

Anne With An E — Season 1 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
493 kelime
Seviye
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
kara tahta
Sahnedetebeşirle yazı yazmak için kullanılan koyu renkli yüzey
The teacher writes on the blackboard
Öğretmen kara tahtaya yazar
kesinlikle
Sahnedehiç şüphe olmadan
He will surely win
Kesinlikle kazanacak
adet görmek
Sahnedeher ay rahimden kan gelmesi
She began to menstruate at age twelve
On iki yaşında adet görmeye başladı
adet görmek
her ay rahimden kan gelmesi durumu
She menstruates every month
O her ay adet görür
hecelemek
Sahnedebir kelimeyi harflerini sırasıyla yazmak veya söylemek
How do you spell your name
Adını nasıl hecelersin
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başa çıkmak
bir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
mesele
Sahnedeele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgili olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
iyi geceler
akşam veda ederken veya uyumaya giderken kullanılan nazik bir ifade
I will see you tomorrow good night
Yarın görüşürüz iyi geceler
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
tıbbi
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan
This plant has medicinal properties
Bu bitkinin tıbbi özellikleri var
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
beslemek
Sahnedebir canlıyı düzenli olarak yedirmek
It is time to feed the cat
Kediyi besleme zamanı
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yem
hayvanlar için verilen yiyecek
The farmer gave some feed to the cows
Çiftçi ineklere biraz yem verdi
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
biraz
Sahnedeaz bir miktar
I ate a little bread
Biraz ekmek yedim
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
boyut
Sahnedebir şeyin kapladığı fiziksel alan
The size of the room is small
Odanın boyutu küçük
ölçmek
bir şeyin ne kadar büyük veya küçük olduğunu belirlemek
The worker sized the material
İşçi malzemeyi ölçtü
teşekkür etmek
Sahnedebirine minnettar olduğunu söylemek
I want to thank you for your help
Yardımın için sana teşekkür etmek istiyorum
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
sakinleştirmek
Sahnedebirini rahatlatıp daha az dikkatli hale getirmek
The soft sound of music helped to lull him
Hafif müzik sesi onu sakinleştirmeye yardımcı oldu
durulma
sakin veya sessiz bir dönem
There was a lull in the conversation
Konuşmada bir durulma oldu
bu seferlik
Sahnedesadece bir defaya mahsus
For once he is on time
Bu seferlik zamanında geldi
bir kereliğine
her zamankinden farklı olarak sadece bu kez
You are on time for once
Bir kereliğine vaktinde geldin
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
ortaya çıkmak
Sahnedebir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
at arabası
Sahnedeat tarafından çekilen hafif dört tekerlekli taşıt
The farmer rode his buggy to town
Çiftçi at arabasıyla kasabaya gitti
buggy
küçük ve açık bir otomobil
He drove the buggy on the beach
Buggy'yi plajda sürdü
hatalı
çok sayıda hata veya kusur içeren
This software is very buggy
Bu yazılım çok hatalı
küçük taşıt
plaj veya golf sahalarında kullanılan küçük motorlu taşıt
They drove a buggy on the beach
Plajda bir küçük taşıt sürdüler
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
her şey
Sahnedeher bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
saç tutamı
Sahnedesaçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kesin sonuç
olması kesin olan durum
This victory is a lock
Bu zafer kesin
kilit
kapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
kilit hareketi
dans esnasında yapılan ani durma hareketi
The dancer performed a sharp lock
Dansçı keskin bir kilit hareketi yaptı
sonsuza dek
Sahnedegelecekteki tüm zamanlar boyunca
They will be together evermore
Sonsuza dek birlikte olacaklar
kadınsı
Sahnedekadınlara özgü nitelikler taşıyan
She has a womanly grace
Kadınsı bir zarafeti var
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
zarif
Sahnedeson derece güzel veya narin
The jewelry is exquisite
Mücevher zarif
moda
Sahnedekıyafet veya davranışlardaki popüler eğilim
This style is in fashion now
Bu tarz şu an moda
şekillendirmek
bir şeyi belli bir biçime sokmak
He fashioned a tool from a stone
Taştan bir alet yaptı
dilenmek
Sahnedegenellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
sorumlu tutmak
Sahnedebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suçlamak
birinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
sebat etmek
Sahnedezorluklara rağmen bir şeyi yapmaya devam etmek
You must persevere to succeed
Başarmak için sebat etmelisin
şşşt
Sahnedesessizlik istemek için çıkarılan ses
Shhh the baby is sleeping
Şşşt bebek uyuyor
uygulamak
Sahnedebir gücü veya etkiyi kullanmak
He exerted a lot of pressure on them
Onlara çok baskı uyguladı
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
onaylamamak
Sahnedebir şeyi beğenmediğini veya onaylamadığını göstermek
My parents disapprove of my new haircut
Ailem yeni saç kesimimi onaylamıyor
onaylamamak
bir şeyi kötü veya yanlış bulmak
My parents disapprove of my new job
Ailem yeni işimi onaylamıyor
efendim
Sahnedebirinin söylediğini tekrarlamasını istemek için kullanılır
Pardon? I didn't hear you
Efendim? Sizi duymadım
affetmek
birini resmi olarak cezadan kurtarmak
The king pardoned the prisoner
Kral mahkumu affetti
af
bir hata veya kaba davranışın mazur görülmesi
He asked for a pardon for his mistake
Hatası için af diledi
kanaviçe
SahnedeX şeklinde dikişlerden oluşan bir nakış türü
She creates beautiful designs with cross-stitch
O kanaviçe ile güzel tasarımlar yaratıyor
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
olay
Sahnedeönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
not almak
Sahnedebirinin söylediği bilgileri yazmak
She took down his phone number
Telefon numarasını not aldı
alt etmek
birini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
indirmek
bir şeyi yüksek bir konumdan aşağı indirmek veya kaldırmak
Please take down the decorations
Lütfen süslemeleri indir
sökmek
bir şeyi kurulu olduğu yerden kaldırmak veya parçalarına ayırmak
They took down the tent
Çadırı söktüler
sökmek
bir yapıyı parçalarına ayırmak ya da duvardan bir şeyi indirmek
They will take down the tent
Çadırı sökecekler
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
yıkmak
bir binayı veya yapıyı tamamen yok etmek
They decided to take down the old wall
Eski duvarı yıkmaya karar verdiler
yiyecek aramak
Sahnedeyiyecek veya kaynak aramak
The animals forage for food
Hayvanlar yiyecek ararlar
yiyecek aramak
yiyecek veya malzeme aramak
Animals forage for food in the forest
Hayvanlar ormanda yiyecek ararlar
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
dil
Sahnedefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
dil
konuşurken kullanılan kelimeler
He speaks a foreign language
O yabancı bir dil konuşuyor
susturmak
Sahnedegürültüyü durdurmak veya birini sessizleştirmek
She tried to hush the crying baby
Ağlayan bebeği susturmaya çalıştı
susmak
sessiz olmak veya gürültüyü kesmek
Please hush while the baby sleeps
Bebek uyurken lütfen susun
sessizlik
gürültünün olmadığı durum
A sudden hush fell over the room
Odaya aniden bir sessizlik çöktü
muhafaza etmek
Sahnedebir şeyi orijinal durumunda tutmak
We must preserve these documents
Bu belgeleri muhafaza etmeliyiz
reçel
Sahnedeşekerle pişirilip kavanozlarda saklanan meyve
She spread some fruit preserve on her toast
Kızarmış ekmeğine biraz meyve reçeli sürdü
korumak
bir şeyi zarar görmekten kurtarmak
We need to preserve the forest
Ormanı korumamız gerekiyor
özel alan
sadece belirli bir grubun dahil olduğu etkinlik veya alan
Politics was once the preserve of men
Politika bir zamanlar erkeklerin özel alanıydı
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
uyanık
Sahnedeuykuda olmayan
She spent her waking hours working
Uyanık olduğu saatleri çalışarak geçirdi
son kez
Sahnedediğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
Sahnedebir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
karakter
Sahnedebir hikayedeki kişi
The main character is brave
Ana karakter cesurdur
karakter
hikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
bir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
başını derde sokmak
Sahnedebirinin zor veya sıkıntılı bir duruma düşmesine sebep olmak
You will get into trouble for doing that
Bunu yaptığın için başın derde girecek
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmel
bir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
arayı kapatmak
Sahnedebir süredir görmediği biriyle görüşüp konuşmak
I want to catch up with my friends
Arkadaşlarımla arayı kapatmak istiyorum
yetişmek
bir durumu veya seviyeyi yakalamak
He needs to catch up with the class
Sınıfa yetişmesi gerekiyor
yetişmek
öndeki birine ulaşmak
I will catch up with you later
Sana daha sonra yetişeceğim
hal hatır sormak
birinin son zamanlarda neler yaptığını öğrenmek için yapılan sohbet
I need to catch up with my friend
Arkadaşımla hal hatır sormam gerekiyor
çok komik
Sahnedeaşırı eğlenceli veya güldüren
That movie was absolutely hysterical
O film kesinlikle çok komikti
histerik
aşırı duygusal ve kontrol dışı
She became hysterical after the accident
Kazadan sonra histerik bir hale geldi
bot
Sahnedeayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
başlatmak
bilgisayarı açıp çalışır duruma getirmek
It takes a minute to boot the computer
Bilgisayarı başlatmak bir dakika sürüyor
pişman
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duyan veya bunu gösteren
He felt penitent for his mistake
Hatasından dolayı pişmandı
tövbekar
günahlarından dolayı pişmanlık duyan kimse
He stood before the priest as a penitent
Bir tövbekar olarak rahibin önünde durdu
her nerede
Sahnedeherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
her nereye
herhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
Aman Tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan ünlem
My word, it is huge
Aman Tanrım, bu kocaman
sözüm
ciddi bir taahhüt
You have my word that I will be there
Orada olacağıma dair söz veriyorum
ifadem
birinin dile getirdiği söz
You should trust my word
İfademe güvenmelisin
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
konuşup halletmek
Sahnedebir karara varmak için bir konuyu ayrıntılı görüşmek
We should talk things over carefully
Konuları dikkatlice konuşup halletmeliyiz
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
çömlek
Sahnedeyavaş pişirme için kullanılan ağır kap
She cooked the soup in the crock
O çorbayı çömlekte pişirdi
saçmalık
doğru olmayan veya saçma olan şey
That idea is a total crock
O fikir tamamen saçmalık
açıklanamaz
Sahnedeaçıklanması veya anlaşılması imkansız olan
His behavior was inexplicable
Davranışı açıklanamazdı
parlak kırmızı
Sahnedeçok canlı bir kırmızı tonu
She wore a bright-red dress
O parlak kırmızı bir elbise giydi