

The Sopranos — Season 1 Episode 10
Words & meanings
777 words
CEFR level
muhtemelen
In scenebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
hmm
In scenedüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
mmm
yemek yerken zevk göstermek için çıkarılan ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu pasta çok lezzetli
ayırmak
In scenebirini veya bir şeyi birbirinden uzaklaştırmak
They are separating the papers
Kağıtları ayırıyorlar
zaman harcamak
In scenebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
evlenmek
In sceneevlilik bağıyla bağlanmak
They want to get married
Evlenmek istiyorlar
zebra
In sceneata benzeyen siyah ve beyaz çizgili bir hayvan
The zebra has black and white stripes
Zebranın siyah ve beyaz çizgileri vardır
neden
In scenehangi sebeple
How come you are late
Neden geç kaldın
nasıl oldu da
hangi sebeple veya nasıl olduğu sorulurken kullanılır
How come you are late?
Nasıl oldu da geç kaldın?
merak
In scenebir şeyi öğrenme veya anlama isteği
I have an interest in science
Bilime karşı merakım var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
sosyoloji
In sceneinsan toplumunu ve sosyal davranışları inceleyen bilim dalı
He is studying sociology at university
Üniversitede sosyoloji okuyor
bahse girmek
In scenebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
In scenebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahis
yanılırsan para ödeyeceğin bir anlaşma
I made a bet with him
Onunla bir bahis yaptım
mükemmel
In sceneçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
ay
In sceneyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
öldürdü
In scenebirinin veya bir şeyin yaşamına son vermek
He killed the spider
Örümceği öldürdü
öldürdü
bir insanın veya hayvanın yaşamını sona erdirmek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
konuşmak
In scenebiriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
ait olmak
In scenebirinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
üye olmak
bir gruba veya topluluğa dahil olmak
She belongs to a sports club
O bir spor kulübüne üye
ait olmak
bir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
In scenebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
Sorun değil
In sceneteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
In sceneherhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
vay
In sceneşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
adamlar
In sceneerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
gerçek
In scenevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
Tır
In sceneYarı römorklu büyük kamyon
A semi drove down the highway
Otobanda bir tır ilerliyordu
oraya in
In scenebir yerden aşağıya veya uzak bir yere gitmek
Please get down there and check the basement
Lütfen oraya in ve bodrumu kontrol et
kısa bir süre
In scenekısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
yüklenici
In scenebir işi yapmak için tutulan kişi
The contractor will finish the work
Yüklenici işi bitirecek
beklemek
In scenebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
garip
In scenealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call the dog Rex
Köpeğe Rex diyorlar
aramak
telefonla bağlantı kurmak
I call him every day
Onu her gün ararım
seslenmek
birine yüksek sesle bağırmak
He calls out to his friend
Arkadaşına sesleniyor
seslenmek
birine seslenmek veya bir şeyler söylemek
He is callin me now
O şu an bana sesleniyor
sonuçlanmak
In scenebir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
varmak
In scenebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
gelince
In scenebir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yerleşmek
biriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
etkileyici
In scenegüçlü ve çekici özelliklere sahip olan
He has a lot goin on
Onun çok etkileyici bir havası var
çekinmeyin
In scenebir şeyi yapmakta özgür olduğunu belirtmek için kullanılır
Feel free to call me
Beni aramaktan çekinmeyin
hayran bırakmak
In scenebirini çok etkilemek
Her performance blew me away
Performansı beni hayran bıraktı
gelip almak
In scenebirini veya bir şeyi bulunduğu yerden alıp getirmek
Can you come get me from the station
Beni istasyondan gelip alabilir misin
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
In scenebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
-den beri
In scenegeçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
In scenegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
iki kez
In sceneiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
çözmek
In scenebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
keyif
In scenemutlu veya memnun olma duygusu
Reading gives me great enjoyment
Okumak bana büyük keyif veriyor
anlaşıldı
In scenebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım
her seferinde
In scenebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
ana kayıt
In scenebir şarkının kaydedilen ilk ve en yüksek kaliteli versiyonu
The artist owns the rights to the master recording
Sanatçı ana kaydın haklarına sahiptir
skor
In scenebir oyundaki puanların toplamı
The score is two to one
Skor ikiye bir
elde etmek
bir şeyi kazanmak veya almak
He managed to score two tickets to the game
Maça iki bilet almayı başardı
film müziği
bir film veya oyun için yazılmış müzik
The movie has an amazing score
Filmin müzikleri harika
yirmi
yirmi adetlik bir grup
A score of birds flew past
Yirmi kuş yanımızdan uçup geçti
geri dönmek
In scenebir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
dönüş yapmak
birine daha sonra bilgi vermek amacıyla cevap yazmak veya aramak
I will get back to you later
Sana daha sonra dönüş yapacağım
tekrar başlamak
bir işi yeniden yapmaya başlamak veya eski bir konuya geri dönmek
Let us get back to our work
İşimize tekrar başlayalım
geri dönmek
bir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
bırakmamak
In scenebir şeyi elinde tutmaya devam etmek
You should hang onto your receipt
Fişi saklamalısın
geri gitmek
In sceneözellikle bir araçla ters yöne doğru ilerlemek
Please back up the car
Lütfen arabayı geri götür
geri gitmek
ters yönde hareket etmek
Please back up the car
Lütfen arabayı geri sür
desteklemek
birine veya bir şeye destek olmak
I will back you up
Seni destekleyeceğim
tıkanmak
birikip hareket edemez hale gelmek
Traffic started to back up behind the truck
Kamyonun arkasında trafik tıkanmaya başladı
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere saklanan kopya
I need a back up of this file
Bu dosyanın bir yedeğine ihtiyacım var
ayağa kalkmak
düştükten sonra tekrar ayağa kalkmak
He fell but backed up quickly
O düştü ama hemen ayağa kalktı
geri geri çıkmak
yukarı doğru geri gitmek
The truck backed up the hill
Kamyon yokuşu geri geri çıktı
yedeklemek
bilgisayar dosyalarının kaybolmaması için ek bir kopyasını oluşturmak
You should back up your files
Dosyalarını yedeklemelisin
yedeklemek
verileri başka bir yere kopyalamak
I always back up my files
Dosyalarımı her zaman yedeklerim
yedek
asıl olanın bulunmadığı durumlarda kullanılan kişi veya şey
We need a back up if she cannot come
Gelemezse bir yedeğe ihtiyacımız var
Diklenmek
Kızıp savunmaya geçmek
He starts to back up when I criticize him
Onu eleştirdiğimde diklenmeye başlıyor
Tekrar çalıştırmak
Bir şeyi yeniden işler hale getirmek
We need to back up the machine
Makineyi tekrar çalıştırmamız gerekiyor
iç
In sceneiçte bulunan veya zihinle ilgili olan
She has a strong inner peace
Onun güçlü bir iç huzuru var
akşam yemeği
günün ana akşam öğünü
We will have dinner at seven
Saat yedide akşam yemeği yiyeceğiz
et suyu sosu
In sceneyemeklerle birlikte sunulan lezzetli sıvı sos
He poured gravy over the meat
Etin üzerine et suyu sosu döktü
ekstra fayda
beklenmedik bir avantaj veya bonus
The extra day off was just gravy
Fazladan bir gün izin sadece ekstra bir faydaydı
meni
erkek üreme sıvısı
Some slang uses gravy to mean semen
Bazı argolarda gravy meni anlamına gelir
şüpheli
In scenedürüst görünmeyen veya tuhaf
This deal feels hinky
Bu anlaşma şüpheli geliyor
komşu
In sceneyakınınızda yaşayan kimse
He is my new neighbor
O benim yeni komşum
komşu
yakın bir evde veya dairede oturan kimse
My neighbor is very kind
Komşum çok nazik
mahalle sakini
yakın çevrede ikamet eden kimse
He is a friendly neighbor
O dost canlısı bir mahalle sakini
uzay roketi
In sceneuzaya yolculuk yapan araç
The rocket traveled to space
Uzay roketi uzaya seyahat etti
roket firması
roket üreten veya satan iş yeri
They launched a new rocket company
Yeni bir roket firması kurdular
fırlamak
bir şeyin aniden ve hızla yükselmesi veya artması
Prices rocketed last month
Fiyatlar geçen ay fırladı
fırlamak
bir yöne doğru çok hızlı hareket etmek
The car rocketed past us
Araba yanımızdan hızla fırladı
börülce
In sceneortasında siyah bir nokta bulunan küçük bir fasulye türü
I made a salad with black-eyed peas
Börülce salatası yaptım
isim
In scenebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
elde etmek
In scenebir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
kısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
ukulele
In scenedört telli, gitara benzeyen küçük bir çalgı
He plays the ukulele
O, ukulele çalıyor
ukulele
dört telli küçük gitar benzeri çalgı
She plays the ukulele beautifully
O çok güzel ukulele çalıyor
şirin
In scenehoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
yanlış
In sceneahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
In sceneuygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
hakkında konuşmak
In scenebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
bile
In sceneşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
mahkeme
In sceneyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
saray
kral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
ağlamaklı
In sceneağlamış veya ağlamak üzere olan
She felt weepy-eyed after the movie
Filmden sonra kendini ağlamaklı hissetti
söylemek
In scenebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
fikrini belirtmek
In scenebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
finanse etmek
In scenebir projeye veya girişime para sağlamak
The investors decided to bankroll the new startup
Yatırımcılar yeni girişimi finanse etmeye karar verdi
nakit
harcanmaya hazır olan para
He used his whole bankroll for the trip
Seyahat için tüm nakdini kullandı
takım elbise
In scenebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
keyif almak
In scenebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
gerçek
In scenegerçek veya doğru
Is this website legit?
Bu web sitesi gerçek mi?
ateşli silah
In scenemermi atan silah
He owns a firearm
Onun bir ateşli silahı var
tutmak
In scenebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
dikkat çekici
In scenebir şey hakkında daha fazla bilgi edinme isteği uyandıran
This discovery is very interesting
Bu keşif çok dikkat çekici
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
dikkat çekici
ilgi ve merak uyandıran
He gave an interesting performance
Dikkat çekici bir performans sergiledi
başladı
In scenebir şeyi yapmaya başlamak
She started to sing
Şarkı söylemeye başladı
başladı
belli bir duruma gelmeye başlamak
It started to rain
Yağmur yağmaya başladı
başlattı
bir şeyi başlatmak
He started the engine
Motoru çalıştırdı
başladı
bir eylemi yapmaya girişmek
He started the work yesterday
İşe dün başladı
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
-malı / -meli
In scenebir şeyin iyi bir fikir olduğunu belirtmek için kullanılır
You oughta see a doctor
Bir doktora görünmelisin
ödedi
In scenebir şey karşılığında para vermek
He paid for the meal
Yemeğin parasını ödedi
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
ücret aldı
emeğinin karşılığını almak
They were paid for the work
İş için ücret aldılar
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
ücreti ödenmiş
yapılan iş karşılığında para verilmiş
She is a paid worker
O ücretli bir çalışan
makyaj
In scenegörünümü güzelleştirmek için kullanılan madde
She wears makeup every day
Her gün makyaj yapar
makyaj malzemeleri
yüzü süslemek için kullanılan ürünler
I bought new makeup
Yeni makyaj malzemeleri aldım
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
sinirlendirmek
In scenebirini kızdırmak
Stop pissing me off
Beni sinirlendirmeyi bırak
işemek
In sceneidrar yapmak
He needs to piss
İşemesi gerekiyor
çiş
idrar
There is piss on the floor
Yerde çiş var
çarçur etmek
bir şeyi dikkatsizce veya aptalca harcamak
He pissed away his entire salary on gambling
Tüm maaşını kumarda çarçur etti
söylenmek
hoşnutsuzluk veya rahatsızlık ifade etmek
Stop pissing about the delay
Gecikme hakkında söylenmeyi bırak
akşam yemeğinden sonra
In sceneakşam yemeğinin bitiminden sonraki zaman
I have tea after dinner
Akşam yemeğinden sonra çay içerim
akşam yemeği
In scenegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz