

Anne With An E — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
618 kelime
Seviye
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
öneri
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında sunulan fikir
I have a good suggestion
İyi bir önerim var
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
merhamet
Sahnedebaşkalarının acısına karşı duyulan yardım etme isteği
He showed compassion to the poor
Yoksullara karşı merhamet gösterdi
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
öfke
Sahnedekızgınlık duygusu
He lost his temper
Sinirlendi
yumuşatmak
bir şeyin şiddetini veya etkisini azaltmak
He tempered his criticism with praise
Eleştirisini övgüyle yumuşattı
sertleştirmek
bir şeyi daha dayanıklı hale getirmek
They tempered the steel to make it stronger
Çeliği daha güçlü olması için sertleştirdiler
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
merhametli
Sahnedebaşkalarına karşı şefkatli ve acımasız olmayan
He was merciful to his enemy
Düşmanına karşı merhametliydi
merhametli
merhamet göstermeye hazır olan
The judge was merciful
Hakim merhametliydi
deli
Sahnedeakıl sağlığı yerinde olmayan veya aptalca davranan kişi
He is a complete loon
O tam bir deli
dalgıç kuşu
göllerin yakınında yaşayan büyük bir su kuşu
I saw a loon on the lake
Gölde bir dalgıç kuşu gördüm
gülmek
Sahnedekomik bir şeye sesli tepki vermek
He is laughing at the joke
O şakaya gülüyor
gülmek
bir şeyin komik olduğunu belirtmek için sesler çıkarmak
He is laughing at the joke
Şakaya gülüyor
kıkırdamak
kısık sesle gülmek
She is laughing softly
Hafifçe kıkırdıyor
kıkırdama
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
She is laughing at the joke
O şakaya kıkırdıyor
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
anneler
Sahnedekadın ebeveyn
Mothers love their children
Anneler çocuklarını sever
anneler
Sahnedeçocuk doğurmuş kadınlar
Mothers love their children
Anneler çocuklarını sever
anneler
çocuğu veya çocukları olan kadın
Mothers love their children
Anneler çocuklarını sever
anneler
çocuk sahibi kadınlar
Mothers love their children very much
Anneler çocuklarını çok severler
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
berbat
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather was dreadful
Hava berbattı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
Giriş
SahnedeBir yere girme eylemi
He made a quick entrance
Hızlı bir giriş yaptı
Giriş
Sahnedebir yere girme eylemi
They made a grand entrance
Görkemli bir giriş yaptılar
giriş
bir binaya veya odaya girilen yer
The entrance is over there
Giriş şurada
Büyülemek
Birini hayranlıkla doldurmak
They entrance the audience
Seyirciyi büyülüyorlar
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
bir süre
Sahnedebelirli bir zaman boyunca
Stay awhile
Bir süre kal
rahatlamış
Sahnedeendişesi veya sıkıntısı azalmış
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
rahatlatmak
kötü bir duyguyu veya acıyı azaltmak
The medicine relieved his pain
İlaç ağrısını hafifletti
meslek
Sahnedebir kişinin geçimini sağlamak için yaptığı iş
Teaching is a noble profession
Öğretmenlik asil bir meslektir
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
çok kısa
Sahnedesüresi gereğinden az olan
The meeting was too short
Toplantı çok kısaydı
çok kısa
bir uçtan diğer uca mesafesi az olan
The skirt is too short for her
Etek onun için çok kısa
ısrar etmek
Sahnedebirinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
dürtü
bir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
itiraf etmek gerekirse
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek için kullanılır
Admittedly, it was a mistake
İtiraf etmek gerekirse, bu bir hataydı
bilme
Sahnedebir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
Knowing the rules helps everyone
Kuralları bilmek herkese yardımcı olur
farkında
bir şeyin bilincinde olan
He is knowing about the facts
O gerçeklerin farkında
bilinçli
bir şeyin tam olarak farkında olarak yapılan
She made a knowing decision to leave
Ayrılmak için bilinçli bir karar verdi
öğrenme
bir şeyi bilmeye başlama süreci
Knowing how to read is useful
Okumayı öğrenmek faydalıdır
tanıyan
birinin karakterinin veya alışkanlıklarının farkında olan
She is knowing of his secret habits
Onun gizli alışkanlıklarını tanıyor
bilgi
bir şeyin farkında olma durumu
Knowing the truth is important
Gerçeği bilmek önemlidir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
öğle yemeği vakti
Sahnedeinsanların öğle yemeği yediği zaman
It is almost lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
öğle arası
Sahnedeöğle yemeği için ayrılan zaman
We meet at lunchtime
Öğle arasında buluşuyoruz
elbette
Sahnedeevet demek veya güçlü bir şekilde onaylamak için kullanılır
Can you help me? You bet!
Bana yardım edebilir misin? Elbette!
elbette
güçlü bir onaylama belirtmek veya rica ederim anlamında kullanılan gayriresmi ifade
Can you help me? You bet
Bana yardım edebilir misin? Elbette
kesinlikle
bir konuda çok emin olduğunu veya onayladığını ifade etmek
Will you come to the party? You bet!
Partiye gelecek misin? Kesinlikle!
sürtük
Sahnedecinsel yönden ahlaksız olduğu düşünülen kadın
The man called her a trollop
Adam ona sürtük dedi
korse
Sahnedebeli şekillendirmek için giyilen sıkı giysi
She wore a corset under her dress
Elbisesinin altına bir korse giydi
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
tarif etmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
Sahnedekendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
arkadaşlık
Sahnedearkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var
arkadaşlık
arkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Onların uzun bir arkadaşlığı var
yorumlamak
Sahnedebir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
yapılmış
bir malzemeden üretilmiş veya oluşturulmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
belediye binası
Sahnedebir kasabanın yerel yönetiminin toplandığı bina
I have a meeting at the town hall
Belediye binasında bir toplantım var
halk toplantısı
yerel halkın topluluk meselelerini tartıştığı herkese açık toplantı
The mayor held a town hall to discuss the new park
Belediye başkanı yeni parkı tartışmak için bir halk toplantısı düzenledi
senin adına sevindim
Sahnedebirinin başarısını övmek için kullanılır
You got a promotion! Good for you!
Terfi aldın! Senin adına sevindim!
sana yararlı
birine faydalı veya yardımcı olan
Eating vegetables is good for you
Sebze yemek senin için yararlıdır
tersten
Sahnedeters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
geriye
arkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
muhteşem
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view was splendid
Manzara muhteşemdi
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
ilham
Sahnedebir şeyi yaratma veya yapma isteği uyandıran şey
Nature is a great source of inspiration
Doğa harika bir ilham kaynağıdır
ilham
aniden gelen iyi bir fikir veya yaratıcı dürtü
She found inspiration for her painting
Resmi için ilham buldu
kiler dolabı
Sahnedeyiyecekleri saklamak için kullanılan küçük dolap
Put the pasta in the pantry
Makarnayı kiler dolabına koy
kiler
yiyeceklerin saklandığı küçük oda
The pantry is next to the kitchen
Kiler mutfağın yanındadır
kiler
yiyeceklerin saklandığı küçük oda veya dolap
Please put the flour in the pantry
Lütfen unu kilere koy
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
üzüntü
Sahnedeyaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
gizlice
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyecek şekilde
He secretly left the room
Odadan gizlice ayrıldı
bela
Sahnedesürekli sorun veya sıkıntı yaratan şey
Mosquitoes are the bane of my life in summer
Sivrisinekler yazın başımın belasıdır
felaket sebebi
büyük yıkıma veya kötü sonuca yol açan şey
Lack of rain was the bane of the local farmers
Yağmurun yokluğu yerel çiftçilerin felaketiydi
bela
sorun veya sıkıntıya neden olan kişi ya da şey
Mosquitoes are the bane of my summer
Sivrisinekler yazımın belasıdır
bela
zarar veya felakete yol açan şey
Traffic is the bane of my life
Trafik hayatımın belasıdır
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
hanımefendi
Sahnedegenç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
özlemek
birinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
aptallık
Sahnedeakıllıca olmayan davranış
His foolishness cost him his job
Onun aptallığı işine mal oldu
çok uzak
Sahnedebir şeyin durumundan çok farklı veya geride olmak
The project is far from finished
Proje bitmiş olmaktan çok uzak
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
çarpıcı
Sahnedeson derece güzel ve etkileyici
The sunset was a ravishing sight
Gün batımı çarpıcı bir manzaraydı
büyüleyici
son derece güzel veya çekici
She looked ravishing in her red dress
Kırmızı elbisesi içinde büyüleyici görünüyordu
büyüleyici
çok çekici ve göze hoş görünen
She looked absolutely ravishing in that dress
O elbise içinde kesinlikle büyüleyici görünüyordu
büyüleyici
görünüşü son derece güzel ve çekici olan
She looked ravishing in her blue dress
Mavi elbisesiyle büyüleyici görünüyordu
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
istemek
Sahnedebir şeyi arzulamak veya talep etmek
You wanna eat now
Şimdi yemek istiyorsun
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
ayrıca
Sahnedesöylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor