

Young Sheldon — Season 2 Episode 5
Words & meanings
379 words
CEFR level
bebeğim
In scenesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
kapasite
In scenebir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
sıfat
birinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
durdurmak
In scenebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
öğrenmek
bir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yarı
In scenetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarım
In scenebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
kavrama
In scenebir şeyin ne anlama geldiğini bilme yeteneği
His understanding of math is great
Onun matematik kavraması harikadır
anlaşma
karşılıklı olarak varılan uzlaşma
We reached an understanding
Bir anlaşmaya vardık
anlayışlı
başkalarının duygularını veya durumunu kabul eden
She is a very understanding person
O çok anlayışlı bir insandır
senkronize
In sceneaynı zaman dilimine veya duruma getirilmiş
Our calendars are synced
Takvimlerimiz senkronize edildi
kolej
In sceneyüksek öğrenim kurumu
He goes to a small college
O küçük bir koleje gidiyor
üniversite
In scenelise sonrası eğitim verilen kurum
She is studying at a college
O bir üniversitede okuyor
üniversite
liseden sonra gidilen yükseköğretim kurumu
She is starting college in September
Eylül'de üniversiteye başlıyor
üniversite
liseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
vasıf
In scenebir kişinin sahip olduğu özel özellik
He has leadership qualities
Onun liderlik vasıfları var
kalite
bir şeyin ne kadar iyi veya kötü olduğu
This is high quality work
Bu yüksek kaliteli bir iştir
gerçekleşmek
meydana gelmek
Their prediction finally came to pass
Tahminleri nihayet gerçekleşti
vurgulamak
In scenebir şeyi daha belirgin hale getirmek
The dress accentuates her waist
Elbise belini vurguluyor
yerine
bir şeyin yerine
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
yerine
başka bir şeyin yerine
I had tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
de
In sceneolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
hile
In scenebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
sır
In scenebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
kolay
In scenezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
hay aksi
In sceneŞaşkınlık veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan ünlem
What the heck was that
Hay aksi o da neydi öyle
cehennem
çok kötü veya can sıkıcı bir durum
Go to heck
Cehenneme git
yahu
şaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck happened
Ne oldu yahu
harika
In sceneçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
saplamak
In scenesivri bir şeyi bir şeye batırmak
He poked a hole in the paper
Kağıda bir delik açtı
dürtmek
sivri bir nesneyle itmek
The farmer poked the animal
Çiftçi hayvanı dürttü
dürtmek
parmakla hafifçe itmek
She poked him in the arm
Kolunu dürttü
tutma
In scenebir şeyi elinde veya kollarında bulundurma
She is holding a cup of coffee
Bir fincan kahve tutuyor
varlık
bir kişinin veya şirketin sahip olduğu malvarlığı
The company has many valuable holdings
Şirketin çok değerli varlıkları var
nezarethane
polisin kişileri tuttuğu yer
The police kept him in holding
Polis onu nezarethanede tuttu
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
minnettarlık
In sceneteşekkür etme veya minnet duyma hissi
I want to show my appreciation
Minnettarlığımı göstermek istiyorum
takdir
bir şeyin değerini veya anlamını anlama yeteneği
He shows appreciation for hard work
Sıkı çalışma için takdir gösteriyor
heyecan verici
In sceneheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
genellikle
In sceneçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
zihin
In scenekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
In scenebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
yarışma
In sceneinsanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She entered a photo contest
Bir fotoğraf yarışmasına katıldı
itiraz etmek
yasal bir ortamda bir şeye karşı çıkmak
He decided to contest the decision
Karara itiraz etmeye karar verdi
evet
In sceneevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
güçlü
In scenebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
her ne zaman
In sceneherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
fikir
In scenekişisel görüş veya yargı
What is your opinion?
Senin fikrin nedir?
görüş
bir konu hakkındaki kişisel düşünce veya yargı
What is your opinion on this topic
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
çekingen
başkalarının ne düşündüğü konusunda endişeli
He felt self conscious in the crowd
Kalabalığın içinde kendini çekingen hissetti
özgüvensiz
başkalarının kendisini nasıl gördüğü konusunda endişeli
She is self conscious about her height
Boyu konusunda özgüvensiz
utangaç
kendisi hakkında gergin veya rahatsız hissetmek
I felt self conscious during the speech
Konuşma sırasında utangaç hissettim
çekingen
başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünden endişe duyan
He felt self conscious during the meeting
Toplantı sırasında çekingen hissetti
huzursuz
görünüşü veya davranışları yüzünden kendini tedirgin hisseden
She was self conscious about her new outfit
Yeni kıyafeti konusunda kendini huzursuz hissetti
dönem
In scenebelirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
kat
miktarları karşılaştırmak için kullanılır
It is three times bigger
Üç kat daha büyüktür
zamanlar
belirli bir olay veya durum
At times I feel sad
Zaman zaman üzgün hissederim
gazete
düzenli olarak yayımlanan haber bülteni
I read the local times every morning
Her sabah yerel gazeteyi okurum
yıl
In scene12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
zıt
In scenebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
ilk
In scenezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
kahve
In scenekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
platonik aşk
In scenebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
üzerine baskı uygulayarak kırmak veya parçalamak
Crush the garlic
Sarımsağı ez
ezip geçmek
birini tamamen mağlup etmek
The army crushed the enemy
Ordu düşmanı ezip geçti
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
kanepe
In sceneiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
alışılmadık
In scenenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
maymun
In sceneağaçlarda yaşayan uzun kuyruklu küçük bir hayvan
The monkey is eating a banana
Maymun muz yiyor
maymun
kuyruğu olan küçük veya orta büyüklükte bir primat
Some monkeys live in groups
Bazı maymunlar gruplar halinde yaşar
takılmak
birisiyle şakacı veya sinir bozucu bir şekilde uğraşmak
Stop monkeying him while he studies
Ders çalışırken onunla uğraşmayı bırak
ıstakoz
In scenesert kabuklu ve kıskaçları olan, yenilebilir deniz canlısı
The lobster is very expensive
Istakoz çok pahalıdır
takım
In sceneberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
sayaç
In scenebir şeyi ölçen cihaz
The electricity meter is old
Elektrik sayacı eski
metre
100 santimetreye eşit uzunluk ölçüsü
This table is one meter long
Bu masa bir metre uzunluğunda
metre
100 santimetreye eşit bir uzunluk birimi
The table is one meter long
Masa bir metre uzunluğunda
balık tutmak
In scenebalık yakalamaya çalışmak
I like fishing
Balık tutmayı severim
balıkçılık
In scenebalık yakalama sporu veya uğraşı
Fishing is a popular hobby
Balıkçılık popüler bir hobidir
balık tutma
balık yakalama eylemi
We spent the afternoon fishing
Öğleden sonrayı balık tutarak geçirdik
balık tutma
balık yakalama etkinliği
Fishing is a relaxing hobby
Balık tutma rahatlatıcı bir hobidir
koruyucu
In scenebirini veya bir şeyi güvende tutan
She is protective of her children
Çocuklarını çok korur
gelişim
In scenebüyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
gelişme
yeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
tekrar
In scenebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
sonraki
In sceneşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
davranmak
In scenebelli bir şekilde hareket etmek
He behaved strangely
Garip davrandı
uslu durmak
terbiyeli davranmak
Please behave yourself
Lütfen uslu dur
iyi davranmak
doğru kabul edilen kurallara göre hareket etmek
You must behave while you are at school
Okuldayken iyi davranmalısın
bulmaca
In scenedüşünme yeteneğini test eden bir oyun veya problem
I love doing crossword puzzles
Kare bulmaca çözmeyi severim
çözmek
zor bir sorunun cevabını bulmak
She puzzled out the difficult question
Zor soruyu çözdü
geç
In scenezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
nakit
In scenemadeni para veya banknot şeklinde olan para
I will pay in cash
Nakit ödeyeceğim
dil
In scenefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
ayakkabılar
In sceneayakları koruyan giysi
I have new shoes
Yeni ayakkabılarım var
yer
birinin içinde bulunduğu durum veya konum
I would not like to be in your shoes
Senin yerinde olmak istemezdim
tren
In sceneraylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
eğitmek
bir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
In scenebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
reklamcılık
In sceneinsanların bir ürün veya hizmetten haberdar edilmesini sağlayan faaliyet
Advertising is very expensive
Reklamcılık çok pahalıdır
bir
In scene1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
koşmak
In sceneyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
In scenebir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
Hadi ya
In sceneşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
Geez, it is so hot today
Hadi ya, bugün hava çok sıcak
dik dik bakmak
In scenebirine veya bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Why are you staring at me
Neden bana dik dik bakıyorsun
bakakalmak
şaşkınlıkla uzun süre bakmak
He stared in surprise
Şaşkınlıkla bakakaldı
tekne
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
In scenesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
adil pay
makul veya uygun görülen miktar
Everyone did their fair share of the work
Herkes üzerine düşen payı yaptı
istemek
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
yetkilendirmek
In sceneresmi olarak izin vermek
The manager authorized the payment
Müdür ödemeye izin verdi
öldürmek
In scenebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
hazır
In scenehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
eğitim
In sceneöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
başka
In scenebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
herhangi bir şey
In sceneherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
merhaba
In sceneselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun