

Anne With An E — Season 1 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
442 kelime
Seviye
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
uzak
Sahnedeçok uzak bir yerde bulunan
He dreamed of faraway places
Uzak yerlerin hayalini kurdu
iletmek
Sahnedebir duygu veya düşünceyi ifade etmek
Please convey my message to him
Lütfen mesajımı ona ilet
taşımak
bir şeyi veya birini bir yerden başka bir yere götürmek
The trucks convey goods to the market
Kamyonlar malları pazara taşır
insafsız
Sahnedebaşkalarına karşı nazik veya cömert olmayan
It was an uncharitable remark about her friend
Arkadaşı hakkında insafsız bir yorumdu
trajedi
Sahnedebüyük acı veren korkunç bir olay
It was a great tragedy
Büyük bir trajediydi
trajedi
çok üzücü veya korkunç bir olay
The car accident was a tragedy
Araba kazası bir trajediydi
trajedi
ciddi ve üzücü olayları konu alan bir tür
Shakespeare wrote many tragedies
Shakespeare birçok trajedi yazdı
yardımcı olmak
Sahnedebirine iyilik olarak bir şey yapmak
He was happy to oblige
Yardımcı olmaktan mutluluk duydu
mecbur bırakmak
birini bir şeyi yapmaya zorlamak
The law obliges us to pay taxes
Yasalar bizi vergi ödemeye mecbur bırakır
büyük bir miktar
Sahnedebir şeyden çok fazla olması durumu
He spends a great deal of time reading
Okumaya çok fazla zaman harcıyor
çok
büyük miktar
It helped a great deal
Çok yardımcı oldu
çok miktarda
bir şeyden bolca bulunması
There is a great deal of water
Çok miktarda su var
affetmek
Sahnedebirini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
izin vermek
birinin gitmesine müsaade etmek
Please excuse him from the meeting
Lütfen onun toplantıdan çıkmasına izin verin
özür dilemek
bir hata için üzgün olduğunu söylemek
You must excuse my rudeness
Kabalığım için özür dilerim
izin istemek
nazikçe ayrılmak için müsaade almak
Please excuse me I have to go
Lütfen izin verin gitmem gerekiyor
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
dikkat çekmek
birinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Excuse me can you help me
Pardon bana yardım edebilir misiniz
mazur göstermek
bir davranışı haklı çıkarmaya çalışmak
Nothing can excuse his violence
Hiçbir şey onun şiddetini mazur gösteremez
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
hu
Sahnedeyüksek sesli bir haykırış veya bağırma
Hoo! Look at that!
Hu! Şuna bak!
bisküvi
Sahnedegenellikle tatlı olan küçük yassı fırınlanmış hamur işi
I ate a biscuit with my tea
Çayımla birlikte bir bisküvi yedim
bisküvi
küçük ve yumuşak bir ekmek türü
I like this warm biscuit
Bu sıcak bisküviyi seviyorum
düşkünlük
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan güçlü sevgi veya ilgi
She has a fondness for old movies
Eski filmlere karşı bir düşkünlüğü var
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
aşırı heyecanlı
Sahnedeçok fazla heyecan duyan veya gösteren
The puppy was overexcited to see his owner
Köpek sahibini gördüğü için aşırı heyecanlıydı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
mahvetmek
birini çok üzmek veya huzursuz etmek
The long waiting is killing me
Uzun süre beklemek beni mahvediyor
öldürmek
bir insanın veya hayvanın yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
şaşırtmak
Sahnedebirinin kafasını karıştırmak
The complex instructions served to confound the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzu
bir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
tren
Sahnederaylar üzerinde hareket eden ulaşım aracı
I go to work by train
İşe trenle gidiyorum
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
eğitmek
birine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
bir sporda veya beceride gelişmek için çalışmak
I train hard for the race
Yarış için sıkı antrenman yapıyorum
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
demiryolu aracı
raylar üzerinde hareket eden uzun ulaşım aracı
That train is very long
O demiryolu aracı çok uzun
baştan başlamak
Sahnedeen baştan tekrar başlamak
I want to start over
Baştan başlamak istiyorum
yeniden başlamak
bir işi en başından tekrar yapmaya başlamak
I had to start over after the mistake
Hatadan sonra yeniden başlamak zorunda kaldım
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
sır olarak sakla
bir şeyi başkalarına anlatmamak
Please take it to the grave
Lütfen bunu mezara kadar götür
başlamak
bir işe girişmek
You take it from here
Buradan devamını sen getir
varsaymak
eldeki bilgilere dayanarak bir durumun doğru olduğuna inanmak
I take it you are coming
Geleceğini varsayıyorum
dayanmak
nahoş bir duruma katlanabilmek
He cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyor
varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
I take it you are busy
Meşgul olduğunu varsayıyorum
değerlendirmek
bir karar vermeden önce etraflıca düşünmek
I need to take it before deciding
Karar vermeden önce bunu değerlendirmem gerekiyor
ciddiye almak
bir şeyi şaka yapmadan içtenlikle ele almak
You should take it in earnest
Bunu ciddiye almalısın
katlanmak
zor bir durumu şikayet etmeden kabul etmek
I cannot take it anymore
Artık buna katlanamıyorum
ciddiye almak
birinin söylediği bir şeyi dikkate almak
You should take it as good advice
Bunu iyi bir tavsiye olarak ciddiye almalısın
kabul etmek
bir şeyi onaylamak veya teslim almak
Please take it as a gift
Lütfen bunu hediye olarak kabul et
karşılamak
bir habere veya duruma tepki göstermek
How did he take it
Bunu nasıl karşıladı
kabullenmek
zor da olsa bir durumu olduğu gibi onaylamak
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi teslim almak veya elde etmek
You can take it if you want
İstersen bunu alabilirsin
sineye çekmek
kusurlu da olsa bir durumu sessizce kabul etmek
We have to take it for now
Şimdilik bunu sineye çekmek zorundayız
kişisel algılamak
bir şeyden dolayı kırılmak veya gücenmek
Please do not take it personally
Lütfen bunu kişisel algılama
götürmek
bir şeyi tutup başka bir yere taşımak
Can you take it to my room
Bunu odama götürebilir misin
dayanmak
zor bir duruma karşı koyabilmek
I do not know how he takes it
Nasıl dayandığını bilmiyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
halletmek
bir işi veya durumu çözmek
I can take it from here
Buradan sonrasını ben halledebilirim
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
tepki vermek
bir duruma veya habere yanıt vermek
He did not know how to take it
Buna nasıl tepki vereceğini bilemedi
kaldırmak
bir şeyi bulunduğu yerden alıp uzaklaştırmak
Take it off the table
Onu masadan kaldır
baştan almak
bir işe en başından yeniden başlamak
Let us take it from the start
Hadi bunu baştan alalım
iade etmek
bir şeyi alındığı yere geri götürmek
Please take it back to the store
Lütfen bunu mağazaya iade et
tahammül etmek
rahatsız edici bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna tahammül edemiyorum
yorumlamak
bir şeyi belirli bir şekilde anlamak
I take it as a compliment
Bunu bir iltifat olarak yorumluyorum
ücret
Sahnedeçalışma karşılığında kazanılan para
He earns a low wage
Düşük bir ücret kazanıyor
yürütmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatmak veya sürdürmek
They decided to wage war
Savaş çıkarmaya karar verdiler
bahse girmek
bir olay üzerine bahis oynamak
They decided to wage a bet on the game
Oyun üzerine bahse girmeye karar verdiler
sürdürmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatıp devam ettirmek
They waged war against the enemy
Düşmana karşı savaş sürdürdüler
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Pardon me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
vicdan
Sahnedebir şeyin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu söyleyen zihin kısmı
My conscience told me to tell the truth
Vicdanım bana doğruyu söylememi söyledi
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
kuru
Sahnedesu veya nem içermeyen
The grass is dry
Çimler kuru
sıkıcı
ilginç olmayan
The history lecture was dry
Tarih dersi sıkıcıydı
ayık
alkol almamış olan
He has been dry for a year
Bir yıldır ayık
parasız
hiç parası kalmamış olma durumu
I am dry until payday
Maaş gününe kadar beş parasızım
kuru
üzerinde su veya nem bulunmayan
The leaves on the ground are dry
Yerdeki yapraklar kuru
sade
sos veya ek malzeme içermeyen
Please make my burger dry
Lütfen burgerimi sade yapın
süre
Sahnedekısa bir zaman aralığı
I worked there for a short spell
Orada kısa bir süre çalıştım
belirtmek
genellikle kötü bir şeyin olacağının işareti olmak
This spells disaster
Bu felaket habercisidir
hecelemek
bir kelimenin harflerini sırayla söylemek veya yazmak
How do you spell your name
İsmini nasıl hecelersin
büyü
sihirli güce sahip sözler veya eylemler
The witch cast a spell
Cadı bir büyü yaptı
en yakın
Sahnedemesafesi en az olan
Where is the nearest train station
En yakın tren istasyonu nerede
en yakın
mesafesi en az olan
Where is the nearest bank?
En yakın banka nerede?
en yakın
bir şeye mesafe olarak en az uzaklıkta olan
Where is the nearest train station
En yakın tren istasyonu nerede
acil durum
Sahnedederhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
eşit olmak
Sahnedeaynı değerde veya anlamda olmak
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
eşittir
değer veya anlam olarak aynı
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
aile yadigarı
Sahnedenesiller boyu aktarılan değerli nesne
This ring is a family heirloom
Bu yüzük bir aile yadigarıdır
miras kalan eşya
miras yoluyla geçen kıymetli eşya
The clock is a precious heirloom
Saat kıymetli bir miras eşyadır
yadigâr
birinden hatıra olarak kalan değerli şey
She kept the necklace as an heirloom
Kolyeyi bir yadigâr olarak sakladı
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
sıfır
Sahnedesayısal olarak hiçbir şey
The score was five to nought
Skor beşe sıfırdı
etki
Sahnedebir şeyin başka bir şey üzerinde yarattığı sonuç
The medicine had a good effect
İlacın iyi bir etkisi oldu
anlam
bir sözün ifade ettiği amaç
He said something to that effect
O bu anlama gelen bir şey söyledi
eşya
bir kişiye ait olan özel mülk
He gathered his personal effects
Kişisel eşyalarını topladı
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı bir şekilde algılamak
I mistake your silence for agreement
Sessizliğini onay olarak yanlış anlıyorum
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
sinirlendirmek
birini kızdırmak veya huzursuz etmek
His behavior upset everyone
Davranışları herkesi sinirlendirdi
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra kendini üzgün hissetti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
aklı karışmış
Sahnededüşünmekte zorluk çeken veya kafası karışmış durumda olan
He was addled by the lack of sleep
Uykusuzluktan aklı karışmıştı
gece boyunca
Sahnedegece süresince
I stayed overnight at a hotel
Bir otelde gece boyunca kaldım
bir gecede
çok kısa sürede aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
ertesi güne göndermek
bir şeyi ertesi gün ulaşacak şekilde göndermek
I will overnight the documents
Belgeleri ertesi güne göndereceğim
bir gecede
kısa süre içinde aniden
He became famous overnight
Bir gecede ünlü oldu
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya yürürlüğe girmek
The new law will go through soon
Yeni yasa yakında onaylanacak
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
sık sevgili değiştirmek
birçok kişiyle romantik ilişki yaşamak
He goes through a new partner every month
Her ay yeni bir sevgili değiştiriyor
tüketmek
bir şeyi tamamen bitirmek veya kullanmak
We went through all the milk yesterday
Dün bütün sütü bitirdik
karıştırmak
birinin eşyalarını aramak
He went through my bag
Çantamı karıştırdı
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya tetkik etmek
I need to go through these files
Bu dosyaları incelemem gerekiyor
gözden geçirmek
bir şeyi anlamak için dikkatlice okumak veya bakmak
She went through her notes before the exam
Sınavdan önce notlarını gözden geçirdi
yetimhane
Sahnedeebeveynleri olmayan çocukların yaşadığı yer
He grew up in an orphanage
O, bir yetimhanede büyüdü
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
yetim veya öksüz
Sahnedeanne ve babası ölmüş çocuk
He became an orphan at a young age
Genç yaşta yetim kaldı
öksüz
Sahnedeanne veya babası hayatta olmayan kimse
She grew up as an orphan
O öksüz olarak büyüdü
yetim veya öksüz bırakmak
birini bakımsız veya desteksiz bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim bırakmak
bir çocuğu anne ve babasız bırakmak
The war orphaned many children
Savaş birçok çocuğu yetim bıraktı
yetim
anne veya babası ölmüş çocuk
The orphan child found a home
Yetim çocuk bir yuva buldu
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dahil olmak
bir faaliyetin veya durumun parçası olmaya başlamak
I got into the project
Projeye dahil oldum
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapabilme gücü
He has got the nerve to ask
Sormaya cesareti var
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
He got into the house
Eve girdi
sahip olmak
bir şeyi elinde bulundurmak
I have got a new car
Yeni bir arabaya sahibim
halletmek
bir durum veya sorunla ilgilenip çözüme kavuşturmak
I got the problem solved
Sorunu hallettim
şımartmak
birine gereğinden fazla iyi davranarak bencil olmasına yol açmak
She got the baby spoiled
Bebeği şımarttı
izlenim
bir kişi veya durum hakkında edinilen fikir veya his
I got the feeling you were angry
Kızgın olduğun izlenimine kapıldım
almak
bir şeye sahip olmaya başlamak
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
süzülmek
fark edilmemek için sessizce ve gizlice ilerlemek
The cat sneaked up on the bird
Kedi kuşa sessizce yaklaştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
coşkulu
Sahnedeinsanlara enerji veren veya onları heyecanlandıran
The speaker gave a rousing speech
Konuşmacı coşkulu bir konuşma yaptı
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
feribot
Sahnedeinsanları veya araçları su üzerinden taşıyan tekne
I took the ferry to the island
Adaya feribotla gittim
taşımak
insanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak
They ferry passengers across the river
Yolcuları nehir boyunca taşıyorlar
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
baş harflerden oluşan simge
Sahnedeiki veya daha fazla harfin birleşimiyle oluşan tasarım
She embroidered her monogram on the towel
Havluya baş harflerinden oluşan simgeyi işledi
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
harika
Sahnedeçok iyi veya hoş olan
We had a wonderful time
Harika bir zaman geçirdik
harika
çok iyi veya etkileyici
This movie is wonderful
Bu film harika
müthiş
çok iyi veya memnuniyet verici
We had a wonderful time
Müthiş vakit geçirdik
harika
çok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
harika
son derece hoş veya güzel olan
You did a wonderful job
Harika bir iş çıkardın
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
daha kötü
daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
mahrum bırakmak
Sahnedebirini bir şeyden yoksun bırakmak
Don't deprive yourself of sleep
Kendini uykudan mahrum bırakma
mahrum bırakmak
birini bir şeyden yoksun bırakmak
They deprived him of his rights
Onu haklarından mahrum bıraktılar
mahrum kalmak
ihtiyaç duyulan veya istenen bir şeye sahip olamamak
They were deprived of food and water
Yiyecek ve sudan mahrum kaldılar
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
yardımına gelmek
Sahnedebirine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yerleşmek
biriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
yaklaşmak
bir kişiye veya yere doğru hareket etmek
The stranger came to me
Yabancı bana yaklaştı
varmak
bir yere ulaşmak
We finally came to the station
Sonunda istasyona vardık
gelmek
belirli bir amaç için bir yere ulaşmak
I came to help you
Sana yardım etmeye geldim
katılmak
bir etkinliğe veya yere gitmek
Did you come to the party
Partiye geldin mi
aklına gelmek
düşüncelerine girmek
The idea came to me
Fikir aklıma geldi
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
noktaya gelmek
belirli bir duruma veya sonuca ulaşmak
We have come to the end
Sona geldik
hale gelmek
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to this
Durum bu hale geldi
ayılmak
bilincini tekrar kazanmak
The patient finally came to
Hasta ayıldı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
aklı başına gelmek
zihinsel olarak normale dönmek
He has finally come to his senses
Sonunda aklı başına geldi
gözünü açmak
bayıldıktan sonra bilincini geri kazanmak
She came to after a few minutes
Birkaç dakika sonra gözünü açtı
hatırlamak
bir şeyi aniden düşünmeye başlamak
The name came to me
İsmi hatırladım
sonuçlanmak
belirli bir duruma varmak
The talks came to nothing
Görüşmeler sonuçsuz kaldı
tutmak
belirli bir miktara ulaşmak
The bill came to fifty dollars
Hesap elli dolar tuttu
ziyaret etmek
birini görmek için bir yere gitmek
They came to see us
Bizi ziyaret etmeye geldiler
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
kız çocuk
bir ebeveynin kız çocuğu
My daughter is smart
Kızım zeki
geri getirmek
Sahnedebir şeyi gidip bulunduğu yerden almak
The dog can retrieve the ball
Köpek topu geri getirebilir
geri almak
kaybolan veya saklanan bir şeyi geri almak
I managed to retrieve my passport
Pasaportumu geri almayı başardım
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
anlayamamak
Sahnedesöylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
gözden kaçmak
fark edilmemek
Many details were lost
Birçok detay gözden kaçtı
şaşırtmak
birinin kafasını karıştırmak
The rules lost him
Kurallar onu şaşırttı
cesaretini yitirmek
korkuyla pes etmek
He lost his courage
Cesaretini yitirdi
yenilmek
bir yarışmada mağlup olmak
They lost the match
Maçı yenildiler
yitirmek
sevilen birinin ölümü
We lost our father
Babamızı yitirdik
kurtulmak
bir şeyi elden çıkarmak
I must lose this habit
Bu alışkanlıktan kurtulmalıyım
başarısız olmak
bir oyunu kazanamamak
We lost the game
Oyunda başarısız olduk
elden kaçırmak
bir fırsatı değerlendirememek
We lost the chance
Fırsatı elden kaçırdık
yenik düşmek
yarışmada geride kalmak
He lost the contest
Yarışmada yenik düştü
bulamamak
bir şeyi koyduğu yeri unutmak
I lost my glasses
Gözlüklerimi bulamıyorum
yolunu şaşırmak
nerede olduğunu bilememek
I lost my way
Yolumu şaşırdım
anlamamak
bir şeyi kavrayamamak
I lost the point
Konuyu anlamadım
aklını yitirmek
mantıklı düşünemez hale gelmek
She is losing her mind
Aklını yitiriyor
kilo vermek
zayıflayarak hafiflemek
He lost ten kilos
On kilo verdi
yitirmek
bir şeye artık sahip olmamak
He lost his status
Statüsünü yitirdi
bağlantısı kopmak
telefonda sesi duyamamak
I lost you
Bağlantımız koptu
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
We are lost
Kaybolduk
vakur
Sahnedesaygı uyandıracak şekilde sakin ve ciddi
She maintained a dignified silence
Vakur bir sessizliğini korudu
fayton
Sahnedegenellikle atlar tarafından çekilen tekerlekli araç
The royal carriage arrived at the palace
Kraliyet faytonu saraya vardı
at arabası
atlar tarafından çekilen taşıt
The prince arrived in a horse carriage
Prens at arabasıyla geldi
konu
Sahnedetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
önem
önem veya değer
It does not matter
Önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
ilgilendirmek
bir durumun birini alakadar etmesi
Does this matter to him
Bu onu ilgilendiriyor mu
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
sorun
bir kimsenin sıkıntısı veya yanlış giden bir şey
What is the matter
Sorun nedir
kısa süre
çok kısa zaman dilimi
It ended in a matter of minutes
Bu birkaç dakika içinde bitti
durum
karşılaşılan olay veya vaziyet
We have to settle this matter
Bu durumu çözmemiz gerekiyor
şey
ele alınan veya hakkında konuşulan nesne
She has a matter to discuss
Konuşacak bir şeyi var
konu
üzerinde durulan veya tartışılan başlık
Let us return to the matter
Şimdi konumuza geri dönelim
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
aç bırakmak
Sahnedebirini aşırı açlığa maruz bırakmak
We should not starve the pets
Evcil hayvanları aç bırakmamalıyız
açlıktan ölmek
aşırı açlık nedeniyle acı çekmek
Many animals starve in winter
Birçok hayvan kışın açlıktan ölür
açlıktan ölmek
yiyeceksizlikten hayatını kaybetmek
Millions starved during the great famine
Büyük kıtlık sırasında milyonlarca insan açlıktan öldü
çok istemek
bir şeyi şiddetle arzulamak
She is starving for some recognition
O takdir edilmeyi çok istiyor
açlıktan ölmek
yemek yemeye büyük ihtiyaç duymak
I am starving after the long run
Uzun koşudan sonra açlıktan ölüyorum
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
sembol
Sahnedebaşka bir şeyi temsil eden nesne veya işaret
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın bir sembolüdür
sembol
bir şeyi temsil eden veya onun yerine geçen şey
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın sembolüdür
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
tab etmek
fotoğrafları çıkarmak için filmi işlemek
I need to develop this film
Bu filmi tab ettirmem gerekiyor
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
geliştirmek
yeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
geliştirmek
zamanla yeni bir beceri veya nitelik kazanmak
You need to develop your skills
Becerilerini geliştirmelisin
inşa etmek
bir şeyi yapmak veya kurmak
They are developing new housing projects
Yeni konut projeleri inşa ediyorlar
edinmek
bir şeye sahip olmaya başlamak
He developed a new habit
Yeni bir alışkanlık edindi
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
göstermek
bir özellik veya durum sergilemeye başlamak
She developed a fever
Ateşi çıktı
ürpermek
Sahnedekorku veya soğuktan dolayı titremek
She shuddered at the thought of the accident
Kazayı düşününce ürperdi
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi