

The Walking Dead — Season 1 Episode 1
Words & meanings
509 words
CEFR level
ön
In sceneileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
liderlik etmek
bir grubun veya projenin başında yer almak
He will front the team
Takıma o liderlik edecek
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
sızlanmak
In scenememnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
sürtük
In scenebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
bugün
In sceneiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yaygın
In scenesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
gelmek
bir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
biraz
In scenebir dereceye kadar
I'm kinda tired
Biraz yorgunum
tür
In scenebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
propan
In sceneısıtma ve pişirme için kullanılan bir gaz
Propane is used for heating
Propan ısıtma için kullanılır
merak etmek
In scenebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
harika
şaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
mucize
hayranlık uyandıran olay veya nesne
It is a wonder that he survived
Hayatta kalması bir mucize
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
şaplak atmak
In sceneelle sertçe vurmak
He smacked the table
Masaya şaplak attı
kötü konuşmak
birisi hakkında kaba veya kırıcı şeyler söylemek
He likes to talk smack about others
O başkaları hakkında kötü konuşmayı sever
kız
In scenegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
Look at that chick over there
Şuradaki kıza bak
kız
genç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
She is a cool chick
O havalı bir kız
civciv
özellikle tavuk yavrusu olan küçük kuş
The chick is yellow
Civciv sarıdır
yaklaşmak
In scenebirine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
ıslak
In scenesu veya başka bir sıvı ile kaplı
The grass is wet
Çimler ıslak
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Wet the cloth first
Önce bezi ıslat
hatalı
bir konuda tamamen yanlış düşünme durumu
You are completely wet if you think that
Bunu düşünüyorsan tamamen hatalısın
atış talimi
atış yeteneğini geliştirmek için yapılan çalışma
He does target practice every week
Her hafta atış talimi yapar
küçük kız
genç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
dürbün
In scenegörmek veya ölçmek için kullanılan cihaz
He looked through the scope
Dürbünden baktı
incelemek
bir şeye dikkatlice bakmak
He scoped out the area
Alanı inceledi
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
güvenlik
In scenezarar görmekten korunma durumu
Safety is very important
Güvenlik çok önemlidir
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet
silahın veya makinenin yanlışlıkla çalışmasını engelleyen düzenek
She released the safety
Emniyeti açtı
yapacak
In scenegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
şerif
In sceneyasaları uygulamakla görevli seçilmiş yetkili
The town elected a new sheriff
Kasaba yeni bir şerif seçti
şerif
In scenebir bölgedeki kolluk kuvveti görevlisi
The sheriff is looking for the thief
Şerif hırsızı arıyor
tekrar etmek
In scenebir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrarlamak
bir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
rastgele
In scenebelirgin bir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
It was a random encounter
Rastgele bir karşılaşmaydı
rastgele
bir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
I picked a random number
Rastgele bir sayı seçtim
yabancı
tanımadığınız kişi
A random messaged me
Bir yabancı bana mesaj attı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
ölmek
In scenehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
rahat
In scenesıcak ve huzurlu
This room is very cozy
Bu oda çok rahat
kılıf
bir şeyi sıcak tutan yumuşak kaplama
Put a cozy on the teapot
Çaydanlığa kılıf geçir
rahat
hoş sıcak ve konforlu olan
This room is very cozy
Bu oda çok rahat
yer
In scenebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
daha güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
This road is safer
Bu yol daha güvenli
daha güvenli
daha az tehlikeli veya riskli olan
It is safer to stay at home
Evde kalmak daha güvenli
daha güvenli
tehlikeli olmayan veya daha az riskli
This street is safer at night
Bu sokak geceleyin daha güvenli
seçmek
In scenebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
birim
In scenebir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birlik
daha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
polis
In sceneyasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman is here
Polis burada
polis memuru
yasaları uygulamakla görevli kişi
He is a policeman
O bir polis memuru
polis memuru
emniyet teşkilatında görevli erkek memur
The policeman directed the traffic
Polis memuru trafiği yönetti
polis
yasaları uygulamakla görevli kişi
The policeman stopped the car
Polis arabayı durdurdu
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
sabırsız
In scenesakince bekleyemeyen
He is very impatient
O çok sabırsızdır
vazo
In sceneçiçek koymak için kullanılan süslü kap
The flowers are in the vase
Çiçekler vazoda
yenilmek
In scenebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
yitirmek
artık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
aktif
In sceneçok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
aktif
şu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
gelmek
varmak veya görünmek
A new opportunity will come along soon
Yakında yeni bir fırsat çıkacak
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
Do you want to come along
Beraber gelmek ister misin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
uğruna
In scenebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
kalkmak
yataktan kalkmak veya ayağa kalkmak
I get up at 7 AM
Sabah 7'de kalkarım
cesaretini toplamak
bir şeyi yapmak için gereken cesareti toplamak
I finally got up the courage to speak
Sonunda konuşma cesaretini topladım
kılık
giyilen bir kıyafet takımı
She wore a funny get-up to the party
Partiye komik bir kılıkla geldi
bir şeyle meşgul olmak
bir faaliyetin veya durumun içinde yer almak
What are you getting up to today?
Bugün nelerle meşgulsün?
insanlar
In scenebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
şeyler
In scenegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
dışarıdan
In scenebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
In scenebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
et
In sceneinsan veya hayvan vücudunun yumuşak kısımları
The knife cut through the flesh
Bıçak eti kesti
et
insanın veya hayvanın vücudunda derinin altındaki yumuşak kısım
Humans have bones and flesh
İnsanların kemikleri ve etleri vardır
bizzat
birinin fiziksel olarak karşımızda olması
I finally saw the actor in the flesh
Aktörü sonunda bizzat gördüm
kullanmak
In scenebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
yürümek
In sceneayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
doğmuş
In scenedünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
güneye giden
In scenegüney yönüne doğru ilerleyen
The southbound train is delayed
Güneye giden tren gecikti
son
In scenediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
ihtiyaç
In scenegerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
ihtiyaç duymak
In scenegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
de değil
In sceneolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
sabit
In scenedeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sabit tutmak
bir şeyi veya birini daha az titrek veya daha dengeli hale getirmek
Hold the ladder steady
Merdiveni sabit tut
geçmek
bir alanın içinden geçmek, genellikle bir uyarı olarak kullanılır
Please come through
Lütfen geçin
başarmak
istenilen bir sonucu elde etmek veya sözünü tutmak
He came through for us
Bizim için durumu kurtardı
sözünü tutmak
birine verilen sözü yerine getirmek
He came through for us in the end
Sonunda bize karşı sözünü tuttu
özellikle
In scenediğerlerinden daha fazla veya çok
I love fruit, especially apples
Meyveleri severim, özellikle elmaları
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
müsait
In scenekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
uzay
In sceneDünya atmosferinin dışındaki bölge
He wants to go to space
Uzaya gitmek istiyor
alan
boş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
bitmek bilmeden
In scenehiç durmadan
She talked endlessly
Bitmek bilmeden konuştu
ısırmak
In scenebir şeyi kesmek veya incitmek için dişleri kullanmak
Be careful, the dog might bite
Dikkat et, köpek ısırabilir
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
kabul etmek
riskli bir teklifi onaylamak
He decided to bite on the offer
O teklifi kabul etmeye karar verdi
ısırılmak
bir hayvanın dişleriyle yaralanmak
He was afraid of being bitten by the dog
Köpek tarafından ısırılmaktan korkuyordu
derhal
In scenegecikmeden hemen gerçekleşen
We need an immediate answer
Derhal bir cevaba ihtiyacımız var
kalorifer kazanı
In sceneısı üreten cihaz
The furnace keeps the house warm
Kalorifer kazanı evi sıcak tutar
silah sesi
In scenebir silahın ateşlenmesiyle çıkan ses
I heard a gunshot
Bir silah sesi duydum
uyarmak
In scenebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
kıyafetler
In scenevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
keskin
In scenekesici bir kenarı olan
The knife is very sharp
Bıçak çok keskin
zeki
çabuk anlayan ve akıllı
She is a sharp student
O zeki bir öğrenci
tam
tam vaktinde olan
We start at nine sharp
Dokuzda tam başlıyoruz
donuk
zeki veya akıllı olmayan
He is not very sharp
O pek zeki değil
paniklemek
In sceneaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
aniden çıkmak
hızlıca veya aniden dışarı çıkmak
She popped out for a minute
Bir dakikalığına dışarı çıktı
fırlamak
dışarıya doğru çıkıntı yapmak
His eyes popped out in surprise
Şaşkınlıktan gözleri fırladı
birden belirmek
aniden ortaya çıkmak
A cat popped out from behind the bush
Çalıların arkasından birden bir kedi belirdi