5000 Kelime: İlk 1000 Kelimeleri
Words & meanings
1000 words
CEFR level
yaklaşık
bir sayı veya miktarın tam olmadığını belirtmek için kullanılır
It is about five o clock
Saat yaklaşık beş
hakkında
bir konu veya bir kişiyle ilgili olan
I read a book about history
Tarih hakkında bir kitap okudum
üzere
bir eylemin çok kısa süre içinde gerçekleşeceğini göstermek için kullanılır
We are about to leave
Çıkmak üzereyiz
kesinlikle
hiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
erişim
bir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
kaza
beklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
hesap
kişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
karşıya
bir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
eylem
bir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
eylem
yapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
aslında
bir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
tavsiye
ne yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
adına
birinin ismini alan veya birini örnek alan
She was named after her grandmother
Büyükannesinin adına isimlendirildi
peşinde
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
The dog is after the cat
Köpek kedinin peşinde
sonra
bir olaydan veya zamandan daha geç
We will eat after the lesson
Dersten sonra yemek yiyeceğiz
tekrar
bir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaş
bir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
temsilci
başka biri adına hareket eden kişi
He is my agent
O benim temsilcim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
aynı fikirde olmak
aynı görüşe veya karara sahip olmak
I agree with your decision
Kararına katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
onaylamak
aynı şekilde düşündüğünü söylemek
He agreed with me
Beni onayladı
katılmak
aynı görüşe sahip olmak
Do you agree
Katılıyor musun
ileride
ön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
hava
dünyayı çevreleyen görünmez gaz
The air is fresh here
Buradaki hava taze
yayınlamak
bir programı televizyonda veya radyoda göstermek
The show will air tomorrow
Program yarın yayınlanacak
hayatta
yaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
tamamen
bütünüyle veya eksiksiz şekilde
She was all dressed up
Tamamen giyinip kuşanmıştı
hepsi
bir şeyin tamamı veya toplam miktarı
Eat all your dinner
Yemeğinin hepsini ye
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
neredeyse
tam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
çoktan
beklenen zamandan önce tamamlanmış durum
I have already finished my homework
Ödevimi çoktan bitirdim
artık
bir şeyin hemen gerçekleşmesi için duyulan sabırsızlık
Stop talking already
Artık konuşmayı kes
ayrıca
bahsedilen şeye ek olarak
I also like apples
Ayrıca elma severim
her zaman
her zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
Amerikalı
Amerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
bir
sesli harfle başlayan isimlerin önüne gelen belgisiz tanımlık
I have an apple
Benim bir elmam var
ve
kelimeleri veya cümleleri birbirine bağlamak için kullanılan sözcük
I have a cat and a dog
Bir kedim ve bir köpeğim var
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
hayvan
bitki olmayan canlı varlık
The lion is a wild animal
Aslan vahşi bir hayvandır
hayvansal
temel fiziksel içgüdülerle ilgili
He has an animal instinct for survival
Hayatta kalmak için hayvansal bir içgüdüsü var
hayvan
hareket edebilen ve hissedebilen canlı varlık
The tiger is a wild animal
Kaplan vahşi bir hayvandır
başka bir
bir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
cevap
bir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
herhangi
seçilen şeyin fark etmediği durumları belirtmek için kullanılır
You can pick any color
İstediğin herhangi bir rengi seçebilirsin
hiç
soru veya olumsuz cümlelerde bir veya daha fazla miktarı belirtmek için kullanılır
Do you have any milk
Hiç sütün var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
artık
artık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
herhangi biri
herhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
herhangi bir şey
herhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
herhangi bir yer
herhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
daire
daha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
özür dilemek
bir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
görünüşe göre
göründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
minnettar olmak
bir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
ordu
askerlerden oluşan büyük ve düzenli grup
The army protects the country
Ordu ülkeyi korur
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
tutuklamak
birini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
ok
yay ile atılan uç kısmı sivri ince çubuk
The arrow hit the target
Ok hedefi vurdu
ok
yayla fırlatılan sivri uçlu nesne
He shot an arrow
Bir ok attı
ok
yön gösteren işaret
Follow the arrow to the exit
Çıkış için oku takip edin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
rica etmek
bir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
kıç
vücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
saldırmak
birine veya bir şeye zarar vermeye çalışmak
The dog attacked the cat
Köpek kediye saldırdı
kriz
aniden ortaya çıkan sağlık sorunu
He had a heart attack
Kalp krizi geçirdi
dikkat
bir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
Hafta sonu için uzakta
harika
çok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
müthiş
çok yüksek kalitede veya şaşırtıcı derecede iyi
Your performance was awesome
Performansın müthişti
şahane
çok güzel veya hayranlık uyandırıcı
That is an awesome idea
Bu şahane bir fikir
harika
son derece etkileyici veya keyifli
That movie was awesome
O film harikaydı
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
bebeğim
sevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
önceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
fena
ciddi bir şekilde
He was hurt bad
O fena yaralandı
kötü
ahlaki açıdan yanlış
He is a bad person
O kötü bir insan
pişman
üzüntü veya suçluluk duyan
I feel bad about the mistake
Hatamdan dolayı pişmanım
kalitesiz
düşük nitelikli
This product is bad
Bu ürün kalitesiz
yakalamak
bir şeyi yakalamak veya ele geçirmek
He bagged a deer
Bir geyik yakaladı
çanta
eşyaları taşımak için kullanılan esnek kap
I have a blue bag
Mavi bir çantam var
kapmak
bir şeyi elde etmeyi başarmak
She bagged a promotion
Bir terfi kaptı
balo
resmi bir dans partisi
They went to the ball
Baloya gittiler
yuvarlamak
bir şeyi yuvarlak hale getirmek
Ball the dough
Hamuru yuvarla
keyifli vakit
çok eğlenceli bir zaman
We had a ball
Çok eğlendik
top
yuvarlak nesne
Kick the ball
Topa vur
banka
paranın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
sektirmek
topu veya diski bir yüzeye çarptırıp yönünü değiştirmek
He banked the ball off the cushion
Topu yastıktan sektirdi
insafsız
çok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
evlilik dışı çocuk
evli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
tuvalet
tuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
var olmak
yaşamı veya gerçekliği bulunmak
I think therefore I am
Düşünüyorum öyleyse varım
olmak
bir özneyi kimlik veya durumla bağlamak
She is a teacher
O bir öğretmendir
ayı
kalın kürklü, büyük ve güçlü bir memeli hayvan
I saw a bear in the woods
Ormanda bir ayı gördüm
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
güzel
göze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
çünkü
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
olmak
bir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
yatak
uyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
önce
başka bir olaydan daha önceki bir zaman
I ate before school
Okuldan önce yemek yedim
önünde
birinin veya bir şeyin önündeki konum
She stood before the judge
Hakimin önünde durdu