

Young Sheldon — Season 4 Episode 12
Words & meanings
434 words
CEFR level
sabah
In scenegünün erken saatleri
Good mornin!
Günaydın!
günaydın
sabahları kullanılan gayriresmi selamlaşma sözü
Mornin how are you
Günaydın bugün nasılsın
sabah
günün güneşin doğuşundan öğleye kadar olan ilk bölümü
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
hayran olmak
In scenebirine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayranlıkla bakmak
bir şeye zevk alarak ve beğenerek bakmak
We stood there to admire the view
Manzarayı hayranlıkla seyretmek için orada durduk
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
kabul edilen durum
In scenekesin olarak doğru sayılan şey
Victory is a given
Zafer kabul edilen bir durumdur
verilmiş
birine teslim edilmiş olan
The key was given to him
Anahtar ona verilmişti
dikkate alındığında
bir durum değerlendirilirken hesaba katılan
Given the rain we should stay home
Yağmur dikkate alındığında evde kalmalıyız
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
mezuniyet töreni
In scenediploma veya derecelerin verildiği tören
The commencement ceremony is tomorrow
Mezuniyet töreni yarın
durum
In scenebelirli bir durum veya örnek
In this case, we must wait
Bu durumda beklemeliyiz
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
gözlemek
bir yeri veya kişiyi dikkatle incelemek
The thief cased the bank
Hırsız bankayı gözledi
dava
mahkemede görülen hukuki mesele
The judge dismissed the case
Hakim davayı reddetti
atlatmak
zor bir durumdan sağ çıkmak veya baş etmek
We can get through this together
Bunu birlikte atlatabiliriz
geçmek
bir taraftan diğer tarafa başarıyla geçmek
The car could not get through the narrow street
Araba dar sokaktan geçemedi
atlatmak
zor bir durumla başarıyla başa çıkmak
She managed to get through her exams
Sınavlarını atlatmayı başardı
atlatmak
zor bir dönemi başarıyla geride bırakmak
We will get through this difficult week
Bu zor haftayı atlatacağız
prototip
In sceneyeni bir şeyin ilk örneği
This is the first prototype of the car
Bu, arabanın ilk prototipidir
prototip
bir şeyin ilk veya orijinal örneği
They are testing a new prototype
Yeni bir prototip test ediyorlar
tembel
In sceneçalışmaya veya aktif olmaya isteksiz
He is very lazy
O çok tembel
tembel
çalışmaya veya çaba göstermeye isteksiz
He is too lazy to clean his room
Odasını temizleyemeyecek kadar tembel
tembel
çalışmak veya çaba sarf etmek istemeyen
He is too lazy to work
O çalışmak için çok tembel
hançer
In scenebıçaklı, kısa ve sivri uçlu bir silah
He carried a small dagger
Küçük bir hançer taşıyordu
ayrılmak
In scenebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
uyum sağlamak
In sceneyeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
harika
In sceneçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
çalıştırmak
In scenebir makineyi işletmek veya çalıştırmak
He knows how to operate this machine
Bu makineyi nasıl çalıştıracağını biliyor
ameliyat etmek
tıbbi bir operasyon gerçekleştirmek
The doctors will operate on him tomorrow
Doktorlar onu yarın ameliyat edecek
işletmek
bir işi veya sistemi yönetmek
They operate a small factory
Küçük bir fabrika işletiyorlar
cansız
In sceneyaşamı veya hayatı olmayan
A rock is an inanimate object
Taş, cansız bir nesnedir
yol açan
In scenebir şeyin meydana gelmesine neden olan
This is leading to success
Bu başarıya yol açıyor
önderlik eden
bir grubun başında veya kontrolünde olan kimse
She is leading the team
O takıma önderlik ediyor
öncülük
yol gösterme veya yönetme eylemi
Their leading was very helpful
Onların öncülüğü çok yardımcı oldu
önde gelen
en önemli veya öncelikli olan
She is a leading expert
O önde gelen bir uzmandır
evren
In sceneuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
iyi
In scenenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
In scenekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
sır
In scenebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
voleybol
In scenetopun ellerle file üzerinden karşı tarafa geçirilmesiyle oynanan bir spor
I like playing volleyball
Voleybol oynamayı severim
yapıştırıcı
In scenebir şeyleri birbirine tutturmak için kullanılan madde
This adhesive is very strong
Bu yapıştırıcı çok güçlü
detektör
In scenebir şeyi bulan veya fark eden araç
The smoke detector is working
Duman detektörü çalışıyor
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
doğru
In scenehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
In scenebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
özür dilemek
In scenebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
boş ver
bir şeyi dert etmemeyi veya unutmayı söylemek için kullanılır
Never mind, it is okay
Boş ver, sorun yok
boşver
bir şeyi dikkate almamak
Never mind the price
Fiyatı boşver
önemli değil
az önce söylenenin unutulmasını istemek
Never mind I will do it myself
Önemli değil bunu kendim yaparım
yenmek
In scenebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
torun
In sceneçocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
erkek torun
oğlunun veya kızının oğlu
My grandson is five years old
Erkek torunum beş yaşında
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson loves to play soccer
Erkek torunum futbol oynamayı seviyor
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson is playing in the garden
Erkek torunum bahçede oynuyor
inşa etmek
In sceneparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
sürüm
bir yazılımın veya sistemin belirli bir versiyonu
This is the latest build of the software
Bu yazılımın en son sürümüdür
adlandırmak
In scenebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
tanımak
In scenebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
In scenedinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
In scenebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
yürümek
In scenebir ayağını diğerinin önüne atarak hareket etmek
I am walking to the park
Parka yürüyorum
yürümek
ayaklarınızla normal hızda hareket etmek
I walk to school every day
Her gün okula yürürüm
öğle yemeği
In scenegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
ateş
In sceneyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
korsan
In scenedenizde gemilere saldıran kişi
He is a pirate
O bir korsandır
korsan
gemilere saldırıp yağmalayan kişi
Pirates stole the gold
Korsanlar altını çaldı
yasadışı kopyalamak
bir şeyi izin almadan kopyalamak
It is illegal to pirate software
Yazılımı yasadışı kopyalamak suçtur
izinsiz kullanmak
bir şeyi hak sahibinden çalmak veya izinsiz kullanmak
They pirate games without paying
Oyunları ödeme yapmadan izinsiz kullanıyorlar
söylemek
In scenebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
kaçınılmaz
In sceneolması çok muhtemel olan
It is bound to happen
Bunun olması kaçınılmaz
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
bağlı
iple veya benzeri bir şeyle bağlanmış
His hands were bound
Elleri bağlıydı
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
kılavuz
In scenetalimatlar veren kitap
Please read the manual
Lütfen kılavuzu okuyun
elle yapılan
makine yerine el gücüyle gerçekleştirilen
He does manual work
O elle yapılan işleri yapıyor
geçen yıl
içinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
yarın
In scenebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
biliyor musun
şaşırtıcı bir haberi duyurmak için kullanılan ifade
Guess what I got a job
Biliyor musun bir iş buldum
ergenlik
In scenebir çocuğun vücudunun cinsel olarak olgunlaştığı dönem
He is going through puberty
Ergenlik döneminden geçiyor
başarı
In scenebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
lanet olsun
In sceneöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
toplayıcı
In scenebir şeyleri bir araya getiren makine veya araç
The dust collector keeps the workshop clean
Toz toplayıcı atölyeyi temiz tutar
koleksiyoncu
hobi olarak bir şeyler toplayan kişi
He is a stamp collector
O bir pul koleksiyoncusudur
tahsildar
para veya ödeme toplamakla görevli kişi
The tax collector came to the house
Vergi tahsildarı eve geldi
yanlış
In scenedoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
cihaz
In scenebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
kilit
In scenekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
mineral
In scenedoğada kendiliğinden oluşan inorganik madde
Water contains many important minerals
Su birçok önemli mineral içerir
Lanet olsun
In sceneöfke veya şaşkınlık belirten hafif bir ifade
Dang, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
şaka yapmak
In sceneciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
girişimci
In sceneiş kuran ve yöneten kişi
He is a successful entrepreneur
O başarılı bir girişimci
çözmek
In scenebir gizemi veya sorunu açıklığa kavuşturmak
The detective tried to unravel the mystery
Dedektif gizemi çözmeye çalıştı
çözülmek
karışmış bir şeyin açılması veya bir yapının dağılması
The sweater began to unravel
Kazak sökülmeye başladı
altüst etmek
birinin zihnini veya duygularını karıştırmak
The bad news caused him to unravel
Kötü haber onu altüst etti
getirmek
In scenebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
In scenebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
tanımak
In scenedaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
dışarı
In scenebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
In scenebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
öğretmen
In sceneders veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
güzel
In scenegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
ayartmak
In scenebirini yanlış bir şey yapmaya ikna etmek
He was seduced by the money
Para tarafından ayartıldı
cezbetmek
birini kendine çekmek
Her beauty seduces everyone
Güzelliği herkesi cezbeder
baştan çıkarmak
birini romantik veya cinsel yolla etkilemek
He tried to seduce her
Onu baştan çıkarmaya çalıştı
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
duymak
In scenebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
In scenekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
üzgün
In sceneüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
on
In scene10 sayısı
I have ten apples
On tane elmam var
derin
In sceneyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
baskı
In scenetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
parça
In scenebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
In scenefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
tahmin etmek
In scenekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
iğneleme
In sceneaslında söylenmek istenenin tersini söyleyerek yapılan alay
I don't like your sarcasm
Senin iğnelemelerinden hoşlanmıyorum
erkek kardeş
In sceneaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
aynı
In scenefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
hatırlamak
In scenegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
Metodist
In sceneProtestan bir Hristiyan mezhebi üyesi
She attends the Methodist church every Sunday
Her pazar Metodist kilisesine gidiyor