YDS - YÖKDİL Sınavlarında En Çok Çıkmış 600 Kelime Listesi
Words & meanings
591 words
CEFR level
terk etmek
arkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
yokluk
bir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
dalgınlık
bir şeyle tamamen ilgilenme durumu
He read with complete absorption
O tamamen dalgın bir şekilde okudu
emilim
bir maddenin başka bir maddeyi içine çekmesi süreci
Plants need water absorption
Bitkilerin su emilimine ihtiyacı vardır
bolluk
bir şeyin çok miktarda bulunma durumu
There is an abundance of abundance of food
Burada bol miktarda yiyecek var
kötü muamele etmek
birine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
hızlandırmak
bir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
The driver decided to accelerate to pass the truck
Sürücü kamyonu geçmek için hızlanmaya karar verdi
kabul edilebilirlik
bir şeyin kabul edilebilir veya uygun olma durumu
The study assessed the acceptability of the new policy
Çalışma yeni politikanın kabul edilebilirliğini değerlendirdi
kabul
bir şeyin doğru veya geçerli olduğunun kabul edilmesi
The proposal gained wide acceptance
Teklif geniş bir kabul gördü
ulaşılabilir
ulaşılabilen veya kullanılabilen
The information is accessible online
Bilgiye internet üzerinden ulaşılabilir
erişilebilir
girilmesi veya kullanılması kolay olan
The building is accessible
Bina erişilebilir
yanlışlıkla
istemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
birikim
zamanla bir şeylerin toplanması veya yığılması süreci
The accumulation of snow blocked the door
Kar birikimi kapıyı kapattı
doğruluk
doğru olma durumu
He checked the accuracy of the data
Verilerin doğruluğunu kontrol etti
doğru bir şekilde
doğru veya hatasız bir biçimde
He described the scene accurately
Sahneyi doğru bir şekilde betimledi
suçlama
birinin yanlış bir şey yaptığının belirtilmesi
He denied the accusation
Suçlamayı reddetti
ulaşılabilir
yapılması veya başarılması mümkün olan
Setting achievable goals is important
Ulaşılabilir hedefler belirlemek önemlidir
başarı
çaba sarf ederek başarıyla tamamlanan şey
Winning the race was a great achievement
Yarışı kazanmak büyük bir başarıydı
satın alma
bir şeyi satın alma işlemi
The company announced a new acquisition
Şirket yeni bir satın alma duyurdu
edinme
bir şeyi elde etme süreci
The acquisition of new skills takes time
Yeni becerilerin edinimi zaman alır
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
yeterli
belirli bir ihtiyaç için yeterli olan
The food was adequate for everyone
Yemek herkes için yeterliydi
bağlılık
bir kurala plana veya inanca tam olarak uyma durumu
Strict adherence to the rules is necessary
Kurallara sıkı bir bağlılık gereklidir
uyum sağlamak
yeni bir duruma alışmak için değişmek
He needs to adjust to the new city
Yeni şehre uyum sağlaması gerekiyor
ayarlamak
bir şeyi hafifçe değiştirmek
Please adjust the volume
Lütfen sesi ayarla
ayar
bir şeyi düzeltmek için yapılan küçük değişiklik
He made an adjustment to the mirror
Aynada bir ayar yaptı
hayranlık
birine veya bir şeye duyulan beğeni ve saygı hissi
I have great admiration for her work
Onun çalışmalarına büyük bir hayranlık duyuyorum
hayran olmak
birine veya bir şeye saygı duymak ve onu beğenmek
I admire your courage
Cesaretine hayranım
hayranlıkla bakmak
bir şeye zevk alarak ve beğenerek bakmak
We stood there to admire the view
Manzarayı hayranlıkla seyretmek için orada durduk
itiraf
yanlış bir şey yaptığını kabul etme beyanı
His admission of guilt surprised everyone
Suçunu itiraf etmesi herkesi şaşırttı
kabul
bir okula veya kuruluşa kabul edilme süreci
She applied for admission to the university
Üniversiteye kabul için başvurdu
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
evlat edinmek
bir çocuğu yasal olarak kendi çocuğu olarak kabul etmek
They decided to adopt a child
Bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler
benimsemek
yeni bir tutum veya inancı kabullenmek
They adopted a new approach
Yeni bir yaklaşım benimsediler
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
ilerlemek
ileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir olaydan önce gerçekleşen veya mevcut olan
Please give me advance notice
Lütfen bana önceden haber verin
olumsuz şekilde
zararlı veya elverişsiz bir biçimde
The bad weather adversely affected the crop production
Kötü hava koşulları ürün üretimini olumsuz etkiledi
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin verilebilir
kurallar veya yasalar tarafından kabul edilen veya müsaade edilen
This is the only allowable method
Bu izin verilebilir tek yöntemdir
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to alter my plans
Planlarımı değiştirmem gerekiyor
değişiklik
bir şeyde yapılan küçük değişiklik
He made a small alteration to the plan
Plan üzerinde küçük bir değişiklik yaptı
belirsiz
birden fazla anlama gelebilen
The instruction was ambiguous
Talimat belirsizdi
hırs
bir şeyi başarmak için duyulan güçlü istek
He has a strong ambition to win
Kazanmak için güçlü bir hırsı var
çok eski
oldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
antik
çok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
öfkeyle
kızgın bir şekilde
He shouted angrily
Öfkeyle bağırdı
yıldönümü
geçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
yıldönümü
bir olayın geçmişte gerçekleştiği tarih
Today is the anniversary of the war
Bugün savaşın yıldönümü
yıl dönümü
bir olayın anısını yaşatmak için her yıl kutlanan özel gün
We celebrated our wedding anniversary last night
Dün gece evlilik yıl dönümümüzü kutladık
yıl dönümü
bir olayın üzerinden geçen her tam yıl
This year marks the tenth anniversary of the foundation
Bu yıl kuruluşun onuncu yıl dönümü
beklenti
bir şeyi heyecanla bekleme hissi
There was a lot of anticipation before the concert
Konser öncesinde büyük bir beklenti vardı
cezbetmek
ilgi çekici veya hoş gelmek
This idea appeals to me
Bu fikir bana cazip geliyor
itiraz
bir kararın değiştirilmesi için yapılan resmi başvuru
He filed an appeal
Temyize başvurdu
görünüş
birinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
görünme
bir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
uygulama
bilgisayar veya telefondaki bir yazılım
I downloaded a new application
Yeni bir uygulama indirdim
başvuru
bir şey için yapılan resmi yazılı talep
She sent her job application
İş başvurusunu gönderdi
uygulama
bir şeyin pratik kullanımı
This tool has a useful application
Bu aracın yararlı bir uygulaması var
minnettar olmak
bir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
yaklaşmak
birine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
yaklaşım
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
onay
resmi kabul veya izin
He needs his boss's approval
Patronunun onayına ihtiyacı var
onaylamak
bir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
yaklaşık
bir sayıya veya miktara yakın olan
It takes approximately ten minutes
Yaklaşık on dakika sürer
karşı çıkmak
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
bir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
varsayım
kanıt olmadan doğru olduğu düşünülen şey
Your assumption is wrong
Varsayımın yanlış
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
katılmak
bir etkinlikte veya yerde hazır bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
tutum
bir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
özellik
bir kişinin veya şeyin niteliği veya özelliği
Confidence is an important attribute
Özgüven önemli bir özelliktir
atfetmek
bir şeyin nedenini birine veya bir şeye bağlamak
She attributed her success to hard work
Başarısını çok çalışmaya atfetti
müsait
kullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
önlenebilir
önlenmesi mümkün olan
This mistake was avoidable
Bu hata önlenebilirdi
kaçınma
bir şeyden uzak durma eylemi
Avoidance of conflict is important
Çatışmadan kaçınma önemlidir
temel
karmaşık veya ileri düzeyde olmayan
It is a basic idea
Bu temel bir fikir
esas
bir şeyin en önemli kısmı olan
He has a basic knowledge of the topic
Konu hakkında esas bir bilgiye sahip
temel
bir sistemin veya konunun başlangıç seviyesi olan
I need to learn the basic principles
Temel ilkeleri öğrenmem gerekiyor
faydalı
birine veya bir şeye iyi gelen
Eating fruit is beneficial for your health
Meyve yemek sağlığınız için faydalıdır
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
yararlanmak
bir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
fayda
birine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
tuhaf
çok sıra dışı veya garip
That is a bizarre story
Bu tuhaf bir hikaye
kör
görme yetisi olmayan
He has been blind since birth
Doğuştan kördür
jaluzi
pencereyi kapatmak için kullanılan perde
Please close the blinds
Lütfen jaluzileri kapat
gizli
çoğu kişi tarafından bilinmeyen
They signed a blind agreement
Gizli bir anlaşma imzaladılar
kör
mantıksız ve sorgusuz yapılan
She had blind faith in her success
Başarısına körü körüne inanıyordu
artış
bir şeydeki artış
The new plan gave a boost to sales
Yeni plan satışlarda bir artış sağladı
yukarı itmek
birini veya bir şeyi yukarı doğru itmek veya kaldırmak
He boosted her up to the window
Onu pencereye doğru yukarı itti
çığır açan gelişme
önemli bir ilerleme veya keşif
Scientists made a breakthrough
Bilim insanları çığır açan bir gelişme sağladı
atılım
önemli bir yeni gelişme veya başarı
Scientists made a major breakthrough
Bilim insanları büyük bir atılım yaptı
üremek
yavru üretmek veya çoğalmak
Some animals breed in spring
Bazı hayvanlar baharda ürer
cins
belirli bir tür veya çeşit
What breed is your dog
Köpeğin ne cins
yol açmak
bir duygunun veya durumun gelişmesine neden olmak
Poverty breeds crime
Yoksulluk suça yol açar
yetiştirmek
bir yerde veya ailede büyütülmek
He was bred in a small village
O küçük bir köyde yetiştirildi
kısa bir süreliğine
kısa bir zaman için
He paused briefly
Kısa bir süre duraksadı
genel hatlarıyla
ayrıntılara girmeden genel bir şekilde
We broadly agree on the plan
Plan konusunda genel hatlarıyla anlaştık
geniş ölçüde
büyük bir alan veya kapsam dahilinde
The term is broadly used in science
Bu terim bilimde geniş ölçüde kullanılır
sakin
güçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakinleştirmek
sakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
kapasite
bir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
sıfat
birinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
dikkatlice
detaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
rahatça
rahat veya kayıtsız bir şekilde
He dressed casually for the party
Parti için rahat giyindi
çünkü
bir şeyin nedenini belirtmek için kullanılır
I'm late 'cause I missed the bus
Geç kaldım çünkü otobüsü kaçırdım
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
neden
bir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
uyarıcı
tehlikelerden kaçınmak için uyarı niteliğinde olan
This story serves as a cautionary tale
Bu hikaye uyarıcı bir masal görevi görüyor
kutlama
mutluluğu göstermek için yapılan özel etkinlik
We had a celebration for his birthday
Doğum günü için bir kutlama yaptık
kutlama
mutlu bir olayı anmak için düzenlenen özel etkinlik
We had a celebration for her birthday
Doğum günü için bir kutlama yaptık
meydan okumak
birini yarışmaya veya mücadeleye davet etmek
I challenge you to a race
Sana meydan okuyorum
zorluk
yapılması çaba gerektiren zor iş
Learning a language is a challenge
Dil öğrenmek bir zorluktur
zorlu
yapılması çok çaba veya beceri gerektiren
This puzzle is very challenging
Bu bulmaca çok zorlu
itiraz eden
resmi bir kararın geçerliliğini resmen sorgulayan
He submitted a challenging appeal against the decision
Karara karşı itiraz eden bir dilekçe verdi
değişken
değişme olasılığı olan veya kolayca değişebilen
The weather in London is very changeable
Londra'daki hava çok değişkendir
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
birden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
seçmek
bir gruptan tercih edilen veya belirlenen
She chose the red apple from the basket
O sepetten kırmızı elmayı seçti
kronik
uzun süre devam eden
He suffers from chronic pain
Kronik ağrılar çekiyor