

The Walking Dead — Season 9 Episode 4
Words & meanings
438 words
CEFR level
bugün
In sceneiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
bugün
şimdiki gün
Today is a holiday
Bugün tatil
bugün
şu anki gün
I saw him today
Onu bugün gördüm
bugün
mevcut gün
We start today
Bugün başlıyoruz
olmadan
In scenebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
zayıf
In scenegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
kuvvet
In scenefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
çalışma masası
In sceneyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
servis
haber kuruluşlarında belirli bir konudan sorumlu birim
She works on the sports desk
O spor servisinde çalışıyor
olmak
In scenemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
üniforma
In scenebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
neşeli
In scenemutlu ve coşkulu olan
They were very merry
Çok neşeliydiler
neşeli
mutluluk ve sevinç dolu
Everyone was in a merry mood
Herkes neşeli bir ruh halindeydi
keyifli
mutluluk verici ve eğlenceli
We had a merry time at the party
Partide keyifli vakit geçirdik
kabullenmek
bir şeyi dert etmeyi bırakıp onu kabullenmek
I finally made peace with my past
Sonunda geçmişimle barıştım
ile barışmak
birisiyle kavga etmeyi veya tartışmayı bırakmak
He decided to make peace with his brother
Kardeşiyle barışmaya karar verdi
barışmak
geçmişte yaşanan bir olay hakkında kızgın veya üzgün hissetmeyi bırakmak
You need to make peace with your past
Geçmişinle barışmalısın
kapmak
In scenebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
devam etmek
bir şeyi durmadan yapmaya devam etmek
Keep on trying
Denemeye devam et
erkek arkadaş
In sceneromantik bir ilişki içinde olan erkek
He has a boyfriend
Onun bir erkek arkadaşı var
erkek arkadaş
düzenli romantik ilişki kurulan erkek
My boyfriend is a doctor
Erkek arkadaşım bir doktor
erkek arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
uzak
In scenemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
öpmek
In scenesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
öpmek
sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
bir yer
In scenebelirsiz bir yer
Let's go someplace quiet
Sessiz bir yere gidelim
bir yer
belirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
bak
In scenedikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
In sceneşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
taze
In scenebayatlamamış, temiz ve hoş
The bread is fresh
Ekmek taze
yeni
yeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
tutunmak
bir şeyi elle kavramak veya tutmak
Hold on to the rail
Korkuluğa tutun
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
muhafaza etmek
elden çıkarmamak
She needs to hold on to her position
Pozisyonunu muhafaza etmesi gerekiyor
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
mühendis
In scenemakineleri veya yapıları tasarlayan veya inşa eden kişi
The engineer designed the bridge
Mühendis köprüyü tasarladı
mühendislik
tasarım ve inşa için bilim ve matematiğin kullanılması
She is studying civil engineering
O inşaat mühendisliği okuyor
mühendislik
makine veya sistemlerin tasarımı ve inşası ile ilgili çalışma alanı
It was an engineering project
Bu bir mühendislik projesiydi
tasarlamak
bir şeyin yapısını veya işlevini değiştirmek
They engineered the device for better performance
Cihazı daha iyi performans için tasarladılar
tek ayak üzerinde zıplamak
In scenetek ayak üzerinde zıplayarak ilerlemek
He can hop on one foot
Tek ayak üzerinde zıplayabilir
şerbetçiotu
bira yapımında kullanılan bir bitki
People use hops to flavor beer
İnsanlar birayı tatlandırmak için şerbetçiotu kullanır
baş belası
sorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
levye
In sceneeşyaları kanırtarak açmak için kullanılan ucu kıvrık metal çubuk
He used a crowbar to open the crate
Kasayı açmak için bir levye kullandı
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
birleşmek
In sceneiki veya daha fazla şeyin bir araya gelip tek bir şey olması
The two companies decided to merge
İki şirket birleşmeye karar verdi
her şey
In sceneher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
tüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
dayalı
In scenebir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
In scenebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
kurtarıcı
In scenebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that situation
O durumda benim kurtarıcımdı
heyecanlandırmak
In sceneçok mutlu ve hevesli hale getirmek
This book will excite you
Bu kitap seni heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini istekli veya ilgili hissettirmek
The news will excite the fans
Haber taraftarları heyecanlandıracak
heyecanlandırmak
birini çok mutlu veya istekli hissettirmek
The news will excite the children
Bu haber çocukları heyecanlandıracak
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
In scenedaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
anlaşıldı
In scenebir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
kopya
başka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
kopyalama
başka bir şeyin benzerini yapma eylemi
Copying is not allowed
Kopyalamaya izin verilmez
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
başka türlü
In scenebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
açık fikirli
In sceneyeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
hayatta
In sceneyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
el
In scenekolun parmaklarla biten uç kısmı
Wash your hands
Ellerini yıka
yardım
birine verilen yardım veya destek
Can you give me a hand
Bana yardım edebilir misin
kontrol
bir şeyi yönetme veya kontrol etme gücü
The project is in my hands
Proje benim kontrolümde
uzatmak
bir şeyi el kullanarak birine vermek
Please hand me the pen
Lütfen bana kalemi uzat
mwah
In sceneöpücük sesi
Mwah! I love you
Mwah! Seni seviyorum
anlamak
In scenebilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplanmak
bir yerde bir araya gelmek
They gather in the park
Parkta toplanırlar
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
toplamak
nesneleri bir araya getirmek
I need to gather my books
Kitaplarımı toplamam gerekiyor
hiç
In sceneherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
devam etmek
bir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
düşürmek
In scenemiktarını veya seviyesini azaltmak
Lower the price
Fiyatı düşürün
daha düşük
daha az yüksek olan
This is a lower price
Bu daha düşük bir fiyat
indirmek
bir şeyi daha aşağı bir konuma getirmek
He lowered the rope slowly
İpi yavaşça indirdi
eklemek
In scenebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Please add sugar to the tea
Çaya şeker ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin yanına veya içine koymak
Please add some sugar to the tea
Lütfen çaya biraz şeker ekle
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
Let's head to the park
Hadi parka gidelim
bol ve bereketli
In sceneçok miktarda olan
They had a bountiful harvest
Bol bir hasat aldılar
güzellik
In scenegöze hoş gelen, güzel olma durumu
She has natural beauty
Onun doğal bir güzelliği var
güzel
çok çekici olan kimse
She is a true beauty
O gerçek bir güzel
mesaj
In scenebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
avantaj
In scenebaşkalarına göre sahip olunan küçük üstünlük
He has a slight edge over his rival
Rakibine karşı küçük bir avantajı var
kenar
bir alanın veya nesnenin en dış sınırı
Don't stand on the edge of the cliff
Uçurumun kenarında durma
gerginlik
sinirli veya huzursuz olma durumu
She has been on edge all day
Tüm gün boyunca gergindi
saf dışı bırakmak
birini bir pozisyondan veya gruptan uzaklaştırmak
He was edged out of the company
Şirketten saf dışı bırakıldı
dilemek
In scenegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
hesaba katmak
bir planın parçası olarak bir şeyi dikkate almak
We need to factor in the travel time
Yol süresini hesaba katmamız gerekiyor
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
ekipman
In scenebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
yönetmek
In scenebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
hemen
hiç vakit kaybetmeden
I will do it right away
Onu hemen yapacağım
kız çocuk
In scenebir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
kız evlat
bir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
deniz şortu
In sceneyüzmek için giyilen şort
He is wearing blue trunks
O mavi deniz şortu giyiyor
ağaç gövdesi
bir ağacın kalın ana gövdesi
The tree has a thick trunk
Ağacın kalın bir gövdesi var
bagaj
bir arabanın arkasındaki saklama alanı
Put the bags in the trunk
Çantaları bagaja koy
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
hızlı
In scenekısa sürede gerçekleşen
The city has seen rapid growth
Şehir hızlı bir büyüme kaydetti
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
erkek kardeş
In sceneaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
eş
In sceneevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
korkmuş
In scenekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
çürümek
In sceneparçalanıp bozulmak
The fruit began to rot
Meyve çürümeye başladı
patron kadın
In sceneyönetici konumundaki kadın
She is a real bosslady
O gerçek bir patron kadın
deniz
In scenedünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
deniz
dünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
bağlamak
In sceneiki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
kabul
In scenebir okula veya kuruluşa kabul edilme süreci
She applied for admission to the university
Üniversiteye kabul için başvurdu
itiraf
yanlış bir şey yaptığını kabul etme beyanı
His admission of guilt surprised everyone
Suçunu itiraf etmesi herkesi şaşırttı
senkronize etmek
In sceneşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
bakış
In scenebir şeye hızlıca göz atmak
Take a gander at this
Şuna bir göz at
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
tam olarak
In scenekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
kişi
In sceneinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
In scenetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
güvenli
In scenetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
bak
In scenebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görev
In sceneyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
bayrak
In scenebir ülkeyi veya grubu simgeleyen kumaş parçası
The flag waves in the wind
Bayrak rüzgarda dalgalanıyor
işaret etmek
dikkat çekmek için bir şeyi sallamak
He flagged the taxi
Taksiye işaret etti
işaretlemek
bir şeyi dikkat çekmesi için belirlemek
I will flag this email
Bu e-postayı işaretleyeceğim
bayrak
bir konumu veya noktayı belirtmek için bir yüzeye tutturulan küçük parça
I put a flag on the map to mark the spot
Noktayı belirtmek için haritaya bir bayrak koydum
keyif almak
bir şeyi çok eğlenceli veya heyecan verici bulmak
He gets a kick out of playing jokes
Şaka yapmaktan büyük keyif alıyor
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm