

Young Sheldon — Season 3 Episode 12
Words & meanings
409 words
CEFR level
anlamına gelmek
In scenebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
In scenenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
püf noktası
In scenebir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
hile
birini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
etkilemek
In scenebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
öğretmek
In scenebir şeyi nasıl yapacağını göstermek veya açıklamak
I can teach you English
Sana İngilizce öğretebilirim
hazırlamak
In scenekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
hazırlamak
yiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
manken
In scenekıyafet sergilemek için kullanılan insan boyutundaki model
The mannequin is wearing a red dress
Manken kırmızı bir elbise giyiyor
restoran
In sceneyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
artırmak
In scenebir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
büyütmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
hesaplama
In scenebir cevabı bulmak için sayılarla işlem yapma
The calculation was correct
Hesaplama doğruydu
içeride
In scenebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
evde
yaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
şişe
In scenesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
hayal edilebilir
In scenedüşünülebilen veya zihinde canlandırılabilen
It was the worst day imaginable
Hayal edilebilecek en kötü gündü
kelime
In sceneanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
potansiyel olarak
In sceneolma ihtimali olan
This is potentially dangerous
Bu potansiyel olarak tehlikeli
müşteri
In scenebir şeyler satın alan kişi
The shopper bought a dress
Müşteri bir elbise satın aldı
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
suçlamak
In scenebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
dolar
In sceneABD ve bazı diğer ülkelerin temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
dolar
ABD ve bazı ülkelerde kullanılan temel para birimi
This book costs ten dollars
Bu kitap on dolar
hissetmek
In scenefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
mümkün
In sceneyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tebrikler
In scenebirinin başarısından dolayı duyulan mutluluğu belirten sözler
Congrats on your new job
Yeni işin için tebrikler
ikiz kardeş
In sceneaynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
ikiz
aynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
kıvırcık patates
spiral şeklinde kesilmiş ve kızartılmış patatesler
I love eating curly fries
Kıvırcık patates yemeyi severim
hafta sonu
In scenecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hay aksi
In scenehafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He knows how to shoot
O ateş etmeyi bilir
sürgün
bitkinin gövdesinden çıkan yeni filiz
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
emir
In scenebirinin bir şey yapması için verdiği talimat
He came at my bidding
Benim emrimle geldi
teklif
bir şey için teklif edilen para miktarı
The bidding for the house started high
Ev için teklifler yüksek başladı
emretme
birine bir şey yapmasını söyleme eylemi
He is bidding them to go
Onlara gitmelerini emrediyor
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
koymak
In scenebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
gitmek
In scenebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
sahip olmak
In scenebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
oturmak
In scenekalçayı bir yere yaslayarak dinlenmek
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye oturun
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
oturmak
vücudunu oturma pozisyonuna getirmek
Please sit in this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
bağırmak
birine yüksek sesle ve öfkeyle hitap etmek
Don't yell at me
Bana bağırma
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
yardımcı
In sceneyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
daha iyi
In scenedaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
In scenedaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
sıçramak
In sceneyüksekten veya uzağa atlamak
He can leap very high
Çok yükseğe sıçrayabilir
papyon
boyuna takılan fiyonk şeklinde kravat
He wore a black bow tie
Siyah bir papyon taktı
söylemek
In scenekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
gerektirmek
In scenebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
idare etmek
bir yeri veya durumu yönetmek
Can you hold down the fort while I am gone?
Ben yokken orayı idare edebilir misin?
basılı tutmak
bir şeyi bastırıp o konumda tutmak
Hold down the button to start it
Başlatmak için düğmeyi basılı tut
boşanmak
In scenebir evliliği yasal olarak sona erdirmek
They got divorced
Boşandılar
boşanmış
artık evli olmayan
He is divorced
O boşanmış
boşanmış
yasal olarak eşinden ayrılmış olan kimse
She is a divorced woman living alone
O yalnız yaşayan boşanmış bir kadın
boşanmış
yasal olarak evliliği bitmiş olan
They are now divorced
Onlar artık boşanmış
vakit geçirmek
In scenebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
In scenebir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
zaman harcamak
bir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan yapışkan madde
I need some glue for my project
Projem için biraz yapıştırıcıya ihtiyacım var
yapıştırmak
bir şeyi yapıştırıcı kullanarak tutturmak
Glue the picture to the paper
Resmi kağıda yapıştır
yapıştırmak
yapışkan kullanarak bir şeyi onarmak
I will glue the broken vase
Kırık vazoyu yapıştıracağım
birleştirmek
yapıştırıcıyla iki parçayı tutturmak
They will glue the parts together
Parçaları birbirine birleştirecekler
baş belası
çok rahatsız edici olan kimse veya şey
That noisy neighbor is a pain in my ass
O gürültülü komşu tam bir baş belası
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
tehlikeli
In scenezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
bulmak
In scenebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
burger
In sceneiçinde köfte olan bir sandviç
I ate a burger for lunch
Öğle yemeği için burger yedim
hamburger
ekmek arasında sunulan yuvarlak et parçası
The burger is too salty
Hamburger çok tuzlu
burger köftesi
et veya sebzeden yapılmış yassı yuvarlak köfte
Grill the burger for five minutes
Burger köftesini beş dakika pişir
hamburger
ekmek içinde et veya sebzeden oluşan yuvarlak yiyecek
He likes fish burgers
Balık hamburgerini sever
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
hayal etmek
In scenezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hatırlatan
In scenebir şeyi anımsatan
This smell is reminiscent of my childhood
Bu koku çocukluğumu hatırlatıyor
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
tencere veya saksı
In sceneyemek pişirmek veya bitki yetiştirmek için kullanılan kap
Put the pot on the stove
Tencereyi ocağa koy
esrar
uyuşturucu olarak içilen bir bitki
He was caught with pot
Esrarla yakalandı
lazımlık
tuvalet ihtiyacı için kullanılan kap
The toddler is learning to use the pot
Çocuk lazımlığı kullanmayı öğreniyor
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
kızartmak
In sceneyiyecekleri sıcak yağda pişirmek
I will fry the fish
Balığı kızartacağım
patates kızartması
In sceneyağda pişirilmiş ince patates dilimi
He ate one fry
Bir tane patates kızartması yedi
yakmak
bir şeyi ısı veya elektrikle bozmak
The power surge fried my phone
Voltaj yükselmesi telefonumu yaktı
yemekli etkinlik
kızarmış yiyeceklerin ikram edildiği sosyal etkinlik
They are hosting a fish fry this weekend
Bu hafta sonu bir balık ziyafeti veriyorlar
yardım etmek
In scenebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
an
In scenebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
gerçek
In scenegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
üzgün
In sceneüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
tamir etmek
In scenebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
I will fix a sandwich for you
Senin için bir sandviç hazırlayacağım
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek duruma getirmek
He fixed the picture to the wall
Resmi duvara sabitledi
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I fix people who lie
Yalan söyleyen insanlardan nefret ederim
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
In scenebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
teselli
In scenekişinin endişesinin veya üzüntüsünün azalması durumu
His words gave me comfort
Sözleri bana teselli verdi
teselli etmek
birini daha az üzgün veya endişeli hissettirmek
I tried to comfort my friend
Arkadaşımı teselli etmeye çalıştım
rahatlık
fiziksel gevşeme veya huzur durumu
I love the comfort of my bed
Yatağımın rahatlığını seviyorum
istasyon
In sceneradyo veya televizyon yayını yapan yer
He works at a local radio station
Yerel bir radyo istasyonunda çalışıyor
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
statü
bir kişinin toplumdaki yeri veya sınıfı
He is happy with his station in life
Hayatındaki statüsünden memnun
psikiyatrik
In scenezihinsel hastalıkların tedavisiyle ilgili
He needs psychiatric help
Psikiyatrik yardıma ihtiyacı var
eğlenmek
sevilen bir şeyi yapmak
We always have fun at the park
Parkta her zaman eğleniriz
iyi vakit geçirmek
yapılan şeyden mutlu olmak ve keyif almak
Have fun at the party
Partide iyi vakit geçir
giydirmek
In scenebirine kıyafet giydirmek
She helped clothe the baby
Bebeği giydirmesine yardım etti
yaklaşmak
In scenebirine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
üzgün
In sceneüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
çoğunlukla
In scenebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
güvenlik
In scenezarar görmekten korunma durumu
Safety is very important
Güvenlik çok önemlidir
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet
silahın veya makinenin yanlışlıkla çalışmasını engelleyen düzenek
She released the safety
Emniyeti açtı
daha önce
In scenedaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
aptal
In scenezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
sarılgan kişi
In scenebaşkalarına sarılmayı seven kişi
She is a big hugger
O, sarılmayı çok seven biridir
bitirmek
In scenebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
net
In sceneanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
ayrı
In scenediğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrı
özellikle evli çiftler için artık birlikte olmayan
My parents are separated
Ebeveynlerim ayrı
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrılmak
birinden veya bir topluluktan uzaklaşmak
They decided to separate after many years
Uzun yıllar sonra ayrılmaya karar verdiler