

Anne With An E — 1. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
551 kelime
Seviye
geri dönmek
Sahnedebir yere geri gitmek
I will return to my home
Evime geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya duruma tekrar gitmek
She will return to work tomorrow
Yarın işe geri dönecek
geri dönmek
bir konuya veya yere tekrar gitmek
I will return to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
takdir
Sahnedebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
daha uzun süre
Sahnedezaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
daha fazla vakit
ilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
coşkulu
Sahnedegüçlü duygu veya enerji dolu
His face was ablaze with excitement
Yüzü heyecandan parlıyordu
alev alev
yanmakta olan
The building was ablaze
Bina alev alev yanıyordu
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına katılıp beraber gitmek
You can come along with me
Benimle gelebilirsin
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya ortaya çıkmak
The bus finally came along
Otobüs sonunda geldi
varmak
bir yere ulaşmak
The train is comin
Tren geliyor
gelmek
bir yöne doğru hareket etmek
I am comin
Geliyorum
gelmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
Please come here now
Lütfen şimdi buraya gel
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will come back soon
Yakında geri geleceğim
geliyor
bir yöne veya birine doğru yaklaşmak
He is comin to the party
O partiye geliyor
takma ad
Sahnedebir yazarın kendi ismi yerine kullandığı isim
He wrote the book under a pen name
Kitabı bir takma adla yazdı
vagon
Sahnedetaşıma için kullanılan dört tekerlekli araç
The red wagon is full of toys
Kırmızı vagon oyuncaklarla dolu
station wagon
arkasında geniş bir bagaj alanı bulunan otomobil türü
We bought a station wagon for our family trips
Aile gezilerimiz için bir station wagon satın aldık
kahramanca
Sahnedeçok cesur ve takdir edilen
He made a heroic effort
Kahramanca bir çaba sarf etti
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
ağladı
Sahnedeüzüntüden gözyaşı dökmek
She cried when she heard the news
Haberi duyunca ağladı
düşünceli bir şekilde
Sahnededikkatle düşünerek
He looked at the map thoughtfully
Haritaya düşünceli bir şekilde baktı
eğitim
Sahnedeöğretme ve öğrenme süreci
Education is important for everyone
Eğitim herkes için önemlidir
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
yerli
Sahnedebir yere başlangıçtan beri ait olan
He is a native of this city
O, bu şehrin yerlisi
ben şahsen
Sahnedekendi adına konuşurken kullanılan ifade
I for one agree with him
Ben şahsen ona katılıyorum
bir kişilik
tek bir kişiye yönelik
This room is for one
Bu oda bir kişilik
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay veya faydalı
This tool is very handy
Bu alet çok kullanışlı
el altında
kolayca ulaşılabilecek bir yerde olan
Keep your tools handy
Aletlerini el altında tut
becerikli
onarım veya yapım işlerinde yetenekli olan
He is very handy around the house
Ev işlerinde çok beceriklidir
hizmette
Sahnedekullanım veya operasyon için uygun olan
This bus is currently in service
Bu otobüs şu anda hizmette
hizmette
kullanıma hazır
The new bus is now in service
Yeni otobüs artık hizmette
ihmal etmek
Sahnedebirine veya bir şeye gereken özeni göstermemek
Don't neglect your health
Sağlığını ihmal etme
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
yapmak
Sahnedebir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
almak
bir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
sıradan görünümlü
Sahnedefiziksel olarak çekici olmayan
He is a homely man
O sıradan görünümlü bir adamdır
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
öfke
Sahnedekızgınlık duygusu
He lost his temper
Sinirlendi
yumuşatmak
bir şeyin şiddetini veya etkisini azaltmak
He tempered his criticism with praise
Eleştirisini övgüyle yumuşattı
sertleştirmek
bir şeyi daha dayanıklı hale getirmek
They tempered the steel to make it stronger
Çeliği daha güçlü olması için sertleştirdiler
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
ocak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan cihaz
The stove is hot
Ocak sıcak
bölüm
Sahnedebir kitabın numarası veya başlığı olan parçası
I read the first chapter of the book
Kitabın ilk bölümünü okudum
bölüm
bir kitabın numaralandırılmış parçası
I am reading the first chapter
Birinci bölümü okuyorum
şube
büyük bir organizasyonun yerel kolu
She joined the local chapter of the club
Kulübün yerel şubesine katıldı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
ölçü
Sahnedebir şeyin belli bir miktarı veya derecesi
Success is not just a measure of money
Başarı sadece paranın bir ölçüsü değildir
önlem
belirli bir amaca ulaşmak için atılan adım
They took measures to improve safety
Güvenliği artırmak için önlemler aldılar
mevki
bir kişinin toplumdaki yeri veya rütbesi
He holds a high measure in the community
Toplumda yüksek bir mevkisi var
değerini belirlemek
bir şeyin miktarını veya değerini tespit etmek
We need to measure the progress
İlerlemeyi belirlememiz gerekiyor
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
battaniye
Sahnedeısınmak için kullanılan büyük kumaş parçası
I need a blanket
Bir battaniyeye ihtiyacım var
kaplamak
bir şeyin üzerini tamamen örtmek
The heavy snow blanketed the town
Yoğun kar kasabayı kapladı
-dığı sürece
Sahnedebir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
sürece
bir koşula bağlı olarak
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece kalabilirsin
şartıyla
bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
I will go as long as you come too
Sen de gelirsen gitme şartıyla geleceğim
sıkışmış
Sahnedezor bir durumdan kurtulamayan
I am stuck in traffic
Trafikte sıkıştım
kalmış
bir durumda veya yerde kalmak
I am stuck in traffic
Trafikte kaldım
bıçakladı
birini bıçakla yaralamak
The criminal stuck the guard
Suçlu gardiyanı bıçakladı
üzerine kalmış
istemeden üstlenmek zorunda kalınan görev
I was stuck with this homework
Bu ödev üzerime kaldı
yapışmış
bir yüzeye sabitlenmiş olan
The paper is stuck to the wall
Kâğıt duvara yapışmış
sıkışmış
hareket edemeyen veya açılmayan
The door is stuck
Kapı sıkışmış
mahsur kalmış
bir yerde kapalı kalıp çıkamayan
We are stuck in the elevator
Asansörde mahsur kaldık
takılı kalmış
bir konumda sabitlenen
My foot is stuck in the hole
Ayağım çukurda takılı kaldı
tıkanmış
bir konuda ilerleyemeyen veya düşünemeyen
I am stuck on this answer
Bu cevapta tıkandım
sıkışmış
bir yerde veya durumda hareket edemez hale gelmiş
The door is stuck
Kapı sıkışmış
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
tava
Sahnedeyiyecekleri kızartmak veya pişirmek için kullanılan metal mutfak gereci
Put the eggs in the frying pan
Yumurtaları tavaya koy
tava
yemek kızartmak için kullanılan düz metal kap
I need a frying pan for the eggs
Yumurtalar için bir tavaya ihtiyacım var
tımarhane
Sahnedeciddi zihinsel sağlık sorunları olan kişilerin tedavi edildiği yer
He was sent to a loony bin
O tımarhaneye gönderildi
olursa diye
Sahnedebir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olur da
bir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
derin derin düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
He pondered the question for a while
Soru üzerine bir süre derin derin düşündü
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dikkatlice
hata veya zarar vermekten kaçınacak şekilde
Please drive carefully
Lütfen dikkatlice sürün
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
onarmak
Sahnedekırılan veya yırtılan bir şeyi düzeltmek
I can mend your sock
Çorabını onarabilirim
iyileşmek
hastalık veya yaralanmadan sonra sağlığına kavuşmak
He is starting to mend after the surgery
Ameliyattan sonra iyileşmeye başlıyor
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
sert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
rahatsız etmek
Sahnedebirini kızdırmak veya hayal kırıklığına uğratmak
His constant questions began to vex me
Sürekli sorduğu sorular beni rahatsız etmeye başladı
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
pilot
Sahnedehava taşıtlarını kullanan kimse
The brave aviator landed the plane safely
Cesur pilot uçağı güvenli bir şekilde indirdi
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
hayal kırıklığı
Sahnedebir şeyin ters gitmesiyle duyulan endişe veya üzüntü
She looked at the test results with dismay
Sınav sonuçlarına hayal kırıklığıyla baktı
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
ele alma
Sahnedebir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
almak
bir durumu veya darbeyi yaşamak
He is taking a big risk
O büyük bir risk alıyor
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
itiraf etmek gerekirse
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek için kullanılır
Admittedly, it was a mistake
İtiraf etmek gerekirse, bu bir hataydı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
doğru
Sahnedebir eylemin yöneldiği kişi veya şeyi belirtmek için kullanılan eski bir edat
He spoke unto the crowd
Kalabalığa konuştu
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
etkinlik
planlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
ova
Sahnedegeniş ve ağaçsız düzlük
The cattle graze on the plain
Sığırlar ovada otluyor
sade
süslemesi olmayan
She wore a plain white dress
Sade beyaz bir elbise giydi
açık
herkesin kolayca anlayabileceği şekilde
It is plain to see that she is happy
Mutlu olduğu çok açık
tamamen
bütünüyle veya kesinlikle
That was plain wrong
Bu tamamen yanlıştı
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
içinden koşarak geçmek
Sahnedebir şeyin içinden hareket ederek gitmek
We ran through the park
Parkın içinden koştuk
üzerinden geçmek
bir şeyi detaylıca anlatmak
Let's run through the plan
Hadi planın üzerinden geçelim
tüketmek
bir şeyi hızlıca harcayıp bitirmek
He ran through all his savings
Tüm birikimini tüketti
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya işlemek
Let us run through the details
Detayları gözden geçirelim
akmak
bir şeyin içinden geçmek
Cold water runs through the pipes
Boruların içinden soğuk su akar
hızla geçmek
bir şeyin içinden hızlıca hareket etmek
He ran through the crowd
Kalabalığın içinden hızla geçti
yayılmak
bir şeyin boyunca iletilmek veya var olmak
A shiver ran through her body
Vücuduna bir ürperti yayıldı
tekrar etmek
bir şeyi hızlıca tartışmak veya gözden geçirmek
Please run through the plan again
Lütfen planı tekrar et
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde
He walked swiftly to the door
Kapıya hızlıca yürüdü