

Anne With An E — Season 1 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
551 kelime
Seviye
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
uzatmak
bir konuyu sıkıcı olacak şekilde uzun uzun anlatmak
He likes to go on about his job
İşi hakkında uzun uzun konuşmayı sever
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
binmek
lunaparktaki bir eğlence aracına binmek
Let us go on the roller coaster
Hız trenine binelim
başlamak
bir işe veya geziye başlamak
It is time to go on our trip
Gezimize başlama zamanı
girmek
dijital bir platforma erişmek
I often go on social media
Sık sık sosyal medyaya girerim
bozulmak
düzgün çalışmayı bırakmak
The machine went on suddenly
Makine aniden bozuldu
randevuya çıkmak
romantik bir partnerle buluşmak
They will go on a date tonight
Bu akşam randevuya çıkacaklar
eklenmek
bir şeyin üzerine yerleştirilmesi veya bir bütüne dahil edilmesi
These labels go on the boxes
Bu etiketler kutuların üzerine konur
yaklaşıyor olmak
belirli bir yaşa gelmek üzere olmak
She is going on twenty
Yirmi yaşına yaklaşıyor
harcanmak
para veya zamanın bir şey için kullanılması
Most of my money goes on rent
Paramın çoğu kiraya harcanıyor
dırdır etmek
bir şey hakkında rahatsız edici şekilde uzun süre konuşmak
He keeps going on about his problems
Sürekli sorunları hakkında dırdır ediyor
flört etmek
biriyle romantik bir şekilde buluşmaya gitmek
They have been going on dates lately
Son zamanlarda flört ediyorlar
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
yer almak
bir faaliyetin parçası olmak
Many people went on the protest
Protestoda birçok kişi yer aldı
sahneye çıkmak
bir gösteri veya etkinlikte görünmek
The band will go on at nine
Grup saat dokuzda sahneye çıkacak
kullanmaya başlamak
düzenli olarak ilaç almaya başlamak
The doctor told me to go on this medication
Doktor bu ilacı kullanmaya başlamamı söyledi
dahil olmak
bir aktiviteye veya geziye katılmak
We decided to go on the trip together
Geziye birlikte dahil olmaya karar verdik
iştirak etmek
bir organizasyon veya etkinliğe katılmak
She will go on the marathon next week
Gelecek hafta maratona iştirak edecek
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
devamlı konuşmak
hiç durmadan uzun süre konuşmaya devam etmek
She went on for an hour about the movie
Film hakkında bir saat devamlı konuştu
tekrar tekrar anlatmak
bir şeyi sürekli yineleyerek konuşmak
He went on about his childhood again
Çocukluğunu tekrar tekrar anlattı
devam etmek
bir işi veya etkinliği sürdürmek
We must go on with our work
İşimizi devam ettirmeliyiz
etek ucu
Sahnedekumaşın kıvrılıp dikilmiş kenarı
I need to shorten the hem of these pants
Bu pantolonun etek ucunu kısaltmam gerekiyor
boğaz temizleme sesi
birinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Hem! I am still here
Öhöm! Ben hâlâ buradayım
kenar kıvırmak
bir kumaş parçasının kenarını katlayıp dikmek
She needs to hem her dress
Elbisesinin kenarını kıvırması gerekiyor
tereddüt etmek
tereddüt veya kararsızlık gösteren bir ses çıkarmak
He hemmed because he was not sure what to say
Ne diyeceğinden emin olmadığı için tereddüt etti
dünyada
Sahnedesoru veya ifadeleri vurgulamak için kullanılan kalıp
What in the world are you doing
Dünyada ne yapıyorsun
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
bir yere koşmak
Sahnedebir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
koşmak
bir yere hızlıca veya koşarak gitmek
I will run to the store
Markete koşacağım
varmak
belirli bir fiyat miktar veya toplam seviyeye ulaşmak
The costs run to ten dollars
Masraflar on dolara varıyor
sığınmak
zor durumdayken destek veya teselli için birine gitmek
Children run to their parents
Çocuklar ebeveynlerine sığınır
-e doğru koşmak
bir kişi veya yere hızla gitmek
She ran to her mother
Annesine doğru koştu
koşarak gitmek
bir yere ayaklarıyla hızlıca varmak
I have to run to the bus
Otobüse koşarak gitmek zorundayım
-e koşmak
bir yere hızlı adımlarla ilerlemek
The kids run to the school
Çocuklar okula koşarlar
koşarak yönelmek
bir şeyin istikametinde hızla ilerlemek
The dog started to run to the ball
Köpek topa doğru koşarak yöneldi
komutada
Sahnedebirinin veya bir şeyin kontrolünü elinde tutmak
She is in command of the team
Takımın komutasında o var
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
ziyaret
birini veya bir yeri görmek için yapılan kısa gezi
This visit was very nice
Bu ziyaret çok güzeldi
ziyaret etmek
birini görmek için yanına gitmek
I will visit my friend today
Bugün arkadaşımı ziyaret edeceğim
ciddi
Sahnedeçok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
mezar
ölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
giysi
Sahnedegiyim eşyası
This garment is made of silk
Bu giysi ipekten yapılmıştır
donatmak
Sahnedebir iş için gerekli araç veya becerilerle donatmak
The course will equip you with new skills
Kurs sizi yeni becerilerle donatacak
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
hakkında düşünmek
birisi veya bir şey hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
What do you think of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
aklına getirmek
yeni bir fikir veya plan üretmek
I thought of a new plan
Yeni bir plan aklıma geldi
izlerin soğuması
Sahnedeartık yeni bilgi veya ipucu bulunamaması
The trail went cold
İzler soğudu
soğumak
ısısını kaybedip soğuk hale gelmek
The coffee will go cold
Kahve soğuyacak
soğumak
sıcak bir şeyin ısı kaybederek soğuk hale gelmesi
My tea started to go cold
Çayım soğumaya başladı
fener
Sahnededışarıda kullanılan taşınabilir ışık kaynağı
They used a lantern at night
Gece bir fener kullandılar
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
tanışma
birisiyle ilk kez bir araya gelme
Our first meeting was brief
İlk tanışmamız kısaydı
toplantı
insanların bir araya geldiği etkinlik
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
bir konu hakkında konuşmak için yapılan resmi toplanma
We have a meeting at ten
Saat onda bir toplantımız var
buluşma
bir yerde bir araya gelme durumu
Their meeting was quite unexpected
Onların buluşması oldukça beklenmedikti
randevu
belirli bir zamanda biriyle görüşmek için yapılan plan
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
trajik
Sahnedeçok üzücü veya talihsiz
The accident had a tragical outcome
Kazanın sonucu trajikti
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
şeyler
Sahnedeherhangi türden ögeler
I have many things to do today
Bugün yapacak çok şeyim var
şeyler
bir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
eşyalar
belirli türdeki nesneler
I have many things in my bag
Çantamda birçok eşya var
işler
durumlar veya faaliyetler
Things are going well today
Bugün işler iyi gidiyor
işler
genel durum veya olayların gidişatı
Things are going well
İşler yolunda gidiyor
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
eşyalar
birinin sahip olduğu nesneler
Please pack your things before leaving
Ayrılmadan önce lütfen eşyalarını topla
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
hizmette
Sahnedekullanım veya operasyon için uygun olan
This bus is currently in service
Bu otobüs şu anda hizmette
hizmette
kullanıma hazır
The new bus is now in service
Yeni otobüs artık hizmette
açık hava
Sahnedeaçık havada gerçekleşen
I love outdoor activities
Açık hava etkinliklerini severim
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
nüfuz
bir durum üzerinde güç veya etki sahibi olmak
He has a lot of pull in the company
Şirkette büyük bir nüfuzu var
incitmek
vücudun bir kısmını çok fazla gererek sakatlamak
I pulled a muscle in my leg
Bacağımdaki kası incittim
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the chair closer to the table
Sandalyeyi masaya doğru çek
oyun oynamak
birine şaka yapmak
He pulled a trick on his friend
Arkadaşına bir oyun oynadı
asılmak
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek için güç kullanmak
The dog pulled on the leash
Köpek tasmasına asıldı
zeki
Sahnedeakıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
parlak
Sahnedeçok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
umut verici
geleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
akıllıca olmayan
iyi bir yargı göstermeyen
That was not a bright idea
Bu akıllıca bir fikir değildi
yığın
Sahnedeçok sayıda şeyden oluşan küme
There are heaps of laundry on the floor
Yerde kıyafet yığınları var
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
kaldırmak
bir şeyi sona erdirmek veya iptal etmek
The government lifted the ban
Hükümet yasağı kaldırdı
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
germe
cildi daha genç göstermek için yapılan estetik ameliyat
She had a lift to look younger
Daha genç görünmek için germe ameliyatı yaptırdı
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedeihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
bakan
Sahnedehükümette görevli üst düzey yetkili
The minister spoke about the new law
Bakan yeni yasa hakkında konuştu
bakan
yüksek rütbeli bir hükümet lideri
The minister spoke to the press
Bakan basına konuştu
din görevlisi
bir kiliseye liderlik eden kişi
The minister led the service
Din görevlisi ayini yönetti
yardım etmek
birine bakım veya hizmet sunmak
She ministered to the wounded soldiers
Yaralı askerlerle ilgilendi
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
battaniye
Sahnedeısınmak için kullanılan büyük kumaş parçası
I need a blanket
Bir battaniyeye ihtiyacım var
kaplamak
bir şeyin üzerini tamamen örtmek
The heavy snow blanketed the town
Yoğun kar kasabayı kapladı
hakaret
Sahnedebirine karşı söylenen kırıcı söz
That comment was a terrible insult
O yorum korkunç bir hakaretti
hakaret etmek
birine kaba bir şey söylemek veya yapmak
Don't insult me
Bana hakaret etme
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
yüce
Sahnedeçok yüksek veya önemli
He has lofty goals
Onun yüce hedefleri var
yüce
statü veya önem açısından yüksek
She has lofty goals for her career
Kariyeri için yüce hedefleri var
yanıp kül olmak
Sahnedebir binanın veya yapının ateşle tamamen yok olması
The old house burned down
Eski ev yanıp kül oldu
tamamen yakmak
bir şeyi ateşle tamamen yok etmek
The fire burned down the old house
Yangın eski evi tamamen yaktı
yanıp kül olmak
ateşle tamamen yok olmak
The old house burned down
Eski ev yanıp kül oldu
yakıp kül etmek
bir şeyi ateş kullanarak tamamen yok etmek
They burned down the barn
Ahırı yakıp kül ettiler
merhamet
Sahnedebaşkalarının acısına karşı duyulan yardım etme isteği
He showed compassion to the poor
Yoksullara karşı merhamet gösterdi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
sakinleşmek
Sahnededaha az öfkeli veya heyecanlı hale gelmek
Wait for him to cool off
Onun sakinleşmesini bekle
sakinleşmek
heyecanlı veya öfkeli hissetmeyi bırakmak
You need to walk outside to cool off
Sakinleşmek için dışarıda yürümelisin
yatışmak
sinirli veya üzgün olmaktan kurtulmak
Give him time to cool off after the fight
Kavga sonrası yatışması için ona zaman ver
serinlemek
sıcakladıktan sonra ısısı düşmek
We jumped into the lake to cool off
Serinlemek için göle atladık
tatmin etmek
Sahnedebirinin istediğine sahip olduğu için mutlu hissetmesini sağlamak
The results satisfied the client
Sonuçlar müşteriyi tatmin etti
tatmin etmek
birini mutlu veya memnun etmek
The results satisfy the customer
Sonuçlar müşteriyi tatmin etti
tatmin etmek
bir ihtiyacı veya arzuyu yerine getirmek
Does this answer satisfy you
Bu cevap seni tatmin etti mi
ikna etmek
birini bir şeyin doğru olduğuna inandırmak
The evidence satisfied the police
Kanıtlar polisi ikna etti
tatmin etmek
birine istediği şeyi vererek onu mutlu etmek
This result will satisfy everyone
Bu sonuç herkesi tatmin edecek
tatmin etmek
bir ihtiyacı veya isteği karşılamak
A simple meal will satisfy him
Basit bir yemek onu tatmin edecektir
her şeye gücü yeten
Sahnedebüyük güce sahip olan
God is almighty
Tanrı her şeye gücü yetendir
mahzen
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan yer altı odası
We keep the wine in the cellar
Şarabı mahzende tutuyoruz
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
yarım
iki eşit parçadan biri
I want a half apple
Yarım elma istiyorum
yarısı
bir bütünün iki eşit parçasından biri
Half of the team is here
Takımın yarısı burada
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
çok
Sahnedeçok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
müstear isim
Sahnedebir yazarın kullandığı takma ad
Mark Twain is the famous nom de plume of Samuel Clemens
Mark Twain Samuel Clemens'in ünlü müstear ismidir
takma ad
Sahnedeyazarın gerçek ismi yerine kullandığı isim
She wrote her novel under a nom de plume
Romanını bir takma ad altında yazdı
çıkmaz
Sahnedekolay bir çözümü olmayan zor durum
He was in a quandary about which job offer to accept
Hangi iş teklifini kabul edeceği konusunda bir çıkmazdaydı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalmak
bir yerde geçici olarak durmak
I will stay at a hotel
Bir otelde kalacağım
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
demirci
Sahnededemir eşyalar yapan ve onaran kişi
The blacksmith makes tools from iron
Demirci demirden aletler yapar
demirci
demirden eşyalar yapan ve onaran kişi
The blacksmith made a sword
Demirci bir kılıç yaptı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye sokmak
He is risking his life
Hayatını tehlikeye atıyor
niyetinde olmak
Sahnedebir şeyi yapmaya kararlı olmak
He is out to win the game
Oyunu kazanmaya niyetli
kararlı
bir şeyi yapmaya niyetli veya azimli olmak
He is out to prove everyone wrong
O herkesi haksız çıkarmaya kararlı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
kararsız
Sahnedebir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
elbette
bir durumu kesinlikle kabul ettiğini belirtmek için kullanılan ifade
Can I help you? Sure.
Size yardım edebilir miyim? Elbette.
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
ilk
Sahnedeilk kez gerçekleşen
The museum had its inaugural exhibition
Müze ilk sergisini açtı
bisküvi
Sahnedegenellikle tatlı olan küçük yassı fırınlanmış hamur işi
I ate a biscuit with my tea
Çayımla birlikte bir bisküvi yedim
bisküvi
küçük ve yumuşak bir ekmek türü
I like this warm biscuit
Bu sıcak bisküviyi seviyorum
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
geç
Sahnedezamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
scone
Sahnedegenellikle çayla tüketilen küçük ve tatlı bir çörek
She served scones with tea
Çayın yanında scone ikram etti
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
neşeli
Sahnedemutlu ve enerjik hissetme
She is in a chipper mood today
Bugün çok neşeli bir ruh halinde
yonga makinesi
malzemeyi küçük parçalara ayıran makine
The chipper is very loud
Yonga makinesi çok gürültülü
balık ve patatesçi
balık ve patates kızartması satan dükkan
Let's go to the chipper
Haydi balık ve patatesçiye gidelim
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
Sahnedetartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
ilgilendirmek
bir durumun birini alakadar etmesi
Does this matter to him
Bu onu ilgilendiriyor mu
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
sorun
bir kimsenin sıkıntısı veya yanlış giden bir şey
What is the matter
Sorun nedir
kısa süre
çok kısa zaman dilimi
It ended in a matter of minutes
Bu birkaç dakika içinde bitti
durum
karşılaşılan olay veya vaziyet
We have to settle this matter
Bu durumu çözmemiz gerekiyor
şey
ele alınan veya hakkında konuşulan nesne
She has a matter to discuss
Konuşacak bir şeyi var
konu
üzerinde durulan veya tartışılan başlık
Let us return to the matter
Şimdi konumuza geri dönelim
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
kaba bir şekilde
Sahnedekaba veya düşüncesiz bir tarzda
He spoke to her unkindly
Onunla kaba bir şekilde konuştu
unuttu
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
He forgot his keys
Anahtarlarını unuttu
unuttu
bir şeyi hatırlamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
fark yaratmak
Sahnedeönemli bir etki veya değişiklik yapmak
You can make a difference in the world
Dünyada fark yaratabilirsin
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan şimdiye kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
-dığı için
bir durumun nedenini açıklamak için kullanılan bağlaç
Since it is raining we will stay inside
Yağmur yağdığı için içeride kalacağız
madem
bir şeyin nedeni olarak
Since you are here let us talk
Madem buradasın konuşalım
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
azarlanmak
başı dertte olmak ve ceza almak üzere olmak
You will get it when your father comes home
Baban eve geldiğinde azarlanacaksın
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
anlamak
bir şeyin ne anlama geldiğini kavramak
I do not get it
Bunu anlamadım
ulaştırmak
bir şeyi birine iletmek
Please get it to her by noon
Lütfen bunu ona öğlene kadar ulaştır
gidip getirmek
bir şeyi bulunduğu yerden alıp geri dönmek
Can you get it for me
Benim için gidip getirebilir misin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
almak
bir şeyi satın alarak veya bularak edinmek
I need to get it at the store
Onu mağazadan almam lazım
durumu kavramak
bir olaydaki gerçekleri veya durumu anlamak
Now I get it
Şimdi durumu kavradım
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
uymak
kabul edilebilir olmak
That decision doesn't sit well with me
Bu karar bana pek uymadı
yer almak
belirli bir yerde bulunmak
The house sits on a hill
Ev bir tepenin üzerinde yer alıyor
yer almak
bir kurul veya komisyonda görevli bulunmak
She sits on the jury
O jüride yer alıyor
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturur durumda olmak
oturma pozisyonunda bulunmak
She is sitting in the library
O kütüphanede oturuyor
yerleşmek
bir koltuğu veya yeri işgal etmek
I sat in the front row
Ön sıraya yerleştim
oturtmak
birini bir yere yerleştirmek
Please sit the child down
Lütfen çocuğu oturt
oturmak
dizler bükülü halde kalça üzerinde dinlenmek
I like to sit on the grass
Çimlerde oturmayı severim
oturmak
bir sandalye veya yüzey üzerinde bulunmak
He sat on the bench
Banka oturdu
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
Take a seat please
Lütfen otur
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
af
bir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi
itiraf etmek gerekirse
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek için kullanılır
Admittedly, it was a mistake
İtiraf etmek gerekirse, bu bir hataydı
modası geçmiş
geçmişteki tarzları veya yöntemleri takip eden
Her dress is very old fashioned
Onun elbisesi çok modası geçmiş
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
modern veya güncel olmayan
That dress looks very old fashioned
O elbise çok eski moda görünüyor
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
eski moda
geçmişten gelen günümüzde artık kullanılmayan tarz veya düşünce
This dress is very old fashioned
Bu elbise çok eski moda
eski moda
eski tarzda olan veya modası geçmiş
He prefers old fashioned music
O eski moda müzikleri tercih ediyor
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
gönlünü etmek
Sahnedebirinin isteğini kırmamak için yerine getirmek
She humoured him by agreeing to his plan
Planını kabul ederek onun gönlünü etti
mizah
komik olma özelliği
He has a great sense of humour
Onun harika bir mizah anlayışı var
haftada bir
Sahnedeher hafta bir kez gerçekleşen
I play football once a week
Haftada bir futbol oynarım
haftada bir
haftada bir defa olan olay
I play tennis once a week
Haftada bir tenis oynarım
haftada bir kez
düzenli olarak her hafta gerçekleşen
We meet once a week
Haftada bir kez buluşuruz
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu