminals tried to abduct the child
Suçlular çocuğu kaçırmaya çalıştı
beceri
In scenebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
diş teli
In scenedişleri düzeltmek için kullanılan cihaz
She wears braces to straighten her teeth
O dişlerini düzeltmek için diş teli takıyor
diş teli
dişleri düzeltmek için kullanılan araç
I have braces
Diş tellerim var
onur ödülleri
In sceneokulda yüksek başarı için verilen ödüller
She received honors for her hard work
O çok çalışması karşılığında onur ödülleri aldı
onurlandırmak
birine büyük saygı göstermek
They honor the winners
Kazananları onurlandırıyorlar
onur
özel bir görev veya ayrıcalık
It was a great honor to accept the award
Ödülü kabul etmek büyük bir onurdu
tören
özel bir etkinlik veya saygı ifadesi
He was buried with military honors
Askeri törenle gömüldü
ödemek
In scenebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
çıkmak
In scenebir yerden dışarı çıkmak veya ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
söyleyebilmek
bir şeyi güçlükle söylemek
She could not get the words out
Kelimeleri söyleyemedi
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
kaytarmak
istenmeyen bir işi yapmaktan kaçınmak
He tried to get out of cleaning his room
Odasını temizlemekten kaytarmaya çalıştı
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the house immediately
Lütfen derhal evden çıkın
yayılmak
bir haberin veya bilginin pek çok kişi tarafından duyulması
The news will get out eventually
Haber sonunda yayılacak
kurtulmak
bir durumdan kaçıp gitmek
He wants to get out of this bad situation
Bu kötü durumdan kurtulmak istiyor
çıkmak
bir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
kalkmak
In sceneyataktan kalkmak veya ayağa kalkmak
I get up at 7 AM
Sabah 7'de kalkarım
cesaretini toplamak
bir şeyi yapmak için gereken cesareti toplamak
I finally got up the courage to speak
Sonunda konuşma cesaretini topladım
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma ulaşmak
You need to get up to the second floor
İkinci kata çıkman gerekiyor
yüzleşmek
In scenebiriyle zorlayıcı bir şekilde karşı karşıya gelmek
I decided to confront him about the lie
Yalanı hakkında onunla yüzleşmeye karar verdim