

Young Sheldon — Season 4 Episode 13
Words & meanings
426 words
CEFR level
yaşlı arabası
yaşlıların kullandığı araç
That geezer buggy is driving way too slowly
O yaşlı arabası çok yavaş gidiyor
banka
In sceneyapay döllenme için spermlerin saklandığı yer
He went to the sperm bank
Sperm bankasına gitti
banka
In sceneparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
teslimat
In scenemalların bir kişiye veya yere ulaştırılması
Your delivery is here
Teslimatınız geldi
doğum
bir bebeğin dünyaya getirilmesi süreci
The delivery went smoothly
Doğum sorunsuz geçti
öğrenci
In scenebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
He worked out the math problem
Matematik problemini çözdü
yolunda gitmek
iyi bir sonuç almak
I hope everything works out
Umarım her şey yolunda gider
spor yapmak
fiziksel egzersiz yapmak
I work out at the gym daily
Her gün spor salonunda antrenman yaparım
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
fizik
In scenemadde, enerji ve hareketi inceleyen bilim dalı
I love physics
Fiziği seviyorum
fizik
madde enerji ve hareketin incelenmesi
He is studying physics at university
Üniversitede fizik çalışıyor
fizik bilimi
madde ve enerjinin etkileşimini araştıran bilim dalı
Physics explains how the universe works
Fizik bilimi evrenin nasıl işlediğini açıklar
teşekkür
In sceneminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
potansiyel
In scenegelecekte gerçekleşmesi veya var olması mümkün olan
There is a potential problem
Potansiyel bir sorun var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
ikinci
In scenebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
In sceneyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
saniye
In scenedakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
dil dökmek
In scenetatlı sözlerle birini bir şey yapmaya ikna etmek
I managed to coax him into joining us
Bize katılması için ona dil döktüm
aerobik
In scenekalp ve akciğer fonksiyonlarını geliştiren bir fiziksel egzersiz türü
She does aerobics every morning
Her sabah aerobik yapar
süet
In scenepürüzlü yüzeye sahip yumuşak bir deri türü
These shoes are made of suede
Bu ayakkabılar süetten yapılmış
öğrenmek
In sceneçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
tamam
In scenekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
In sceneiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
saat
In scene60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
vuruş
In scenemüzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
otobüs
In scenebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
ne oluyor be
şaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
What the heck is happening?
Neler oluyor be?
unutmak
In scenebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
lisans
In scenebir şeyi yapmaya izin veren resmi belge
I have a license
Lisansım var
ruhsat vermek
bir şeye resmi izin vermek
The city licensed the new cafe
Şehir yeni kafeye ruhsat verdi
hesap
In sceneödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kontrol etmek
In scenebir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
yardımcı
In sceneyardım veya fayda sağlayan
He is a very helpful person
O çok yardımcı bir insandır
gelecek
In scenegelecek olan zaman
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
gelecek
şu andan sonra gerçekleşecek olan
We need to think about future generations
Gelecek nesilleri düşünmemiz gerekiyor
gelecek
şimdiden sonraki zaman dilimi
No one knows what will happen in the future
Gelecekte ne olacağını kimse bilmez
tekrar etmek
In scenebir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrarlamak
bir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
kapı
In scenebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dönüştürmek
In scenebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
neyse ki
In sceneşükürler olsun ki
Thankfully, it didn't rain
Neyse ki yağmur yağmadı
travmatik
In sceneduygusal acıya veya şoka neden olan
It was a traumatic experience
Travmatik bir deneyimdi
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
yine de
In sceneher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
inanmak
In scenebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
In scenebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
doğru
In scenegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
farklı
In sceneaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
yol açmak
In scenebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
In scenebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
tek ayak üzerinde zıplamak
In scenetek ayak üzerinde zıplayarak ilerlemek
He can hop on one foot
Tek ayak üzerinde zıplayabilir
şerbetçiotu
bira yapımında kullanılan bir bitki
People use hops to flavor beer
İnsanlar birayı tatlandırmak için şerbetçiotu kullanır
ileride
In sceneön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
temizleme
In scenebir alanı engelleyen şeylerden arındırma işlemi
The clearing of the road took two hours
Yolun temizlenmesi iki saat sürdü
takas
In scenebir işlemin tamamlanması veya onaylanması
The bank finished the check clearing
Banka çek takasını bitirdi
açıklık
ağaçların veya çalılıkların olmadığı açık alan
They found a small clearing in the forest
Ormanda küçük bir açıklık buldular
temizleme
vücuttaki bir tıkanıklığı gidermek
He is clearing his throat
Boğazını temizliyor
açıkça
In scenenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
ek
In scenebir şeye eklenen yeni parça
They built an addition to the house
Evi genişletmek için bir ek yaptılar
ekleme
bir şeyi başka bir şeye katma işi
He made an addition to the list
Listeye bir ekleme yaptı
ek
daha önce belirtilenlere katılan şey
This is a great addition to the project
Bu projeye harika bir ek
frenlemek
In scenebir taşıtın hızını azaltmak
You need to brake here
Burada frenlemen gerekiyor
fren yapmak
bir taşıtı durdurmak
The driver had to brake at the light
Sürücü ışıkta fren yapmak zorunda kaldı
çilek
In scenedışında tohumları olan küçük, kırmızı ve tatlı bir meyve
I love strawberries
Çilekleri seviyorum
zorlamak
In scenebirini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
bastırmak
bir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
devam etmek
bir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
istemek
In scenebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
In scenebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
yolda
bir yerden başka bir yere giderken
I am on the way home
Eve gidiyorum
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
yoksul
In scenehiç parası veya malı olmayan
He was left destitute after the disaster
Felaketten sonra beş parasız kaldı
böbrek
In scenekanı süzmeye yarayan organ
The kidney filters blood
Böbrek kanı süzer
düşünmek
In scenebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
In scenefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
teklif etmek
In scenebirine bir şeyi alma veya kabul etme fırsatı vermek
He offers help to his friends
Arkadaşlarına yardım teklif eder
birey
In scenetek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
lig
In scenebirbirleriyle yarışan spor takımlarının oluşturduğu grup
He plays in the football league
Futbol liginde oynuyor
seviye
yetenek veya beceri düzeyi
She is in a different league
O farklı bir seviyede
lig
takımların birbirleriyle yarıştığı bir organizasyon
The team won the league last year
Takım geçen yıl ligi kazandı
çok özel
olağandan daha özel veya seçkin
This is an extra special gift
Bu çok özel bir hediye
kaset
In sceneses veya görüntü kaydetmek için kullanılan manyetik şerit
He played the old tape
Eski kaseti oynattı
bant
yapıştırmak için kullanılan yapışkan şerit
Use tape to fix the paper
Kağıdı düzeltmek için bant kullan
bantlamak
bir şeyi yapışkan bantla tutturmak
Tape the poster to the wall
Posteri duvara bantla
kaydetmek
ses veya görüntüyü kaydetmek
I will tape the game tonight
Bu akşamki maçı kaydedeceğim
yaşam
In sceneyaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
aptal
In scenezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
saçma
akılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
izlemek
bir olaya katılmadan sadece seyretmek
He just looked on while they fought
Onlar kavga ederken o sadece izledi
bir an
In sceneçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
In scene60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
akşamdan kalma
In sceneçok fazla alkol aldıktan sonra kendini kötü hissetmek
He is hungover
O akşamdan kalma
ders kitabı
In scenebir konuyu çalışmak için kullanılan kitap
I bought a new math textbook
Yeni bir matematik ders kitabı aldım
klasik
mükemmel bir örnek teşkil eden
It was a textbook example of bad luck
Bu, kötü şansın klasik bir örneğiydi
kütüphane
In scenekitapların saklandığı yer
I go to the library to study
Ders çalışmak için kütüphaneye giderim
herhangi biri
In sceneherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
araç
In sceneinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
yolculuk
In scenebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
aktivist
In scenesosyal veya siyasi değişim için çalışan kişi
She is a human rights activist
O, bir insan hakları aktivistidir
ile başlamak
bir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
yaş
In scenebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
eksantrik
In scenenormalden farklı veya tuhaf
He has some eccentric habits
Bazı eksantrik alışkanlıkları var
akademi
In sceneokullar, kolejler ve üniversiteler dünyası
She spent her whole career in academia
Tüm kariyerini akademide geçirdi
endişeli
In scenehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
ne olursa olsun
In scenesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
eklemek
In scenebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
eklemek
In scenebir şeyi başka bir şeye katmak
Please add sugar to the tea
Çaya şeker ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin yanına veya içine koymak
Please add some sugar to the tea
Lütfen çaya biraz şeker ekle
uçmak
In scenehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
para
In scenebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
tırnak eti
In scenetırnak dibindeki ince deri
You should push back your cuticle gently
Tırnak etini nazikçe geriye itmelisin
en kötü
In scenekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
iyi
In sceneyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
çarpıtmak
In scenebir şeyi normal veya doğru olmayacak şekilde değiştirmek
He tried to warp the facts
Gerçekleri çarpıtmaya çalıştı
kilise
In sceneinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
In sceneHristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
kilise binası
In sceneHristiyanların dua etmek için gittiği bina
We visited the historic church building
Tarihi kilise binasını ziyaret ettik
mucizevi
In sceneçok şaşırtıcı veya harika olan
It was a miraculous recovery
Bu mucizevi bir iyileşmeydi
mükemmel
In sceneçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel