En Sık Kullanılan 500 İngilizce Kalıp
Words & meanings
487 words
CEFR level
çürük elma
bir grup içinde sorun çıkaran veya başkalarını olumsuz etkileyen kişi
That student is a bad apple
O öğrenci bir çürük elma
televizyon bağımlısı
fiziksel aktivite yerine sürekli televizyon izleyen kimse
He is such a couch potato
O tam bir televizyon bağımlısı
etkilemek
bir şey üzerinde değişim veya sonuç yaratmak
The chemicals act upon the metal
Kimyasallar metali etkiler
gereğini yapmak
bilgi veya tavsiye doğrultusunda bir şey yapmak
The police acted upon the information
Polis bilginin gereğini yaptı
beklentileri karşılamak
belirlenen bir standart veya itibara uygun davranmak
He always acts up to his reputation
O her zaman itibarına uygun davranır
sahiplendirmek
bir hayvanı veya çocuğu bir aileye vermek
We adopt out stray cats
Sokak kedilerini sahiplendiriyoruz
çetin ceviz
çözülmesi çok zor olan bir sorun veya görev
The project was a hard nut to crack
Proje çetin bir cevizdi
anlaşılması güç biri
tanınması veya anlaşılması zor olan kişi
He is a hard nut to crack
O anlaşılması güç biri
bunu herkes yapabilir
bir görevin herkesin yapabileceği kadar basit olduğunu vurgulamak için kullanılır
Anybody can do this easy task
Bu kolay işi herkes yapabilir
buz gibi
aşırı derecede soğuk veya duygusuz
His hands were as cold as stone
Elleri buz gibiydi
sahte
tamamen gerçek dışı veya güvenilmez olan
That claim is as genuine as a three dollar bill
O iddia tamamen sahte
başımıza iş açılacak
kötü bir olayın veya sorunun yaklaştığını ifade eden deyim
We should leave before a storm is brewing
Başımıza iş açılmadan önce buradan gitmeliyiz
başa dönmek
başarısız bir denemeden sonra bir işe yeniden başlamak
The plan failed so it is back to the drawing board
Plan başarısız oldu bu yüzden başa dönüyoruz
pişirme yarışması
insanların hamur işleri pişirdiği bir yarışma
They entered a bake off
Bir pişirme yarışmasına katıldılar
yarışma
en iyi hamur işini yapmak için katılımcıların yarıştığı etkinlik
They won the charity bake off
Yardım amaçlı düzenlenen pişirme yarışmasını kazandılar
pişirmek
yiyeceği fırında hazır olana kadar ısıtmak
You can bake off the frozen bread
Dondurulmuş ekmeği fırında pişirebilirsin
fiyat performans oranı
harcanan para veya çaba karşılığında elde edilen değer
This new car offers great bang for the buck
Bu yeni araba harika bir fiyat performans oranı sunuyor
yanlış yolda olmak
bir durum hakkında hatalı düşünmek veya yanlış bir yöntem izlemek
You are barking up the wrong tree if you think I stole your pen
Kalemini benim çaldığımı düşünüyorsan yanlış yoldasın
dövmek
bir kişiye fiziksel zarar vermek veya bir eşyayı parçalamak
He tried to bash up my car
Arabamı dövmeye çalıştı
azarlamak
birini bir hata yaptığı için yüksek sesle ve öfkeyle eleştirmek
My boss bawled me out for being late
Patronum geç kaldığım için beni azarladı
etkilemek
bir durum üzerinde etkisi veya ilgisi olmak
This factor does not bear upon our decision
Bu faktör kararımızı etkilemiyor
mastürbasyon yapmak
kişinin kendi cinsel organını uyararak cinsel haz alması
He was beating off in his room
Odasında mastürbasyon yapıyordu
püskürtmek
bir saldırganı veya rakibi geri savuşturmak
The soldiers beat off the attack
Askerler saldırıyı püskürttü
güzellik bakanın gözündedir
bir şeyin güzel olup olmadığına karar vermek kişisel bir tercihtir
Beauty is in the eye of the beholder
Güzellik bakanın gözündedir
yatkın olmak
bir iş veya durum için gerekli özelliklere sahip olmak
He is not cut out for this job
O bu işe yatkın değil
uygun olmak
belirli bir görev veya faaliyet için gerekli kişiliğe veya beceriye sahip olmak
She is cut out for this job
O bu iş için uygun biri
çok üzgün olmak
bir durum karşısında aşırı derecede kederli veya üzgün hissetmek
He was very cut up after the news
Haberi aldıktan sonra çok üzgündü
yaralanmak
vücudun çeşitli yerlerinde fiziksel kesikler bulunması
His face was badly cut up in the crash
Kazada yüzü çok kötü yaralandı
defol git
birine hemen gitmesini söylemenin sert bir yolu
Be off with you before I get angry
Sinirlenmeden önce defol git
çıkmazda olmak
iki kötü seçenek arasında kalmak
I am between a rock and a hard place
İki ucu keskin değnek durumundayım
iki arada bir derede kalmak
iki zor seçenek arasında kalma durumu
I was between the devil and deep blue sea when I had to quit or lose my savings
İstifa etmek ya da birikimlerimi kaybetmek arasında iki arada bir derede kaldım
çok sinirlenmek
aniden aşırı öfkelenip bunu sertçe belli etmek
He blew his top when he heard the news
Haberi duyunca çok sinirlendi
işte bu kadar
bir sonucun kolayca elde edileceğini belirten ifade
Just follow the steps and bobs your uncle
Adımları takip et işte bu kadar
buharlaşıp tükenmek
bir sıvının ısıtılarak buhara dönüşüp yok olması
The water will boil away if you leave the pot on the stove
Tencereyi ocakta bırakırsan su buharlaşıp tükenecek
eve ekmek getirmek
ailenin geçimini sağlamak için para kazanmak
He works hard to bring home the bacon
O eve ekmek getirmek için çok çalışıyor
eve ekmek getirmek
aileyi geçindirmek için para kazanmak
He works hard to bring home the bacon
O eve ekmek getirmek için çok çalışıyor
başarılı olmak
bir girişimde başarı kazanmak
We will bring home the bacon in this project
Bu projede başarılı olacağız
eve ekmek getirmek
bir aileyi geçindirmek için para kazanmak
He works hard to bring home the bacon
Ailesini geçindirmek için çok çalışıyor
çok alkış almak
bir seyirci topluluğunu coşkuyla güldürmek veya alkışlatmak
His funny joke brought the house down
Komik şakası seyircileri çok coşturdu
tazelemek
bir konu üzerinde çalışarak veya pratik yaparak bilgiyi geliştirmek
I need to buff up on my history before the exam
Sınavdan önce tarih bilgilerimi tazelemem gerekiyor
kazık yemek
kusurlu veya kalitesiz bir ürün satın almak
I bought a lemon when I purchased this used car
Bu ikinci el arabayı aldığımda kazık yedim
bütünü görememek
küçük detaylara odaklandığı için genel durumu anlayamamak
He focuses on details and can't see the forest for the trees
Detaylara odaklanıyor ve bütünü göremiyor
kendini kaptırmak
bir duyguya veya heyecana aşırı derecede kapılmak
I got carried away and spent too much money
Kendimi kaptırdım ve çok fazla para harcadım
kendinden geçmek
aşırı heyecanlanıp kontrolü kaybetmek
Do not get carried away by your emotions
Duygularına kapılıp kendinden geçme
alıp götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
They will carry away the old furniture
Eski mobilyaları alıp götürecekler
yukarı bakmak
gözlerini veya bakışlarını yukarı yöne çevirmek
He cast up his eyes at the sky
Gözlerini gökyüzüne çevirdi
kıyıya vurmak
denizin gücüyle karaya atılmak
The storm cast up many shells on the beach
Fırtına kumsala birçok deniz kabuğu vurdu
güneşlenmek
bronzlaşmak için güneşte oturmak veya uzanmak
I want to go to the beach to catch some rays
Güneşlenmek için plaja gitmek istiyorum
uyumak
kısa süreliğine uyumak
I need to catch some zs before the meeting
Toplantıdan önce biraz uyumam gerek
suçüstü yakalamak
birini hazırlıksız veya yanlış bir şey yaparken bulmak
He was caught with his pants down when the boss walked in
Patron içeri girdiğinde suçüstü yakalandı
denetlendi
birisi tarafından incelenmiş veya doğrulanmış
The report was checked by the manager
Rapor müdür tarafından denetlendi
dizginlendi
birisi tarafından kontrol edilmiş veya durdurulmuş
His progress was checked by the sudden rain
Onun ilerleyişi ani yağmurla dizginlendi
seri üretmek
bir şeyi hızlıca ve büyük miktarda yapmak
The factory churns out hundreds of toys every day
Fabrika her gün yüzlerce oyuncak üretiyor
seri üretim yapmak
bir şeyi kalitesine dikkat etmeden hızlıca ve çok miktarda üretmek
The factory churns out thousands of toys
Fabrika binlerce oyuncak üretiyor
anlaşılmaz
anlaşılması imkansız olan durumlar için kullanılan alaycı bir ifade
The instructions were clear as mud
Talimatlar tamamen anlaşılmazdı
elma ile armudu kıyaslamak
temelde farklı olan ve birbirleriyle karşılaştırılamayacak iki şeyi kıyaslamaya çalışmak
You cannot compare apples and oranges when talking about art and science
Sanat ve bilimden bahsederken elma ile armudu kıyaslayamazsınız
kandırmak
birini aldatarak bir şey yapmaya ikna etmek
He conned me into buying the car
Beni arabayı satın almaya kandırdı
dolandırmak
birini kandırarak parasını veya malını almak
He conned his friend out of money
Arkadaşını kandırıp parasını aldı
pişirmeye devam etmek
bir yiyeceği uzun süre boyunca pişirme işlemini sürdürmek
The stew is cooking away on the stove
Yahni ocakta pişmeye devam ediyor
kaynatarak azaltmak
ısı etkisiyle bir sıvının miktarını azaltıp yok etmek
The sauce will cook away if you leave it on heat
Sosu ateşte bırakırsan kaynayıp azalacaktır
pek etkileyici değilmiş
birinin anlattığı hikayenin sıkıcı ya da önemsiz olduğunu belirtmek için kullanılan alaycı ifade
Cool story bro but I have to go now
Pek etkileyici değilmiş ama şimdi gitmem gerekiyor
beklemek
birini veya bir şeyi uzun süre beklemek zorunda kalmak
I had to cool my heels for an hour
Bir saat boyunca beklemek zorunda kaldım
kopya etmek
bir belgedeki bilgileri başka bir yere yazmak
Please copy out the notes
Lütfen notları kopya et
anlamak
bir şeyi kavramaya veya fark etmeye başlamak
I eventually cottoned on to what he meant
Sonunda ne demek istediğini anladım
daha iyisi olamazdı
bir şeyin olabileceği kadar mükemmel olduğunu ifade etmek için kullanılır
The trip couldn't have been better
Gezi daha iyi olamazdı
sıkı önlem almak
bir soruna karşı daha sert ve zorlayıcı bir şekilde müdahale etmeye başlamak
The police will crack down on speeding
Polis aşırı hız yapanlara karşı sıkı önlem alacak
en iyisini almak
bir grup veya maddeden en değerli veya en iyi kısmı ayırmak
They creamed off the best students for the elite program
En iyi öğrencileri seçkin program için ayırdılar
yüzeye çıkmak
toprak veya kaya parçalarının yerin yüzeyinde görünür hale gelmesi
Rocks crop out on the hill
Tepede kayalar yüzeye çıkıyor
kırpmak
bir fotoğraftan veya videodan belirli bir kısmı keserek çıkarmak
You should crop out the background
Arka planı kırpmalısın
çok ihtiyaç duymak
bir şeye çok fazla veya acilen ihtiyaç duymak
The company cries out for new ideas
Şirketin yeni fikirlere çok ihtiyacı var
muhtaç olmak
bir şeye çok fazla ihtiyaç duymak
The situation cries out for a change
Durum bir değişim gerektiriyor
koşarak inmek
bir alt kata veya yere çok hızlı gitmek
I will dash down to the kitchen
Mutfaga koşarak ineceğim
hızlıca not almak
bir şeyi aceleyle yazmak
I had to dash down his address
Adresini hızlıca not almam gerekiyordu
fırlayıp gitmek
bir yerden aceleyle ayrılmak
I have to dash off to my meeting
Toplantıma yetişmek için fırlayıp gitmem lazım
karalayıvermek
bir şeyi aceleyle ve fazla çaba harcamadan yazmak
I can dash off a quick note to him
Ona hemen kısa bir not karalayıverebilirim
karşı olmak
bir şeye tamamen ve kesin olarak karşı durmak
She is dead set against the new plan
O yeni plana tamamen karşı
derin uykuda
çok ağır ve deliksiz bir uyku hali
He was dead to the world after the long trip
Uzun yolculuktan sonra derin bir uykudaydı
ayrılmak
bir yerden veya durumdan genellikle hızlıca ya da veda etmeden gitmek
I had to dip out early
Erken ayrılmak zorunda kaldım
kaçmak
zor bir durumdan veya ödeme yapmaktan kurtulmak için bir yerden aniden ayrılmak
He did a runner before the bill arrived
Hesap gelmeden önce kaçtı
kılını bile kıpırdatmamak
birine yardım etmek veya bir işi tamamlamak için hiçbir çaba sarf etmemek
He never lifts a finger to help at home
Evde yardım etmek için asla kılını bile kıpırdatmıyor
bulaşma
birine seni rahatsız etmemesi veya sana sataşmaması için yapılan sert uyarı
Don't fok with me or you will regret it
Bana bulaşma yoksa pişman olursun
şansını zorlama
elde edilen kazanımları kaybetme riski yüzünden daha fazlasını denememesi için yapılan uyarı
You have already won twice so do not push your luck
Zaten iki kere kazandın bu yüzden şansını zorlama
ilaç vermek
bir rahatsızlığı tedavi etmek için ilaç kullanmak veya uygulamak
She had to dose up before the long flight
Uzun uçuştan önce ilaç alması gerekti
keyifsiz
üzgün umutsuz veya hayal kırıklığına uğramış hissetmek
He looks a bit down in the mouth today
Bugün biraz keyifsiz görünüyor
uyuyakalmak
hafif bir uykuya dalmak
I dozed off during the meeting
Toplantı sırasında uyuyakaldım
kaytarmak
bir sorumluluktan veya görevden kaçınmak
He tried to duck of his work
İşinden kaytarmaya çalıştı
üzerinde durmak
bir konu üzerinde uzun süre düşünmek veya konuşmak
Don't dwell upon your mistakes
Hatalarının üzerinde durma
üzerinde durmak
bir konu hakkında uzun süre düşünmek veya konuşmak
Do not dwell upon your past mistakes
Geçmişteki hatalarının üzerinde durma
sakin ol
birini veya bir hayvanı yatıştırmak için kullanılan ifade
Easy boy let us walk slowly
Sakin ol yavaş yürüyelim
az yemek
çok az miktarda yemek yemek
She eats like a bird
O çok az yemek yer
çok yemek yemek
çok miktarda yemek tüketmek
He eats like a horse
O çok yemek yer
her şerde bir hayır vardır
her olumsuz durumun içinde iyi bir taraf bulunur
Every cloud has a silver lining so do not lose hope
Her şerde bir hayır vardır bu yüzden umudunu kaybetme
her koyunun bir bacağı vardır
herkesin bir gün başarılı olacağı zaman gelecektir
Everyone should stay positive because every dog has its day
Herkes olumlu olmalı çünkü her koyunun bir bacağı vardır
fikrine katılmak
birinin fikirlerini veya planlarını kabul etmek veya desteklemek
I will fall in with your plans
Planlarına katılacağım
biriyle takılmak
bir grupla şans eseri tanışmak veya vakit geçirmeye başlamak
He fell in with a bad crowd
Kötü bir arkadaş grubuyla takılmaya başladı
üzgün hissetmek
mutsuz veya depresif bir ruh hali içinde olmak
I feel blue today
Bugün kendimi üzgün hissediyorum
didiklemek
bir şeyleri karıştırarak veya gizli yerlere bakarak aramak
He had to ferret about to find his keys
Anahtarlarını bulmak için her yeri didiklemek zorunda kaldı
boğazda gıcıklanma
konuşmayı güçleştiren boğaz kuruluğu veya gıcıklanma hissi
I have a frog in my throat
Boğazımda bir gıcıklanma var
en başından beri
bir durumun veya olayın en başından itibaren
I knew it from the get go
Bunu en başından beri biliyordum
kızartmak
yiyeceği sıcak yağda pişirmek veya kızartılmış çeşitli yiyeceklerden oluşan öğün
I will fry up some eggs for breakfast
Kahvaltı için biraz yumurta kızartacağım
kızartma kahvaltı
yumurta ve et ürünlerinden oluşan sıcak bir kahvaltı türü
I had a fry-up for breakfast
Kahvaltıda kızartma kahvaltı yedim
ilerleme kaydetmek
bir konuda daha başarılı veya etkili hale gelmek
Our team is beginning to gain ground
Ekibimiz ilerleme kaydetmeye başlıyor
yönlendirmek
bir şeyi belirli bir amaç veya grup için hazırlamak
We geared the presentation towards students
Sunumu öğrencilere göre hazırladık