

The Walking Dead — Season 6 Episode 4
Words & meanings
424 words
CEFR level
sohbet etmek
In scenegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
saçmalık
In sceneaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total horseshit
Bu tamamen saçmalık
geri
In sceneönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
yığın
In scenebir şeyin büyük miktarı
I have a load of work
Çok fazla işim var
yüklemek
bir şeyi bir makineye veya araca yerleştirmek
Load the luggage into the car
Bagajları arabaya yükle
meni
boşalma sırasında salgılanan sperm içeren sıvı
The doctor examined the load
Doktor meni örneğini inceledi
servet
sahip olunan çok miktarda para
He has a load of money
Onun çok parası var
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
In scenebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
bağırmak
In sceneçok yüksek sesle konuşmak veya seslenmek
Don't shout at me
Bana bağırma
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
kabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
yulaf ezmesi
In scenegıda olarak kullanılan öğütülmüş yulaf
I eat oatmeal for breakfast
Kahvaltıda yulaf ezmesi yerim
yulaf lapası
yulafın su veya sütte pişirilmesiyle yapılan yumuşak yiyecek
I eat oatmeal for breakfast
Kahvaltıda yulaf lapası yerim
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
çikolata
In scenekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
psikopat
In sceneempati yeteneği olmayan ve antisosyal davranan kişi
He is a psychopath
O bir psikopat
yıl
In scene12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
ek olarak
bir şeye ek olarak
On top of the rain, it was cold
Yağmura ek olarak hava soğuktu
üzerinde
bir şeyin daha yüksek konumunda
The book is on top of the desk
Kitap masanın üzerinde
hâkim
bir durumun kontrolünü elinde tutan
She is on top of her work
İşine tamamen hâkim
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
yabancı
In scenetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
yabancı
tanımadığınız kimse
Don't talk to a stranger
Yabancılarla konuşma
tanımadık kişi
kim olduğunu bilmediğiniz insan
A stranger asked me for directions
Tanımadık bir kişi bana yol sordu
keskin
In scenekesici bir kenarı olan
The knife is very sharp
Bıçak çok keskin
zeki
çabuk anlayan ve akıllı
She is a sharp student
O zeki bir öğrenci
tam
tam vaktinde olan
We start at nine sharp
Dokuzda tam başlıyoruz
donuk
zeki veya akıllı olmayan
He is not very sharp
O pek zeki değil
burger köftesi
In sceneet veya sebzeden yapılmış yassı yuvarlak köfte
Grill the burger for five minutes
Burger köftesini beş dakika pişir
burger
içinde köfte olan bir sandviç
I ate a burger for lunch
Öğle yemeği için burger yedim
hamburger
ekmek arasında sunulan yuvarlak et parçası
The burger is too salty
Hamburger çok tuzlu
hamburger
ekmek içinde et veya sebzeden oluşan yuvarlak yiyecek
He likes fish burgers
Balık hamburgerini sever
tamamlamak
In scenebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
tamamen
In sceneçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
tarih
In scenegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
tarihçe
olayların geçmişe dair yazılı anlatımı
The building has a long history
Binanın uzun bir tarihçesi var
buluşmak
In scenebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
yönlendirmek
In scenebir şeyin yolunu veya yönünü değiştirmek
Please redirect your mail to my new address
Lütfen postalarımı yeni adresime yönlendirin
israf etmek
In scenebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
tarif edilemez
In scenebetimlenemeyecek kadar büyük veya aşırı
She felt unspeakable joy
Tarif edilemez bir mutluluk hissetti
atmak
In scenebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
kaçınmak
In scenebirinden veya bir şeyden uzak durmak
He tried to evade the question
Sorudan kaçınmaya çalıştı
yaşamak
In scenehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
In scenebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
patlak vermek
aniden başlamak
War broke out in 1939
Savaş 1939'da patlak verdi
çıkarmak
bir şeyi kullanım için saklandığı yerden çıkarmak
Let's break out the champagne
Hadi şampanyaları çıkaralım
firar etmek
bir yerden veya durumdan kaçmak
They broke out of prison
Hapishaneden firar ettiler
kaçırmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
They planned to break out the prisoner
Mahkumu kaçırmayı planladılar
vazgeçmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
suni çim
In sceneplastikten yapılmış yapay çim
The stadium uses astroturf
Stadyum suni çim kullanıyor
kol
In sceneomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
film
In scenesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
kafeterya
In sceneyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
her şey
In sceneher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
In scenetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
kaymak
In scenedengesini kaybedip kaymak
I slipped on the ice
Buzda kaydım
unutmak
aklından çıkmak
The date slipped my mind
Tarih aklımdan çıktı
sokuşturmak
bir şeyi gizlice veya hızlıca yerleştirmek
He slipped a note into his pocket
Notu gizlice cebine sokuşturdu
kağıt parçası
küçük boyutlu kağıt
Write it on a slip of paper
Onu küçük bir kağıda yaz
sebep
In scenebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
yazmak
In scenebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
boğaz
In sceneağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
gizlemek
In scenebir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
maske
yüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturup dinlenmek
rahatlamak için bir yere oturmak
Please sit down and relax
Lütfen oturun ve rahatlayın
oturmak
oturma pozisyonuna geçmek
Sit down on the chair
Sandalyeye otur
görüşme
resmi veya planlı bir tartışma
We need a sit down to talk about the project
Bu konuyu konuşmak için bir görüşmeye ihtiyacımız var
eşya
In scenesomut bir varlık veya nesne
Put your things on the table
Eşyalarını masanın üzerine koy
etkinlik
yapılan bir iş veya faaliyet
Swimming is a good thing to do
Yüzmek yapılacak iyi bir etkinliktir
konu
üzerinde konuşulan mesele
That is a complicated thing
Bu karmaşık bir konudur
telafi etmek
kötü bir durumu iyi bir şey yaparak dengelemek
I will buy you dinner to make up for being late
Geç kaldığım için akşam yemeği ısmarlayarak telafi edeceğim
söyledi
In scenedile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
açlıktan ölmek
In sceneaşırı açlık nedeniyle acı çekmek
Many animals starve in winter
Birçok hayvan kışın açlıktan ölür
çok acıkmak
aşırı derecede acıkmak
I am starving
Çok acıktım
açlıktan ölmek
yiyeceksizlikten hayatını kaybetmek
Millions starved during the great famine
Büyük kıtlık sırasında milyonlarca insan açlıktan öldü
açlıktan can vermek
yiyecek bulamadığı için hayata veda etmek
Many animals starve in the winter
Kışın pek çok hayvan açlıktan can verir
düşünce
In scenebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
model
In scenekıyafetleri sergilemek için giyen kişi
She is a professional model
O profesyonel bir model
modellemek
bir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
mülakat yapmak
In sceneresmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
soru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
karşıya
In scenebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
mahkum etmek
In scenebirinin suçlu olduğuna karar vermek
The jury convicted him
Jüri onu mahkum etti
mahkum
bir suçtan dolayı suçlu bulunan kişi
The convict escaped from prison
Mahkum hapishaneden kaçtı
yok etmek
In scenebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
kapı
In scenebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
In scenegirişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
şartlı tahliye
In scenebir mahkumun cezasının bitiminden önce serbest bırakılması
He was released on parole
Şartlı tahliye ile serbest bırakıldı
hapishane
In scenesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
suçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
değerlendirmek
In scenebir şeyin değerini veya kalitesini belirlemek
We need to evaluate the results
Sonuçları değerlendirmemiz gerekiyor
değerlendirmek
bir şey hakkında fikir oluşturmak
We need to evaluate the results
Sonuçları değerlendirmemiz gerekiyor
gözyaşı dökmek
In scenegözlerden yaş gelmesi
She wept silently
Sessizce gözyaşı döktü
ağlamak
genellikle üzüntüden dolayı gözyaşı dökmek
He wept with sadness
Üzüntüden ağladı
ada
In sceneetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
küt sesi
In sceneağır bir nesnenin düşmesiyle çıkan boğuk ses
The book fell with a thud
Kitap küt diye düştü
son
In scenebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
In scenesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
uzakta
In sceneburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
In scenebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
daha az miktarda
In scenedaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
üzgün
In scenepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
kan
In scenevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
zaman
In sceneolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
krizantem
In sceneparlak ve yuvarlak çiçekleri olan bir bahçe bitkisi
The chrysanthemum is a beautiful flower
Krizantem güzel bir çiçektir
gülümseme
In sceneyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
polis
In scenesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
yanında
bir şeyin veya birinin hemen yanında
The cat is next to the box
Kedi kutunun yanında
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
zemin
In scenebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi