

Anne With An E — Season 2 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
534 kelime
Seviye
konuşmak
Sahnedebirisiyle sohbet etmek amacıyla konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
azarlamak
birisinin kötü davranışı veya hatası hakkında ciddi şekilde konuşmak
The teacher had to speak to the student
Öğretmen öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı
hitap etmek
birinin duygularına veya düşüncelerine seslenmek
This movie really speaks to me
Bu film gerçekten duygularıma hitap ediyor
hitap etmek
bir konu veya duygu ile ilgilenmek ya da onu ele almak
This document speaks to the needs of the students
Bu belge öğrencilerin ihtiyaçlarına hitap ediyor
denetim altında
Sahnedebirinin iyi davranıp davranmadığını görmek için izlendiği dönem
He is on probation for his behavior
Davranışları nedeniyle denetim altında
korkutup kaçırmak
Sahnedebirini korkutarak oradan ayrılmasını sağlamak
The loud noise scared off the birds
Yüksek ses kuşları korkutup kaçırdı
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
benzerleri
Sahnedeaynı türden kişi veya şeyler
We do not see his likes very often
Onun benzerlerini çok sık görmeyiz
hoşlanmak
bir şeyden keyif almak
She likes to play piano
O piyano çalmaktan hoşlanır
beğeniler
insanın hoşuna giden şeyler
I wrote down all my likes
Tüm beğenilerimi not ettim
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
itici
Sahnedeçok kaba veya saldırgan
His behavior was obnoxious
Davranışı iticiydi
artmak
Sahnedebir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
sürtük
Sahnedecinsel yönden ahlaksız olduğu düşünülen kadın
The man called her a trollop
Adam ona sürtük dedi
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
uygulamalı
Sahnedeaktif katılımı gerektiren
We need more hands-on experience
Daha fazla uygulamalı deneyime ihtiyacımız var
elinde bulundurmak
bir şeye sahip olmak
I have the map on hand
Haritayı elimde bulunduruyorum
uygulamalı
bir işe doğrudan katılarak yapılan ve teoriden ziyade pratiğe dayalı olan
She has a hands on approach to teaching
Öğretim konusunda uygulamalı bir yaklaşımı var
ele geçirmek
bir şeyi elde etmeyi başarmak
I finally got my hands on the book
Sonunda kitabı elime geçirdim
şekillendirmek
Sahnedebir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
ahlak
Sahnedeiyi ve kötü davranışlara dair ilkeler
He cares deeply about morality
O ahlaka büyük önem veriyor
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
baca
Sahnededumanı binanın dışına taşıyan dikey boru
Smoke comes out of the chimney
Duman bacadan çıkar
kokarca
Sahnedekötü koku yayan küçük siyah beyaz bir hayvan
The skunk smells very bad
Kokarca çok kötü kokar
bozmak
bir içeceğin tadını veya kokusunu kötüleştirmek
Sunlight can skunk the beer
Güneş ışığı birayı bozabilir
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
Sahnedebir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
önce gelmek
Sahnedebir şeyden daha önce olmak veya meydana gelmek
A comes before B in the alphabet
Alfabede A, B'den önce gelir
önce gelmek
bir şeyin başka bir şeyden daha önemli olması
Family should come before work
Aile işten önce gelmelidir
kişneme
Sahnedeatın çıkardığı düşük ve yumuşak ses
The horse gave a soft nicker when it saw me
At beni gördüğünde hafifçe kişnedi
umut verici
Sahnedegeleceği iyi olan ve umut vadeden
The student has a bright future
Öğrencinin parlak bir geleceği var
zeki
akıllı veya öğrenmeye yatkın
She is a bright student
O zeki bir öğrencidir
parlak
çok ışık veren veya yansıtan
The sun is very bright today
Güneş bugün çok parlak
akıllıca olmayan
iyi bir yargı göstermeyen
That was not a bright idea
Bu akıllıca bir fikir değildi
tuhaf biri
Sahnedeçok garip veya alışılmadık kimse
He is considered a bit of a freak
O biraz tuhaf biri olarak görülüyor
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
öte yandan
Sahnedefarklı bir bakış açısını sunmak için kullanılır
I love the city. On the other hand, I love the country
Şehri seviyorum. Öte yandan, kırsalı seviyorum
ezbere
Sahnedeanlamadan sadece tekrar ederek öğrenme
He learned the speech by rote
O konuşmayı ezbere öğrendi
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
bırakmak
tutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
gün
Sahnede24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
Sahnedeözellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
özel gün
belirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
çekici
Sahnedegörünüşü hoş veya arzulanan
She is very attractive
O çok çekici
tekrar
Sahnedebir şeyi yeniden yapma eylemi
Repetition helps you learn a language
Tekrar bir dil öğrenmene yardımcı olur
motor
Sahnedebir araca veya makineye güç veren düzenek
The car engine is new
Araba motoru yeni
motor
bir aracı hareket ettirmek için güç üreten makine
The ship has a huge engine
Geminin devasa bir motoru var
motor
bir taşıtın veya makinenin güç üreten parçası
The car engine is very powerful
Araba motoru çok güçlü
itici güç
bir şeyin gelişmesini veya başarılı olmasını sağlayan temel unsur
Exports are the engine of our economy
İhracat ekonomimizin itici gücüdür
saklamak
Sahnedebir şeyi güvenli veya gizli bir yere koymak
She tucked away the money in a drawer
Parayı bir çekmeceye sakladı
iştahla yemek
büyük miktarda yemeği keyifle tüketmek
He tucked away a huge burger
Koca bir hamburgeri iştahla yedi
saklamak
bir şeyi güvenli veya gözden uzak bir yere koymak
She tucked away her passport in the drawer
Pasaportunu çekmecede sakladı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
iş gücü
Sahnedebir şirkette veya bir ülkede çalışan tüm insanlar
The company has a skilled workforce
Şirketin yetenekli bir iş gücü var
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
zorla kabul ettirmek
Sahnedebirine istemediği bir şeyi zorla kabul ettirmek
Success was thrust upon him
Başarı ona zorla kabul ettirildi
dayatmak
birine bir şeyi kabul etmeye zorlamak
Do not thrust your opinions upon me
Fikirlerini bana dayatma
dayatmak
birine istemediği bir şeyi zorla kabul ettirmek
New responsibilities were thrust upon her
Yeni sorumluluklar ona dayatıldı
beklentileri karşılamayan
Sahnedebeklenenden daha az etkileyici veya heyecan verici olan
The movie was quite underwhelming
Film beklentileri karşılamadı
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
çok işe yaramak
Sahnedeönemli bir etki yaratmak veya katkı sağlamak
A little kindness can go a long way
Biraz nezaket çok işe yarayabilir
çok işe yaramak
çok faydalı veya etkili olmak
A little kindness goes a long way
Biraz nezaket çok işe yarar
büyük katkı sağlamak
bir hedefe ulaşmada önemli derecede yararlı olmak
Saving money early will go a long way
Erken para biriktirmek büyük katkı sağlar
büyük fayda sağlamak
ciddi anlamda işe yaramak
These tips go a long way
Bu ipuçları büyük fayda sağlar
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
bu yüzden
Sahnedebu sebeple
It rained, therefore the game was cancelled
Yağmur yağdı, bu yüzden maç iptal edildi
bu nedenle
o sebepten dolayı
It was raining therefore I took an umbrella
Yağmur yağıyordu bu nedenle şemsiye aldım
karı koca
Sahnedeevli bir erkek ve kadın
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir karı koca
evli çift
birbirleriyle evli olan kadın ve erkek
They are a happy husband and wife
Onlar mutlu bir evli çift
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
alışılmadık
Sahnedenormal olmayan veya nadir görülen
It is unusual to snow here in April
Burada nisan ayında kar yağması alışılmadık bir durumdur
sıradışı
alışılmışın dışında olan
She has an unusual talent
Onun sıradışı bir yeteneği var
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
pufurdamak
Sahnedebuhar motoru gibi kısa ve tekrarlayan bir ses çıkarmak
The steam engine chuffed as it left the station
Buharlı lokomotif istasyondan ayrılırken pufurdadı
acele
Sahnedebir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
aceleye getirmek
Sahnedebir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
deh
Sahnedeatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
ek
Sahnededaha önce belirtilenlere katılan şey
This is a great addition to the project
Bu projeye harika bir ek
ekleme
bir şeyi başka bir şeye katma işi
He made an addition to the list
Listeye bir ekleme yaptı
ek
bir şeye eklenen yeni parça
They built an addition to the house
Evi genişletmek için bir ek yaptılar
ayrıca
daha önce söylenene ek olarak
In addition I want coffee
Ayrıca kahve istiyorum
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
ilke
Sahnedebir topluluğun veya kişinin doğru kabul ettiği temel inanç
This is a central tenet of their religion
Bu onların dininin temel bir ilkesidir
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
azaltmak
Sahnedebir şeyin miktarını veya boyutunu düşürmek
Please reduce the volume of the music
Lütfen müziğin sesini azaltın
düşürmek
Sahnedebir şeyin seviyesini veya değerini aşağı çekmek
The shop will reduce the price of items
Mağaza ürünlerin fiyatını düşürecek
azaltmak
bir şeyin boyutunu veya miktarını küçültmek
We need to reduce waste
Atıkları azaltmamız gerekiyor
kavram
Sahnedegenel bir fikir veya anlayış
It is a complex concept
Bu karmaşık bir kavram
uygunsuzluk
Sahnedeuygun veya doğru olmayan davranış
The manager was fired for impropriety
Müdür uygunsuzluktan dolayı işten çıkarıldı
hafif
Sahnedeçok küçük veya zayıf olan
I heard a faint sound
Hafif bir ses duydum
bayılmak
aniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
halsiz
gücü veya enerjisi az olan
She felt faint after the long walk
Uzun yürüyüşten sonra halsiz hissetti
cezalı
Sahnedebir suçtan dolayı resmi olarak ceza çekiyor olmak
He is under punishment for breaking the rules
Kuralları çiğnediği için cezalı
iç çekmek
Sahnededuyguları belli etmek için derin nefes vermek
He sighed with relief
Rahatlamayla iç çekti
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
gaklamak
Sahnedekarganın çıkardığı yüksek ve sert ses
The crows caw in the trees
Kargalar ağaçlarda gaklıyor
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
sahiplenmek ve korumak
Sahnedeevlilik yeminlerinde olduğu gibi birine hayat boyu sahip çıkmak ve onu korumak
They promised to have and to hold each other forever
Birbirlerini hayat boyu sahiplenmeye ve korumaya söz verdiler
zafer kazanmış
Sahnedebir zafer elde etmiş olan
The team returned triumphant
Takım zafer kazanmış olarak döndü