

Anne With An E — Season 2 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
638 kelime
Seviye
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
için
Sahnedebir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
amacıyla
bir şeyi yapmayı mümkün kılmak
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
alev alev
Sahnedeyanmakta olan
The building was ablaze
Bina alev alev yanıyordu
coşkulu
güçlü duygu veya enerji dolu
His face was ablaze with excitement
Yüzü heyecandan parlıyordu
heyecanla
Sahnedebir şeye karşı çok mutlu ve hevesli olma durumuyla
The children talked excitedly about the trip
Çocuklar gezi hakkında heyecanla konuştular
heyecanla
mutluluk ve coşku göstererek
The children waited excitedly
Çocuklar heyecanla bekledi
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan tatlı kahverengi bir yiyecek
I like chocolate cake
Çikolatalı keki severim
çikolata
Sahnedekakaodan yapılan ve genellikle şekerleme olarak yenen kahverengi yiyecek
I like eating dark chocolate
Bitter çikolata yemeyi severim
çikolata
kakaodan yapılan tatlı bir yiyecek
I love chocolate
Çikolatayı severim
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
gözü önünde
birinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
yakından tanımak
Sahnedebirini veya bir şeyi iyi anlamaya başlamak
I want to get to know you better
Seni daha yakından tanımak istiyorum
tanımak
birini zamanla öğrenmeye başlamak
I want to get to know you
Seni tanımak istiyorum
hafif
Sahnedeçok küçük veya zayıf olan
I heard a faint sound
Hafif bir ses duydum
bayılmak
aniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
halsiz
gücü veya enerjisi az olan
She felt faint after the long walk
Uzun yürüyüşten sonra halsiz hissetti
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
oflamak
Sahnedekızgınken veya yorgunken gürültüyle nefes vermek
She huffed in annoyance
Canı sıkkın bir şekilde ofladı
solumak
havayı veya dumanı kuvvetle içine çekmek
He huffed the toxic fumes
Zehirli dumanları soludu
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
açıkça
Sahnedeaçık ve net bir biçimde
He straight up lied to me
Bana açıkça yalan söyledi
buzsuz
buz eklenmeden servis edilen
I like my whiskey straight up
Viskimi buzsuz severim
dürüstçe
doğrudan ve açık bir şekilde
Tell me straight up what you think
Ne düşündüğünü bana dürüstçe söyle
standartlar
Sahnedenormal veya beklenen seviye
They have high standards for their work
Yaptıkları iş için yüksek standartları var
standartlar
kabul edilebilir görülen kalite veya başarı seviyesi
We maintain high standards at this school
Bu okulda yüksek standartları koruyoruz
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
sağlamak
Sahnedebir şeyi özellikle parayı temin etmek
He put up the money for the trip
Gezi için parayı o sağladı
asmak
bir şeyi duvara veya bir yere tutturarak sergilemek
She put up a picture on the wall
Duvara bir resim astı
direnmek
bir duruma karşı koymak veya mücadele etmek
They put up a good fight
İyi bir mücadele verdiler
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
akım
Sahnedeelektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
güncel
şu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
konuya hakim olmak
Sahnedebir konu hakkında en son bilgilere sahip olmak
I need to get up to speed on this project
Bu proje hakkında güncel bilgi sahibi olmam gerekiyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
madde
Sahnedeeşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
heceleme yarışması
Sahnedeinsanların kelimeleri hecelediği bir yarışma
She won the school spelling bee
Okulun heceleme yarışmasını o kazandı
heceleme yarışması
katılımcıların kelimeleri harf harf söyleyerek yarıştığı bir yarışma
She won the school spelling bee
Okuldaki heceleme yarışmasını kazandı
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
yaratık
hayvan veya başka bir canlı varlık
The ocean is full of strange creatures
Okyanus garip yaratıklarla dolu
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
inlemek
acı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
aydınlatmak
Sahnedebir yeri ışık vererek görünür hale getirmek
The lamp illuminates the room
Lamba odayı aydınlatıyor
aydınlatmak
bir konuyu daha anlaşılır kılmak
The report helps to illuminate the issue
Rapor sorunu aydınlatmaya yardımcı oluyor
ışık tutmak
bir nesnenin üzerine ışık yönlendirmek
She illuminated the page
Sayfaya ışık tuttu
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
kalp atışı
Sahnedekalbin atma sesi veya hareketi
I can feel my heartbeat
Kalp atışlarımı hissedebiliyorum
anında
çok hızlı bir şekilde ve gecikmeden
He agreed in a heartbeat
O anında kabul etti
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
umutlar
Sahnedegerçekleşmesini istediğiniz şeyler
He has high hopes for the future
Gelecek için büyük umutları var
umutlar
bir şeyin gerçekleşmesi için duyulan güçlü istek
She has high hopes for the future
Gelecek için büyük umutları var
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
kutsal
SahnedeTanrı ile ilgili veya dini açıdan saygıdeğer olan
The cow is a sacred animal in India
İnek, Hindistan'da kutsal bir hayvandır
küt sesi
Sahnedeağır bir nesnenin düşmesiyle çıkan boğuk ses
The book fell with a thud
Kitap küt diye düştü
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
Sahnedebir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
kaplamak
Sahnedebir alanı veya zamanı doldurmak
The sofa takes up too much space
Kanepe çok fazla yer kaplıyor
kabul etmek
bir teklifi veya meydan okumayı kabul etmek
I will take up the offer
Teklifi kabul edeceğim
gündeme getirmek
bir konuyu tartışmak için ortaya atmak
I will take this up with my boss
Bu konuyu patronumla görüşeceğim
sökmek
bir şeyi yerinden kaldırıp çıkarmak
They took up the old carpet
Eski halıyı söktüler
başlamak
yeni bir hobiye veya aktiviteye başlamak
I will take up tennis next week
Gelecek hafta tenise başlayacağım
vaktini almak
birinin zamanını veya zihnini tamamen doldurmak
This project will take up all my time
Bu proje tüm vaktimi alacak
başlamak
bir işe veya eyleme girişmek
She took up the project
O projeye başladı
hobi edinmek
yeni bir aktiviteye veya uğraşa başlamak
I want to take up tennis
Tenise başlamak istiyorum
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
nikah masasında terk etmek
Sahnedebirini düğünden hemen önce bırakmak
She was left at the altar on her wedding day
Düğün gününde nikah masasında terk edildi
engel olmak
Sahnedebir ilerlemeyi durdurmak veya mani oluşturmak
Nothing will stand in his way
Hiçbir şey onun yoluna engel olmayacak
yedek
birinin yerine geçen kişi
I need a stand-in for the show
Gösteri için bir yedeğe ihtiyacım var
durmak
belirli bir yerde bulunmak
Please stand in this area
Lütfen bu alanda dur
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
sıkışmak
Sahnedebir yere takılıp hareket edemez hale gelmek
The door is jammed
Kapı sıkıştı
doğaçlama çalmak
müzisyenlerin beraber gayriresmi müzik yapması
The band likes to jam together
Grup birlikte doğaçlama çalmayı sever
reçel
meyve ve şekerle yapılan tatlı ezme
I like strawberry jam
Çilek reçelini severim
pijama
pijamanın gayriresmi adı
I put on my jams before bed
Yatmadan önce pijamalarımı giydim
zor durum
zorlu veya sıkıntılı bir durum
I am in a bit of a jam right now
Şu an biraz zor durumdayım
reçel
meyve ve şekerden yapılan tatlı yiyecek
I put jam on my toast
Kızarmış ekmeğime reçel sürdüm
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
hop
Sahnedeağızla çıkarılan kısa ve yüksek ses
Hup! Jump now!
Hop! Şimdi zıpla!
uymak
Sahnedekurallara veya beklentilere uygun davranmak
You must conform to the rules
Kurallara uymalısın
teşhis etmek
Sahnedebir sorunun nedenini bulmak
The doctor will diagnose the problem
Doktor sorunu teşhis edecek
teşhis koymak
bir kişinin hastalığını belirlemek
The doctor diagnosed her with the flu
Doktor ona grip teşhisi koydu
teşhis etmek
birinin hangi hastalığa sahip olduğunu belirlemek
The doctor will diagnose the illness
Doktor hastalığı teşhis edecek
tıkırdamak
Sahnedesert nesnelerin birbirine çarpmasıyla gürültülü ses çıkarmak
The plates clattered on the table
Tabaklar masanın üzerinde tıkırdadı
bilgin olsun
Sahnedebirine bir şey hakkında bilgi vermek için kullanılır
Just so you know the meeting is at five
Bilgin olsun toplantı saat beşte
ilmek
Sahnedesıkılaşabilen ipten halka
He tied a noose in the rope
İpte bir ilmek oluşturdu
yavaşlatmak
Sahnedebir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
düşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
tereddüt etmek
Sahnedene yapacağına karar verememek
Stop dithering and make a choice
Tereddüt etmeyi bırak ve bir seçim yap
göz yummak
Sahnedekötü bir duruma müdahale etmemek
They will not condone this bad behavior
Bu kötü davranışa göz yummayacaklar
göz yummak
kötü bir şeye izin vermek veya onu kabul etmek
I cannot condone this behavior
Bu davranışa göz yumamam
hoş görmek
kabul edilemez bir davranışı normal karşılamak
I cannot condone such violence
Böyle bir şiddeti hoş göremem
hoş görmek
kötü bir davranışı kabul etmek veya görmezden gelmek
They do not condone violence
Şiddeti hoş görmüyorlar
tuhaf biri
Sahnedeçok garip veya alışılmadık kimse
He is considered a bit of a freak
O biraz tuhaf biri olarak görülüyor
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
uygulamalı
Sahnedeaktif katılımı gerektiren
We need more hands-on experience
Daha fazla uygulamalı deneyime ihtiyacımız var
elinde bulundurmak
bir şeye sahip olmak
I have the map on hand
Haritayı elimde bulunduruyorum
uygulamalı
bir işe doğrudan katılarak yapılan ve teoriden ziyade pratiğe dayalı olan
She has a hands on approach to teaching
Öğretim konusunda uygulamalı bir yaklaşımı var
ele geçirmek
bir şeyi elde etmeyi başarmak
I finally got my hands on the book
Sonunda kitabı elime geçirdim
öhö
Sahnedeboğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
dikkat sesi
Sahnedebirini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
halletmek
Sahnedebir işin yapıldığından emin olmak
I will see to the problem
Sorunu halledeceğim
halletmek
bir işin veya sorunun çözülmesini sağlamak
I will see to the final details
Son detayları ben halledeceğim
eşlik etmek
Sahnedebir şeyle aynı zamanda gerçekleşmek veya var olmak
High fever often goes along with the flu
Yüksek ateş genellikle gribe eşlik eder
katılmak
birine veya bir şeye aynı fikirde olmak
I will go along with your idea
Fikrine katılacağım
kabullenmek
bir şeye itiraz etmeden kabul etmek
I will go along with your plan
Planını kabulleneceğim
desteklemek
bir fikri veya kararı benimseyip yanında olmak
We decided to go along with their idea
Onların fikrini desteklemeye karar verdik
dul
Sahnedeeşi ölmüş olan
She is widowed
O dul
danışmak
Sahnedetavsiye almak için bir uzmana sormak
You should consult a doctor
Bir doktora danışmalısın
danışmak
birinden bilgi veya tavsiye istemek
I need to consult my lawyer
Avukatıma danışmam gerekiyor
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
tutulmak
bir duyguya veya duruma girmeye başlamak
Many people fall in love in spring
Birçok insan ilkbaharda aşka tutulur
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
girmek
belirli bir gruba veya kategoriye ait olmak
This task falls into a simple category
Bu görev basit bir kategoriye giriyor
kanmak
birinin yalanına inanmak
Don't fall for his lies
Onun yalanlarına kanma
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
düşmek
yüksekten aşağıya doğru inmek
The ball fell to the ground
Top yere düştü
sonbahar
yaprakların döküldüğü mevsim
It gets cold in the fall
Sonbaharda hava soğur
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
ev ödevi
Sahnedebir öğrencinin evde yapması gereken okul çalışması
I have a lot of homework today
Bugün çok ödevim var
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
elbise
kadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
ürpermek
Sahnedekorku veya soğuktan dolayı titremek
She shuddered at the thought of the accident
Kazayı düşününce ürperdi