

Anne With An E — 3. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
552 kelime
Seviye
eve gitmek
Sahnedeyaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
kitap
Sahnedebelirli bir konu hakkında bilgi veren yazılı eser
She read a book on history
Tarih üzerine bir kitap okudu
yerleştirmek
bir şeyi bir yere koymak
I book the meeting on the calendar
Toplantıyı takvime yerleştiriyorum
yer ayırtmak
bir uçuş için rezervasyon yapmak
I need to book on this flight
Bu uçuşta yer ayırtmam gerekiyor
hakkında kitap yazmak
bir konu üzerine yazılı bir eser oluşturmak
She is writing a book on philosophy
Felsefe hakkında bir kitap yazıyor
sonsuz
Sahnedesonu veya sınırı olmayan
The universe is infinite
Evren sonsuzdur
ağaç kabuğu
Sahnedebir ağacın sert dış tabakası
The tree has thick bark
Ağacın kalın bir kabuğu var
havlama
bir köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard a loud bark
Yüksek bir havlama duydum
havlama
köpeğin çıkardığı yüksek ses
I heard the dog's loud bark
Köpeğin yüksek havlamasını duydum
sertçe emretmek
yüksek sesle ve sert bir şekilde emir vermek
The boss barked an order at him
Patron ona sertçe emir verdi
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
polen
Sahnedeçiçeklerin ürettiği sarı toz
Flowers release pollen in the spring
Çiçekler baharda polen saçar
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
mesafeler
Sahnedeiki yer arasındaki uzaklık
It is a long ways off
Buradan epey uzak
yöntemler
bir şeyi yapma şekli veya metodu
There are many ways to cook pasta
Makarna pişirmenin birçok yöntemi var
yollar
hareket etmek için kullanılan güzergah
These ways lead to the city center
Bu yollar şehir merkezine çıkar
davranış şekilleri
bir kişinin tipik hareket etme biçimi
He has his own strange ways
Kendine has garip davranış şekilleri var
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
hayal gücü
Sahnedezihinde görüntüler oluşturma yeteneği
She has a great imagination
Onun harika bir hayal gücü var
hayal gücü
zihinde yeni fikirler veya resimler oluşturma yeteneği
She has a vivid imagination
Onun çok canlı bir hayal gücü var
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
şiddetli
Sahnedeçok güçlü veya saldırgan
There is fierce competition
Şiddetli bir rekabet var
vahşi
korkutucu olacak şekilde güçlü ve öfkeli
The lion is a fierce animal
Aslan vahşi bir hayvandır
defnetmek
Sahnedebirinin cenazesini toprağa gömmek
They laid him to rest in the village cemetery
Onu köy mezarlığına defnettiler
sonuca bağlamak
bir meseleyi kesin bir şekilde bitirmek
We can finally lay these rumors to rest
Bu söylentileri nihayet sonuca bağlayabiliriz
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
benzer
Sahnedeaynı duygu ilgi veya karaktere sahip olan
They have kindred interests in art
Sanata dair benzer ilgi alanları var
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
Kızılderili çadırı
SahnedeBazı Kuzey Amerika yerlilerinin kullandığı direkler ve hayvan derilerinden yapılan yuvarlak kulübe
The tribe lived in a wigwam
Kabile bir Kızılderili çadırında yaşıyordu
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
çiçek
Sahnedeçiçek veya çiçek açma durumu
The roses are in bloom
Güller açmış durumda
artış
bir şeyin miktarındaki hızlı artış
There was an algae bloom in the lake
Gölde bir yosun artışı oldu
rastlamak
Sahnedebirini bir yerde fark etmek veya karşılaşmak
I saw him around the park today
Bugün parkın oralarda ona rastladım
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
kolayca
çok çaba gerektirmeyen bir şekilde
I can easily finish this work
Bu işi kolayca bitirebilirim
bakmak
Sahnedeönü bir yöne dönük olmak
The house is facing the sea
Ev denize bakıyor
yüzleşmek
zor bir durumla başa çıkmak
He is facing his fears
Korkularıyla yüzleşiyor
dönük
bir yöne doğru çevrilmiş
The painting is facing the wall
Tablo duvara dönük
kaşıntı
Sahnedeciltte hissedilen ve kaşıma isteği uyandıran rahatsız edici his
The rash caused some itchiness on my skin
Döküntü cildimde biraz kaşıntıya neden oldu
yükselmek
Sahnedehavada yüksekten uçmak
The eagle soars high in the sky
Kartal gökyüzünde yükseklerde süzülür
hızla yükselmek
bir seviyenin çok çabuk bir şekilde artması
Gas prices continue to soar
Benzin fiyatları hızla yükselmeye devam ediyor
gülünç
Sahnedeçok saçma veya akıl dışı
That is a ludicrous suggestion
Bu gülünç bir öneri
gülünç
çok saçma veya mantıksız olan
The idea is absolutely ludicrous
Bu fikir kesinlikle gülünç
tuvalet
Sahnedeargo anlamda tuvalet
I need to go to the bog
Tuvalete gitmem lazım
bataklık
yumuşak ve ıslak toprak alanı
Many rare plants grow in the bog
Nadir bitkilerin çoğu bataklıkta yetişir
inlemek
Sahnedeacı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
inlemek
acı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
mavi tepeli
Sahnedebaşında mavi bir tüy tutamı olan
The blue-crested bird sat on the branch
Mavi tepeli kuş dalda oturdu
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
sınırlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
ders
Sahnedeeğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
Sahnedebir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
birinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
diş çıkarma
Sahnedebebeğin ilk dişlerinin çıkmaya başlaması
The baby is teething
Bebek diş çıkarıyor
kısır
Sahnedeçocuk sahibi olamayan
The couple was infertile
Çift kısırdı
akıllı
Sahnedeöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
zor dönem
Sahnedezor veya tatsız bir deneyim
He is having a hard time at school
Okulda zor zamanlar geçiriyor
zor dönem
sıkıntı veya mücadele ile geçen bir zaman dilimi
He is going through a hard time
O zor bir dönemden geçiyor
yapılanlar
Sahnedeplanlanmış etkinlikler veya olaylar
I know nothing about his secret doings
Onun gizli işleri hakkında hiçbir şey bilmiyorum
yaptıkları
birinin gerçekleştirdiği işler veya eylemler
Tell me about your recent doings
Bana son zamanlarda yaptıklarını anlat
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
çekicilik
Sahnedeinsanların ilgisini çeken özellik
The city has a special attraction
Şehrin özel bir çekiciliği var
turistik yer
insanların ziyaret etmekten hoşlandığı yer
The museum is a popular attraction
Müze popüler bir turistik yerdir
ocak
Sahnedebir şöminenin tabanı veya çevresindeki alan
The cat slept by the hearth
Kedi ocağın yanında uyudu
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
bir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanma tedavisi ile ilgili
He needs medical attention
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
tıbbi
hastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
dil
Sahnedekonuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
ağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
zararlı
Sahnedeekinlere veya bitkilere zarar veren böcek ya da hayvan
These pests destroy the crops
Bu zararlılar ürünleri yok ediyor
haşere
Sahnedebitkilere veya yiyeceklere zarar veren küçük böcek
The kitchen is full of pests
Mutfak haşere dolu
baş belası
rahatsız edici veya can sıkıcı kimse veya şey
My little brother is such a pest
Küçük kardeşim tam bir baş belası
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I am utterly exhausted
Tamamen bitkinim
kurtlar
Sahnedeköpekle akraba olan vahşi bir hayvan
Wolves live in packs
Kurtlar sürüler halinde yaşar
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
toplamak
Sahnedeşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
tahsil etmek
düzenli olarak ödeme veya fayda olarak bir şey almak
The company collects rent every month
Şirket her ay kira tahsil ediyor
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
cazibeli
Sahnedehoş ve çekici olan
She is a charming person
O cazibeli bir insan
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
günaydın
Sahnedesabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
gölgelik
Sahnedeyatağın üzerine asılan örtü
The bed had a beautiful canopy
Yatağın güzel bir gölgeliği vardı
şeker
Sahnedeyiyecekleri tatlandırmak için kullanılan tatlı madde
I put some sugar in my tea
Çayıma biraz şeker koydum
şeker katmak
bir şeyi şekerle tatlandırmak
I sugar my coffee
Kahveme şeker katıyorum
şeker
yiyecek ve içeceklerde kullanılan tatlı madde
I buy sugar
Şeker satın alıyorum
uzun ömürlü
Sahnedeuzun süre devam eden
This is a perennial problem for them
Bu onlar için uzun ömürlü bir sorun
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
kızıl gerdanlı
Sahnedegöğsü kırmızı renkte olan
I saw a red-breasted bird in the garden
Bahçede kızıl gerdanlı bir kuş gördüm
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin