

Young Sheldon — Season 1 Episode 5
Words & meanings
388 words
CEFR level
nöbet
In scenehastalık veya durumun kısa süreli dönemi
She had a bout of flu
Kısa bir grip nöbeti geçirdi
atak
kısa süreli ve yoğun yaşanan durum
He suffered a bout of sneezing
Kısa bir hapşırma atağı geçirdi
müsabaka
boks karşılaşması
He won the boxing bout
Boks müsabakasını kazandı
karşılaşma
güreş maçı
It was a tough wrestling bout
Çekişmeli bir güreş karşılaşmasıydı
bahis oynamak
In scenebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
kesinlikle
evet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Want to go? Bet
Gitmek ister misin? Tabii ki
bahse girmek
bir sonuç üzerine para yatırmak
I bet ten dollars on the game
Maça on dolar yatırdım
bir şekilde
In scenenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
emin
In sceneşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
-meli/-malı
yapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
popüler
In scenebirçok kişi tarafından sevilen
This song is very popular
Bu şarkı çok popüler
devam etmek
In scenebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
anlamak
In scenebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
sevgiyle
In scenesevgi dolu bir şekilde
He spoke to her affectionately
Onunla sevgiyle konuştu
şirin biri
In sceneçok sevimli veya çekici kişi
He is such a cutie
O çok şirin biri
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
dostum
bir kişiye veya evcil hayvana seslenirken kullanılan samimi bir ifade
Hey shel dog come here
Hey dostum buraya gel
yenilmek
In scenebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
In sceneartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
değiştirmek
In scenebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
ücretsiz vermek
In scenebir şeyi para almadan birine vermek
The manager will comp our drinks
Müdür içeceklerimizi ücretsiz verecek
tazminat
bir yaralanma veya kayıp için ödenen para
He received some comp after the accident
Kazadan sonra biraz tazminat aldı
bedava bilet
bir etkinlik için ücretsiz giriş hakkı
She got a comp for the concert
Konser için bir bedava bilet aldı
yarışma
insanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She won the dance comp
O dans yarışmasını kazandı
karşıya
In scenebir taraftan diğer tarafa
He swam across the river
Nehrin karşı tarafına yüzdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
karşısında
karşı tarafta
The shop is across the street
Dükkan sokağın karşısında
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
uyumak
In scenegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
gerizekalı
In sceneakıllı olmayan biri için kullanılan çok kaba bir kelime
Stop acting like a dumbass
Gerizekalı gibi davranmayı bırak
denemek
In scenebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
için
In scenebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
In scenegeçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
güzel
In scenegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
eski
In scenedaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
oynamak
In sceneeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
çalmak
bir cihazdan veya enstrümandan müzik sesi çıkarmak
Can you play a song
Bir şarkı çalabilir misin
oynamak
bir durumu belirli bir şekilde yönetmek
You should play it safe
Garanti oynamalısın
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
melek
In scenebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
fırsat
In scenebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
In scenebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
ileride
In sceneşu andan daha sonraki bir zamanda
I want to move to London later
İleride Londra'ya taşınmak istiyorum
daha geç
beklenen zamandan sonra gerçekleşen
He arrived later than usual
Normalden daha geç geldi
sonraki
bir zaman diliminin sonuna yakın
In his later years he wrote books
Sonraki yıllarında kitaplar yazdı
ağız
In sceneyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
yavaşça
In scenedüşük bir hızda; hızlı değil
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
ara sıra
zaman zaman; sık olmayan
I go to the cinema once in a while
Ara sıra sinemaya giderim
puan
In scenebir oyundaki başarı durumunu belirten sayılar
He scored ten points in the game
Oyunda on puan aldı
göstermek
bir şeyin yerini işaret etmek
He points to the map
O haritayı gösteriyor
noktalar
bir şeyin belirli özellikleri veya kısımları
These are important points
Bunlar önemli noktalar
ayrımcılık yapmak
In scenebir kişiye veya gruba diğerlerinden daha kötü davranmak
They discriminate against people of different races
Farklı ırktan insanlara karşı ayrımcılık yapıyorlar
incelemek
In scenebir şeyi dikkatlice kontrol etmek
I will audit the report
Raporu inceleyeceğim
denetlemek
bir şeyi resmi olarak kontrol etmek
The accountant will audit the books
Muhasebeci defterleri denetleyecek
duygu
In sceneduygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
öğleden sonra
In sceneöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
dışlanmış
bir grup veya etkinlikten dışlanmış
I felt left out at the party
Partide kendimi dışlanmış hissettim
atlamak
bir şeyi dahil etmemek
He left out one detail
Bir detayı atladı
eksik
dahil edilmemiş
Some names were left out
Bazı isimler dışarıda kaldı
dışarıda bırakılmış
bir şeyin veya birinin dahil edilmemesi
He left out my name from the list.
Listeden ismimi dışarıda bıraktı.
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
dört
In scene4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
okul
In sceneçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
vuhuu
In sceneheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
artık
bir durumun sona erdiğini belirtir
He no longer lives here
O artık burada yaşamıyor
artık değil
bir şeyin geçerliliğini yitirdiğini ifade eder
This is no longer valid
Bu artık geçerli değil
artık
bir eylemin artık yapılmadığını anlatır
I no longer smoke
Artık sigara içmiyorum
çeyrek
In scenedört eşit parçadan biri
Give me a quarter of the cake
Bana pastanın dörtte birini ver
merhamet
bir düşmana veya rakibe gösterilen şefkat
They showed no quarter
Hiç merhamet göstermediler
konaklama yeri
insanların yaşadığı veya kaldığı yer
He moved into new quarters
Yeni bir kalacak yere taşındı
çeyrek dolar
Amerika Birleşik Devletleri'nde kullanılan 25 sentlik madeni para
I paid with a quarter
Ödemeyi bir çeyrek dolarla yaptım
şaşırtıcı bir şekilde
In sceneşaşkınlık uyandıran bir biçimde
The cake was surprisingly delicious
Kek şaşırtıcı derecede lezzetliydi
yaşasın
mutluluk veya heyecan belirtmek için çıkarılan ses
Woo hoo! I won the game!
Yaşasın! Oyunu kazandım!
sevinçle bağırmak
heyecanla woo-hoo diye bağırmak
They started to woo hoo
Sevinçle bağırmaya başladılar
sevinç nidası
neşe veya heyecanla çıkarılan ses
A loud woo hoo filled the room
Odayı yüksek bir sevinç nidası kapladı
yaşasın
heyecan veya neşe belirten ünlem
Woo hoo! It is finally Friday!
Yaşasın! Sonunda Cuma oldu!
kayıt
In scenegerçeklerin yazılı veya resmi tutanağı
The school keeps a record of grades
Okul notların bir kaydını tutar
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
iyi geceler
ayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
göğüs
In scenevücudun ön üst kısmı
She held the child to her bosom
Çocuğu göğsüne bastırdı
rica etmek
In scenebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
touchdown
In sceneAmerikan futbolunda altı puan kazandıran sayı
The player scored a touchdown
Oyuncu touchdown yaptı
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
In sceneanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
mum
In sceneışık veren fitilli balmumu çubuk
The candle is on the table
Mum masanın üzerinde
mum
ışık vermek için yanan fitilli balmumu çubuk
I lit a candle
Bir mum yaktım
ışıkla kontrol etmek
yumurtanın gelişimini görmek için ışığa tutmak
Farmers candle eggs to check for fertility
Çiftçiler döllenmeyi kontrol etmek için yumurtaları ışıkla inceler
olağanüstü
In sceneson derece iyi veya etkileyici
She did an outstanding job
Olağanüstü bir iş çıkardı
halledilmemiş
henüz sonuçlandırılmamış veya tamamlanmamış olan
There are some outstanding tasks
Bazı halledilmemiş işler var
mangal
In sceneaçık ateşte yemek pişirilen bir etkinlik
We had a barbeque in the garden
Bahçede mangal yaptık
haftalar
In sceneyedi günlük süre
She travels for weeks
Haftalarca seyahat eder
büyümek
In sceneboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
zorunlu olarak
In scenekaçınılması mümkün olmayan bir şekilde
This change will necessarily lead to problems
Bu değişiklik zorunlu olarak sorunlara yol açacaktır
mutlaka
kaçınılmaz olmayan bir biçimde
That is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değil
kendi başına
In scenetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
In scenebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
sabır
In scenesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
aritmetik
In scenesayılarla yapılan temel işlemler
He is good at arithmetic
O aritmetikte çok iyidir
blöf yapmak
In scenekandırmak için yalan söylemek
He is just bluffing about his cards
Elindeki kartlar hakkında sadece blöf yapıyor
blöf yapmak
olduğundan daha güçlü veya kendinden emin görünmeye çalışmak
He is just bluffing
O sadece blöf yapıyor
uçurum
deniz veya nehir kenarındaki dik yamaç
The path goes along the edge of the bluff
Yol uçurumun kenarı boyunca ilerliyor
mantıklı
In scenemakul veya anlaşılabilir olmak
It makes sense
Bu mantıklı
hissetmek
zihin veya duygularla bir şeyi fark etmek
I can sense the danger
Tehlikeyi hissedebiliyorum
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissiyat
güçlü bir duygu
He had a sense of relief
Bir rahatlama hissi vardı
ekip
In scenebirlikte çalışmak üzere eğitilmiş küçük bir grup
The squad is ready for the mission
Ekip görev için hazır
harika
In scenehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
anlamlı olmak
In scenebir durumun akla yatkın olması
This explanation makes sense
Bu açıklama mantıklı
yaptırmak
birinin bir şeyi yapmasına sebep olmak
He makes me laugh
O beni güldürür
üretmek
bir şeyi ortaya çıkarmak
She makes a cake
O bir kek yapıyor
kazanmak
bir iş karşılığında para elde etmek
He makes a lot of money
O çok para kazanıyor
ispiyonlamak
birinin yaptığı yanlış bir şeyi yetkili birine bildirmek
Don't tell on me
Beni ispiyonlama
ispiyonlamak
birinin yaptığı yanlış bir şeyi yetkili birine söylemek
He told on his friend to the teacher
Öğretmene arkadaşını ispiyonladı
ispiyonlamak
birinin yaptığı yanlışı yetkili birine söylemek
Don't tell on your friend to the teacher
Arkadaşını öğretmene ispiyonlama
Latince
In sceneAntik Roma'nın dili
He is studying Latin
O, Latince çalışıyor
Latin
Latin Amerika veya kültürü ile ilgili olan
I love Latin music
Latin müziğini seviyorum
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
silmek
In scenebir yüzeyi sürterek temizlemek
Wipe the table
Masayı sil
bitkin
çok yorgun
I am completely wiped
Tamamen bitkinim
silmek
bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak veya temizlemek
He decided to wipe the hard drive clean
Sabit diski silmeye karar verdi
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
yapması gerekmek
bir şeyi yapmasının beklenmesi veya zorunlu olması
You are supposed to be here at 8
Saat 8'de burada olman gerekiyor
yapması beklenmek
birinden bir şey yapması beklenmesi
You are supposed to be here at nine
Dokuzda burada olman bekleniyor
yapması gerekmesi
bir şeyi yapma zorunluluğu olması
Students are supposed to wear uniforms
Öğrencilerin üniforma giymesi gerekiyor
beklenmek
belirli bir amaç için planlanmış veya hedeflenmiş olmak
The train is supposed to arrive on time
Trenin zamanında gelmesi bekleniyor
karar vermek
In scenebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim