

Anne With An E — Season 3 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
566 kelime
Seviye
evlenmek
Sahnedebiriyle karı koca olmak
I want to marry her
Onunla evlenmek istiyorum
evli
eşi olan
He is married
O evli
evlenmek
birisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evli
eşi olan
They are married
Onlar evli
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
yürüyerek götürmek
bir şeyi yürüyerek birine veya bir yere ulaştırmak
I walked the package to his house
Paketi onun evine yürüyerek götürdüm
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
We went for a walk in the park
Parkta yürüyüşe çıktık
yürümek
ayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to work every day
Her gün işe yürürüm
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
bir canlının fiziksel veya zihinsel olgunluğa ulaşması
Children grow up very fast
Çocuklar çok hızlı büyür
artmak
bir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
fiziksel olarak boyutunun genişlemesi veya gelişmesi
Children grow very quickly
Çocuklar çok hızlı büyür
endişelenmek
bir durum karşısında kaygı duymaya başlamak
I began to grow worried about the weather
Hava durumu hakkında endişelenmeye başladım
peçe
Sahnedebaşa veya yüze örtülen kumaş parçası
She wore a black veil
Siyah bir peçe taktı
perdelemek
bir şeyi gizlemek veya kaplamak
The clouds veil the mountain
Bulutlar dağı perdeliyor
umarım
Sahnedebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
Sahnedeiki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
eklemek
bir grubu veya koleksiyona bir şey dahil etmek
Please add your name to the list
Lütfen ismini listeye ekle
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
orta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
yaşlanmak
zaman geçtikçe daha yaşlı hale gelmek
People age as time passes
İnsanlar zaman geçtikçe yaşlanır
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
kasmak
kasları veya vücut kısımlarını sert ve gergin hale getirmek
Do not tense your shoulders while working
Çalışırken omuzlarını kasma
titremek
Sahnedesoğuktan veya duygulardan dolayı hafifçe sarsılmak
He began to tremble with cold
Soğuktan titremeye başladı
titremek
kontrolsüzce hafifçe sallanmak
Her hands began to tremble
Elleri titremeye başladı
titremek
kontrolsüzce hafifçe sarsılmak
Her hands tremble when she is cold
Üşüdüğünde elleri titriyor
çıkarmak
Sahnedebir sayıdan başka bir sayıyı eksiltmek
Subtract 2 from 5
5'ten 2'yi çıkar
harikalar
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık uyandıran şeyler
The world is full of natural wonders
Dünya doğal harikalarla doludur
merak etmek
zihninde kendine soru sormak
He wonders where his keys are
Anahtarlarının nerede olduğunu merak ediyor
harikalar
çok iyi veya şaşırtıcı sonuçlar
The change did wonders for the company
Bu değişim şirket için harikalar yarattı
hamur
Sahnedeun, yumurta ve sütün sıvı karışımı
Mix the batter until it is smooth
Hamuru pürüzsüz olana kadar karıştırın
hırpalamak
bir şeye defalarca ve sert bir şekilde vurmak
The storm battered the house
Fırtına evi hırpaladı
vurucu
beyzbolda topa vuran kişi
The batter hit the ball
Vurucu topa vurdu
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
hakkında düşünmek
birisi veya bir şey hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
What do you think of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
aklına getirmek
yeni bir fikir veya plan üretmek
I thought of a new plan
Yeni bir plan aklıma geldi
kafiyeli olmak
Sahnedekelimelerin son seslerinin aynı olması
Cat and hat rhyme
Kedi ve şapka kafiyelidir
kafiye
benzer seslerle biten kelime veya kısa şiir
This poem has a rhyme
Bu şiirin bir kafiyesi var
kafiye yapmak
birbiriyle uyumlu seslere sahip kelimeler oluşturmak
He tries to rhyme his lines in the poem
O şiirindeki mısralara kafiye yapmaya çalışıyor
kafiyeli olmak
başka bir kelimeyle aynı bitiş sesine sahip olmak
These two words rhyme
Bu iki kelime kafiyelidir
kafiye yapmak
kelimelerin sonunda benzer sesleri kullanmak
Words like cat and bat rhyme
Kedi ve yarasa gibi kelimeler kafiyelidir
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
çok
Sahnedebüyük ölçüde
That is a mighty fine car
Bu çok güzel bir araba
güçlü
büyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a mighty warrior
O güçlü bir savaşçıdır
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
doğramak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırarak kesmek
Chop the onions
Soğanları doğra
yetenek
belirli bir alandaki beceri veya yetenek
He has great guitar chops
Harika gitar yetenekleri var
çalkantı
su yüzeyindeki küçük ve düzensiz dalgalar
The boat struggled in the rough chop
Tekne çalkantılı sularda zorlandı
pirzola
kemikli kalın et dilimi
I ate a lamb chop for dinner
Akşam yemeğinde kuzu pirzola yedim
yaymak
Sahnedebir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
sürülebilir gıda
ekmeğe sürülen yumuşak yiyecek
I like chocolate spread
Çikolata kremasını severim
yaymak
bir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
yemek sofrası
bir öğün için hazırlanmış çok çeşitli yemekler
They prepared a huge spread for the party
Parti için büyük bir yemek sofrası hazırladılar
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
kesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
çok uzak
Sahnedebir şeyin durumundan çok farklı veya geride olmak
The project is far from finished
Proje bitmiş olmaktan çok uzak
çok istemek
Sahnedebir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
sevmek
birine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
yaprak
Sahnedebitki veya ağacın yassı yeşil kısmı
The leaf fell from the tree.
Yaprak ağaçtan düştü.
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden uzaklaşmak
I will leave now
Şimdi ayrılacağım
yaprak
bitkinin genellikle yeşil ve yassı olan kısmı
The tree lost a leaf
Ağaç bir yaprağını kaybetti
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Please leave the keys on the table
Lütfen anahtarları masada bırak
hızla yere inmek
bir şeyin hızla yere doğru hareket etmesi
The heavy object started to leaf to the ground
Ağır nesne yere doğru hızla inmeye başladı
yaprak
bitkilerin ve ağaçların yassı yeşil kısmı
Many leaves fall from the tree in autumn
Sonbaharda ağaçtan çok sayıda yaprak dökülür
tabaka
bir maddenin çok ince ve düz parçası
He used a thin leaf of gold for decoration
Süsleme için ince bir altın tabaka kullandı
danışmak
Sahnedetavsiye almak için bir uzmana sormak
You should consult a doctor
Bir doktora danışmalısın
danışmak
birinden bilgi veya tavsiye istemek
I need to consult my lawyer
Avukatıma danışmam gerekiyor
başarılı olmak
Sahnedebir alanda çok iyi sonuçlar elde etmek
She is flying high in her new career
O yeni kariyerinde çok başarılı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
tanışmak
biriyle ilk defa bir araya gelmek
I want you to meet my friend
Arkadaşımla tanışmanı istiyorum
görünmek
gözle görülür veya fark edilir olmak
A strange scene met my eyes
Gözüme garip bir manzara göründü
birleşmek
bir araya gelip bütün oluşturmak
The two rivers meet here
İki nehir burada birleşiyor
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
We will meet at the park
Parkta buluşacağız
toplantı
insanların konuşmak veya çalışmak için bir araya geldiği planlı etkinlik
We have a business meet today
Bugün bir iş toplantımız var
meydana gelmek
bir şeyin vuku bulması veya ortaya çıkması
New challenges met him
Karşısına yeni zorluklar meydana geldi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
içeri
bir binanın veya odanın içine
It is cold so let us go inside
Hava soğuk o yüzden içeri gidelim
taşmak
Sahnedeçok dolup kenarlarından dışarı çıkmak
The water overflowed from the glass
Su bardaktan taştı
taşma
ihtiyaçtan veya kapasiteden fazla olan miktar
There was an overflow of water
Su taşması oldu
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
kenar
Sahnedebir şapka veya kabın üst kenarı
The water reached the brim of the glass
Su bardağın kenarına ulaştı
ağzına kadar dolmak
bir kabın veya yerin tamamen dolması
The cup brimmed with hot tea
Fincan sıcak çayla ağzına kadar doldu
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
mahcup
Sahnederahatsız veya utangaç hissetmek
He looked embarrassed
Mahcup görünüyordu
utanmış
utangaç, rahatsız veya mahcup hissetmek
I felt embarrassed
Utanmış hissettim
mahcup
birinin kendini tuhaf veya utanmış hissetmesi
I was embarrassed by my mistake
Hatam yüzünden mahcup oldum
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
kaybetme
Sahnedebir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
yenilme
bir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olmamak
He is losing weight
O kilo kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
her şeye rağmen
Sahnedebir şeyden etkilenmeden
He continued regardless
Her şeye rağmen devam etti
aldırmadan
bir şeye aldırış etmeden
He went out regardless
O aldırmadan dışarı çıktı
eyvah
hafif bir endişe veya alarmı ifade etmek için kullanılır
Uh oh, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
tüh
kötü bir şey olduğunda söylenen söz
Uh oh, the glass broke
Tüh, bardak kırıldı
eyvah
kötü bir şey olabileceği zaman çıkarılan ses
Uh oh, it looks like it's going to rain
Eyvah, yağmur yağacak gibi görünüyor
eyvah
bir şeylerin ters gittiğini veya kötü bir durumun olacağını belirtmek için çıkarılan ses
Uh oh I dropped my phone
Eyvah telefonumu düşürdüm
eyvah
bir şeyin ters gittiğini fark edince kullanılan ifade
Uh-oh I forgot my keys
Eyvah anahtarlarımı unuttum
kova
Sahnedeeşya taşımak için kullanılan kulplu ve ağzı açık kap
Fill the bucket with water
Kovayı suyla doldur
nem
Sahnedehavadaki veya bir yüzey üzerindeki küçük su damlacıkları
There is a lot of moisture in the air
Havadaki nem çok fazla
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
dilenmek
Sahnedegenellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
dans partisi
Sahnedeinsanların dans ettiği sosyal etkinlik
We went to the dance last night
Dün gece dans partisine gittik
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans etmek
müzikle uyumlu şekilde vücudu hareket ettirmek
Everyone started to dance
Herkes dans etmeye başladı
hasta
Sahnedetıbbi bakım alan kişi
The doctor sees the patient
Doktor hastayı muayene ediyor
sabırlı
beklerken veya sorunlarla uğraşırken sakin kalan
Please be patient
Lütfen sabırlı olun
hasta
tıbbi bakım gören kişi
The doctor examined the patient
Doktor hastayı muayene etti
sabırlı
kolayca sinirlenmeyen ve sakin kimse
You need to be patient when teaching children
Çocuklara öğretirken sabırlı olmalısın
bakış açısı
Sahnedebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
duygular
Sahnededuygusal durum veya tepki
It is important to express your feelings
Duygularını ifade etmek önemlidir
duygular
deneyimlediğiniz duygular
It is important to share your feelings
Duygularınızı paylaşmanız önemlidir
çok
Sahnedeçok derin bir sevgiyle
I love my family dearly
Ailemi çok seviyorum
zahmet etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
rahatsız etmek
birini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
taşınmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek veya yerleşmek
I moved to London last year
Geçen yıl Londra'ya taşındım
harekete geçmek
bir şeyi yapmak için girişimde bulunmak
We moved to finish the task
Görevi bitirmek için harekete geçtik
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
inanmak
birinin veya bir şeyin gerçekten var olduğuna ikna olmak
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek veya doğru olduğunu kabul etmek
I believe in ghosts
Hayaletlere inanıyorum
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğunu söyleyerek onu rahatlatmak
I assured him that the car was safe
Arabanın güvenli olduğuna dair ona güvence verdim
kendinden emin
kişinin kendisine ve yeteneklerine tam güven duyması
She gave an assured performance
Kendinden emin bir performans sergiledi
güvence vermek
birine bir şeyin olacağına dair söz vermek
He assured me that the task was simple
Görevin basit olduğu konusunda bana güvence verdi
Örnekleme
Sahnedebütünü temsil etmesi için alınan küçük parça
We took a sampling of the soil
Topraktan bir örnekleme aldık
sent
Sahnededoların yüzde biri olan para birimi
It costs ten cents
On sent tutuyor
sent
dolar veya avronun yüzde birine eşit para birimi
I have fifty cents in my pocket
Cebimde elli sent var
yüzde bir
bir bütünün yüz parçaya bölünmüş kısmı
The word percent literally means per cent
Yüzde kelimesi tam olarak her yüz için anlamına gelir
yüz
yüz sayısı
A century is one hundred years
Bir yüzyıl yüz yıldır
sent
küçük bir para birimi
This coffee costs fifty cents
Bu kahve elli sent tutuyor
harika
Sahnedeson derece iyi veya memnuniyet verici
You look marvellous today
Bugün harika görünüyorsun
çeşni
Sahnedeyiyeceğe özel bir tat katmak için eklenen madde
The soup needs more flavouring
Çorba daha fazla çeşni istiyor
aroma
Sahnedegıdaya özel bir tat vermek için kullanılan madde
She added vanilla flavouring
Vanilya aroması ekledi
tat
bir yiyeceğin damakta bıraktığı his
The cake has a sweet flavouring
Kekin tatlı bir tadı var
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
feci
Sahnedebüyük zarara veya başarısızlığa yol açan
The storm had disastrous effects on the city
Fırtınanın şehir üzerinde feci etkileri oldu
bakla kabuğu
Sahnedetohumların veya fasulyelerin içinde bulunduğu uzun ve ince kılıf
Peas grow in a pod
Bezelyeler bir kabuğun içinde büyür
bir seferde
Sahnedeher bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
tek tek
bir seferde sadece bir tane
Go through the door one at a time
Kapıdan tek tek geçin
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
yarışma
Sahnedeinsanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She entered a photo contest
Bir fotoğraf yarışmasına katıldı
itiraz etmek
yasal bir ortamda bir şeye karşı çıkmak
He decided to contest the decision
Karara itiraz etmeye karar verdi
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
etrafında
Sahnedebir yerin her yanını kuşatan
There are hills all around the village
Köyün etrafında tepeler var
her tarafa
her yere veya yöne doğru
I looked all around the room
Odanın her tarafına baktım
çok yönlü
birçok farklı beceriye sahip
She is an all around athlete
O çok yönlü bir sporcu
-den yapılmış
Sahnedebir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
-den yapılmış
Sahnedebir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında
bir şeyin içinde olmamak
They left me out of the game
Beni oyunun dışında bıraktılar
kurtulmuş
bir durumdan kurtulmuş olmak
He is finally out of debt
Sonunda borçtan kurtuldu
içinden
bir bütünü oluşturan parçalardan biri
Two out of five students passed
Beş öğrenciden ikisi geçti
arasından
bir grubun içinden seçilmiş
Pick one out of many
Birçoğunun arasından bir tane seç
içeriden
kapalı bir yerin içinden dışarı çıkmak
Take the cake out of the oven
Keki fırından çıkar
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of here right now
Buradan hemen çık
üretilmiş
bir malzemeden yapılmış
The table is made out of wood
Masa ahşaptan yapılmış
içinde değil
bir yerin veya şeyin içinde bulunmamak
She is out of the office today
O bugün ofiste değil
dışarıda
bir şeyin sınırları dışında olmak
He is out of the building
O binanın dışında
çıkarmak
bir şeyi içinden almak
He took the keys out of his pocket
Anahtarları cebinden çıkardı
yerinden çıkarmak
bir şeyi olduğu yerden uzaklaştırmak
The book was taken out of the shelf
Kitap raftan çıkarıldı
bırakmak
bir şeyi yapmayı sona erdirmek
He got out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
bitmiş
bir şeyin tükenmesi
We are out of milk
Sütümüz bitti
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
kabahat
bir sorunun ya da hatanın sorumluluğu
It was not my fault
Bu benim kabahatim değildi
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
altın kalpli
Sahnedeçok nazik ve cömert bir doğaya sahip
She is a golden-hearted person
O altın kalpli bir insandır
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
sadece
basit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
tren
Sahnederaylar üzerinde hareket eden ulaşım aracı
I go to work by train
İşe trenle gidiyorum
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
eğitmek
birine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
bir sporda veya beceride gelişmek için çalışmak
I train hard for the race
Yarış için sıkı antrenman yapıyorum
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
demiryolu aracı
raylar üzerinde hareket eden uzun ulaşım aracı
That train is very long
O demiryolu aracı çok uzun
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
oturum açmak
bir bilgisayar sistemine veya hesaba bilgileri vererek girmek
I need to sign into my account
Hesabıma oturum açmam gerekiyor
imzalamak
bir anlaşmayı onaylamak için belgeye isim yazmak
I need to sign this contract
Bu sözleşmeyi imzalamam gerekiyor
imza vermek
hatıra olarak bir yere ismini yazmak
The actor agreed to sign my book
Oyuncu kitabımı imzalamayı kabul etti
işe almak
sözleşme yaparak birini görevlendirmek
The club will sign a new player
Kulüp yeni bir oyuncuyla sözleşme imzalayacak
tabela
bilgi veren yazılı veya resimli levha
Look at the sign on the road
Yoldaki tabelaya bak
kaydolmak
bir yere katılmak için isim yazmak
You need to sign up for classes
Derslere kaydolman gerekiyor
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
imza atmak
bir belgeye onay vermek için ismini yazmak
You must sign the form here
Formu buraya imzalamalısın
adını yazmak
bir yüzeye kendi ismini yazmak
Please sign your name on the list
Lütfen listeye adını yaz
imza koymak
bir yere ismini eklemek
She signed her name on the card
Kartın üzerine imzasını koydu
onaylamak
bir şeyi doğrulamak için imza atmak
Please sign your name on this line
Lütfen bu satıra ismini yaz
tüm
Sahnedebir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
Sahnedeeksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
bütün
tamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
öne çıkmak
Sahnedebaşarıyla dikkat çekmek
She distinguished herself in the contest
Yarışmada kendini gösterdi
ayırt etmek
iki şey arasındaki farkı anlamak
I cannot distinguish the twins
İkizleri ayırt edemiyorum
durum
Sahnedebelirli bir zaman veya olay
It was a special occasion
Bu özel bir durumdu
neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
His comments occasioned much debate
Yorumları çok tartışmaya neden oldu