Oxford En Sık Kullanılan 5000 Kelime
Words & meanings
4913 words
CEFR level
terk etmek
arkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
muktedir
bir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
kaldırmak
bir kural veya uygulamayı sona erdirmek
They decided to abolish the death penalty
İdam cezasını kaldırmaya karar verdiler
kürtaj
gebeliğin sonlandırılması
Abortion is a sensitive topic
Kürtaj hassas bir konudur
yaklaşık
bir sayı veya miktarın tam olmadığını belirtmek için kullanılır
It is about five o clock
Saat yaklaşık beş
hakkında
bir konu veya bir kişiyle ilgili olan
I read a book about history
Tarih hakkında bir kitap okudum
üzere
bir eylemin çok kısa süre içinde gerçekleşeceğini göstermek için kullanılır
We are about to leave
Çıkmak üzereyiz
yukarıda
başka bir şeyden daha yüksek seviye konum veya miktarda
The bird is flying above the trees
Kuş ağaçların üzerinde uçuyor
yurt dışı
yabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
I want to study abroad
Yurt dışında okumak istiyorum
yokluk
bir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
yok
bir yerde bulunmayan
He is absent today
O bugün yok
uzak kalmak
bir yerden veya etkinlikten uzak durmak
He decided to absent himself from the meeting
Toplantıdan uzak kalmaya karar verdi
mutlak
tam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
kesinlikle
hiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
emmek
bir sıvıyı veya maddeyi içine çekmek
The sponge absorbs water
Sünger suyu emer
özümsemek
bilgiyi alıp anlamak
It takes time to absorb new information
Yeni bilgileri özümsemek zaman alır
bünyesine katmak
daha küçük bir kuruluşu kontrol altına almak
The large firm will absorb the smaller company
Büyük firma küçük şirketi bünyesine katacak
özet
uzun bir metnin kısa özeti
I wrote an abstract for my paper
Makalem için bir özet yazdım
soyut
fiziksel bir formu olmayan zihinsel kavram
Love is an abstract concept
Aşk soyut bir kavramdır
saçma
çok gülünç veya mantıksız
That is an absurd idea
Bu saçma bir fikir
bolluk
bir şeyin çok miktarda bulunma durumu
There is an abundance of abundance of food
Burada bol miktarda yiyecek var
kötü muamele etmek
birine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
akademisyen
bir üniversitede çalışan veya ders veren kişi
He is a famous academic
O ünlü bir akademisyen
akademik
eğitim veya çalışmayla ilgili, pratik olmayan
This is an academic discussion
Bu akademik bir tartışma
akademi
eğitim veya öğretim verilen yer
He studies at the music academy
Müzik akademisinde okuyor
hızlandırmak
bir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
The driver decided to accelerate to pass the truck
Sürücü kamyonu geçmek için hızlanmaya karar verdi
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
aksan
bir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
aksan
bir kişinin kelimeleri söyleyiş biçimi
She speaks with a French accent
O Fransız aksanıyla konuşuyor
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
kabul edilebilir
onaylanacak kadar iyi olan
The quality of the work is acceptable
İşin kalitesi kabul edilebilir
kabul edilebilir
standartlara uygun veya tatmin edici olan
Her apology was acceptable
Özrü kabul edilebilirdi
yeterli
ihtiyaçları karşılayan veya yeterli görülen
The quality is acceptable
Kalite yeterli
kabul
bir şeyin doğru veya geçerli olduğunun kabul edilmesi
The proposal gained wide acceptance
Teklif geniş bir kabul gördü
kabul
bir gruba veya programa katılmak için verilen resmi izin
He received his acceptance letter from the university
Üniversiteden kabul mektubunu aldı
erişim
bir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
ulaşılabilir
ulaşılabilen veya kullanılabilen
The information is accessible online
Bilgiye internet üzerinden ulaşılabilir
erişilebilir
girilmesi veya kullanılması kolay olan
The building is accessible
Bina erişilebilir
kaza
beklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
hasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
yanlışlıkla
istemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
yer sağlamak
birine veya bir şeye yer ayırmak
The hotel can accommodate 200 guests
Otel 200 konuğa yer sağlayabilir
uzlaşma
insanlar arasındaki anlaşma
They reached an accommodation
Bir uzlaşmaya vardılar
konaklama
insanların kalabileceği yer
We need to find accommodation
Kalacak bir yer bulmamız lazım
eşlik etmek
biriyle bir yere beraber gitmek
I will accompany you to the airport
Havaalanına sana eşlik edeceğim
eşlik etmek
bir yere giderken birinin yanında bulunmak
Please accompany me to the store
Lütfen dükkana giderken bana eşlik et
başarmak
bir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
başarı
başarıyla tamamlanan şey
Graduating from college was a great accomplishment
Üniversiteden mezun olmak büyük bir başarıydı
uygunluk
bir şeyle uyumlu olma durumu
Everything was done in accordance with the rules
Her şey kurallar uyarınca yapıldı
göre
birinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
göre
birinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
göre
birinden veya kaynaktan alınan bilgiye dayanarak
According to the news it will rain
Haberlere göre yağmur yağacak
kendi isteğine göre
birinin kendi tercihine bağlı olarak
He worked according to his own choice
Kendi isteğine göre çalıştı
buna göre
bir şeye uygun şekilde
The rules have changed, so please act accordingly
Kurallar değişti, bu yüzden lütfen buna göre hareket edin
hesap
kişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
hesap verebilirlik
yaptıklarından sorumlu olma durumu
We demand more accountability from our leaders
Liderlerimizden daha fazla hesap verebilirlik talep ediyoruz
sorumlu
yaptıkları hakkında hesap vermekle yükümlü olan
You are accountable for your actions
Davranışlarından sorumlusun
muhasebeci
finansal kayıtları tutan kişi
She works as an accountant
Muhasebeci olarak çalışıyor
muhasebeci
finansal kayıtları tutan ve kontrol eden kişi
The accountant checked the company books
Muhasebeci şirket defterlerini kontrol etti
muhasebe
para işlemlerinin tutulduğu yazılı veya dijital kayıtlar
This company has a good accounting system
Bu şirketin iyi bir muhasebe sistemi var
açıklama
bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatılması
He gave a full accounting of the accident
Kazanın tam bir açıklamasını yaptı
muhasebe
finansal kayıtların tutulduğu departman
He works in the accounting department
O muhasebe departmanında çalışıyor
hesap dökümü
para giriş çıkışlarının detaylı raporu
The manager asked for an accounting of the sales
Müdür satışların hesap dökümünü istedi
biriktirmek
zamanla çoğalmak veya toplamak
Snow began to accumulate on the roof
Çatıdaki kar birikmeye başladı
birikim
zamanla bir şeylerin toplanması veya yığılması süreci
The accumulation of snow blocked the door
Kar birikimi kapıyı kapattı
doğruluk
doğru olma durumu
He checked the accuracy of the data
Verilerin doğruluğunu kontrol etti
doğru
tam olarak doğru veya gerçek
The information is accurate
Bilgiler doğru
doğru bir şekilde
doğru veya hatasız bir biçimde
He described the scene accurately
Sahneyi doğru bir şekilde betimledi
suçlama
birinin yanlış bir şey yaptığının belirtilmesi
He denied the accusation
Suçlamayı reddetti
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
sanık
mahkemede yargılanan kişi
The accused pleaded not guilty
Sanık suçsuz olduğunu iddia etti
suçladı
birini bir şey yapmakla itham etmek
He accused me of lying
Beni yalan söylemekle suçladı
suçlanmış
bir şeyle itham edilmiş olan
He was accused of theft
Hırsızlıkla suçlanmıştı
sanık
yasal bir davada bir suçla itham edilen kişi
The accused went to court
Sanık mahkemeye gitti
başarmak
özellikle çaba sarf ettikten sonra bir şeyi başarmak
She worked hard to achieve her goals
Hedeflerini başarmak için çok çalıştı
başarmak
bir çaba sonucunda başarılı olmak
You can achieve anything with hard work
Çok çalışarak her şeyi başarabilirsin
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya iyi bir sonuç elde etmek
You can achieve your goals with hard work
Çok çalışarak hedeflerine ulaşabilirsin
başarı
çaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
asit
ekşi tadı olan kimyasal madde
Lemons contain citric acid
Limonlar sitrik asit içerir
asit
aşındırıcı özelliği olan kimyasal madde
The acid dissolved the metal
Asit metali eritti
asit
algıyı ve hisleri değiştiren güçlü ve yasa dışı bir uyuşturucu
He took acid at the party
Partide asit aldı
kabul etmek
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek veya itiraf etmek
He acknowledged his mistake
Hatasını kabul etti
tanımak
bir durumun veya kişinin varlığını veya geçerliliğini kabul etmek
The government acknowledged the new laws
Hükümet yeni yasaları tanıdı
edinmek
bir şeyi elde etmek
He acquired a new skill
Yeni bir beceri edindi
satın alma
bir şeyi satın alma işlemi
The company announced a new acquisition
Şirket yeni bir satın alma duyurdu
edinme
bir şeyi elde etme süreci
The acquisition of new skills takes time
Yeni becerilerin edinimi zaman alır
akr
4047 metrekareye eşit alan ölçüsü birimi
The farm is ten acres in size
Çiftlik on akr büyüklüğündedir
arazi birimi
arazi alanı ölçmek için kullanılan birim
He bought five acres of land
Beş akr arazi satın aldı
akre
arazi alanını ölçmeye yarayan bir birim
They bought one acre of land
Bir akre arazi satın aldılar
arazi ölçüsü
4047 metrekareye eşit olan bir alan birimi
The park is one acre
Park bir akre büyüklüğünde
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
karşıya
bir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
eylem
bir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
eylem
yapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
etkinleştirmek
bir şeyin çalışmasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
etkinleştirmek
bir şeyin çalışmaya başlamasını sağlamak
You need to activate your account
Hesabınızı etkinleştirmeniz gerekiyor
etkinleştirme
bir şeyin çalışmaya başlamasını sağlama süreci
You must complete the account activation
Hesap etkinleştirmeyi tamamlamalısınız
aktif
çok hareket eden veya çalışan
He is an active child
O hareketli bir çocuk
aktif
şu anda kullanılan veya çalışır durumda olan
The account is still active
Hesap hâlâ aktif
faal
bir grupta veya organizasyonda yer alan
She is an active member of the club
O kulübün faal bir üyesidir
aktivist
sosyal veya siyasi değişim için çalışan kişi
She is a human rights activist
O, bir insan hakları aktivistidir
etkinlik
yapılan bir şey
Reading is a fun activity
Okumak eğlenceli bir etkinliktir
etkinlik
eğlenmek veya çalışmak için yapılan şey
What is your favorite activity
En sevdiğin etkinlik nedir
etkinlik
insanların vakit geçirmek için yaptığı şeyler
We planned a fun activity for the afternoon
Öğleden sonra için eğlenceli bir etkinlik planladık
faaliyet
bir işin yapılması sırasındaki hareketlilik
There is a lot of activity in the city center
Şehir merkezinde çok faaliyet var
oyuncu
oyunlarda veya filmlerde rol alan kişi
He is a famous actor
O ünlü bir oyuncudur
kadın oyuncu
tiyatro veya sinemada rol alan kadın
She is a famous actress
O ünlü bir kadın oyuncu
gerçek
gerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
aslında
bir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
şiddetli
çok ciddi veya güçlü
He felt an acute pain
Şiddetli bir ağrı hissetti
keskin
çok güçlü ve hassas olan
The dog has an acute sense of smell
Köpeğin keskin bir koku alma duyusu vardır
reklam
bir ürünü veya hizmeti tanıtan herkese açık duyuru
I saw an ad for a new car
Yeni bir araba için reklam gördüm
uyum sağlamak
yeni koşullara alışmak veya uymak
Animals adapt to their environment
Hayvanlar çevrelerine uyum sağlar
uyum
yeni bir duruma alışmak için yapılan değişiklik
Their adaptation to the new climate was difficult
Onların yeni iklime uyumu zordu
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
bağımlılık
bir şeye duyulan güçlü ihtiyaç
Smoking is a dangerous addiction
Sigara içmek tehlikeli bir bağımlılıktır
ekleme
bir şeyi başka bir şeye katma işi
He made an addition to the list
Listeye bir ekleme yaptı
ek
bir şeye eklenen yeni parça
They built an addition to the house
Evi genişletmek için bir ek yaptılar
ek
daha önce belirtilenlere katılan şey
This is a great addition to the project
Bu projeye harika bir ek
ek
eklenmiş veya fazladan olan
Do you need additional time?
Ek süreye ihtiyacınız var mı?
ayrıca
söylenmiş olanlara ek olarak
Additionally we need more people for the team
Ayrıca ekip için daha fazla insana ihtiyacımız var
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
yeterli
belirli bir ihtiyaç için yeterli olan
The food was adequate for everyone
Yemek herkes için yeterliydi
yeterli
bir amaç için kabul edilebilir veya yeterli olan
This amount of food is adequate
Bu yiyecek miktarı yeterli
yeterince
yeterli şekilde
He was not adequately prepared
Yeterince hazırlanmamıştı