

Anne With An E — Season 3 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
652 kelime
Seviye
detaylandırmak
Sahnedebir konu hakkında daha fazla bilgi vermek
Could you please elaborate on that
Lütfen bunu detaylandırabilir misiniz
ayrıntılı
çok detaylı ve karmaşık
She made an elaborate plan
Ayrıntılı bir plan yaptı
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
emin
bir durumdan şüphe duymayan
I am certain he is honest
Onun dürüst olduğundan eminim
kesin
şüpheye yer bırakmayan gerçek
It is certain that we are ready
Hazır olduğumuz kesin
muhakkak
hiç şüphesiz ve kaçınılmaz
Success is certain
Başarı muhakkak
belirli
özel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
tasarlamak
Sahnedebir şey yapmanın yolunu planlamak veya icat etmek
They devised a new plan to solve the problem
Sorunu çözmek için yeni bir plan tasarladılar
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
geniş
Sahnedeyanlara doğru geniş olan
He has broad shoulders
Geniş omuzları var
kadın
kadınlar için kullanılan kaba veya gayriresmi sözcük
She is a broad
O bir kadın
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
haber almak
Sahnedebirinden mesaj veya cevap almak
I hope to hear from you soon
Yakında senden haber almayı umuyorum
haber almak
birinden mesaj mektup telefon veya e-posta gelmesi
I hope to hear from you soon
Yakında sizden haber almayı umuyorum
haber almak
birinden mesaj veya bilgi almak
I hope to hear from you soon
Yakında sizden haber almayı umuyorum
iletişim kurmak
biriyle bağlantıya geçmek
Did you hear from your friend yet
Arkadaşından haber aldın mı
haber gelmesi
birinden mesaj veya bildirim ulaşması
We heard from the agency yesterday
Dün ajansla iletişim kurduk
haberleşmek
birinden gelen bilgilere ulaşmak
I finally heard from her today
Bugün nihayet ondan haber aldım
bilgi almak
birinden detaylı mesaj veya haber almak
Did you hear from them recently
Yakın zamanda onlardan haber aldın mı
el koymak
Sahnedeödemeler yapılmadığı için bir mülkü geri almak
The bank had to repossess his car
Banka arabasına el koymak zorunda kaldı
teklif
Sahnedebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
hatırlamak
Sahnedebirini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
Sahnedebir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
bir anıyı kişiyi veya bilgiyi akla getirmek
I often think of my childhood
Sık sık çocukluğumu hatırlarım
bulmak
yeni bir fikir veya plan icat etmek
Can you think of a better solution
Daha iyi bir çözüm bulabilir misin
düşünmek
bir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde bulundurmak
I often think of my old friends
Sık sık eski arkadaşlarımı düşünürüm
düşünmek
bir şey hakkında görüş sahibi olmak
What do you think of this plan
Bu plan hakkında ne düşünüyorsun
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
hakkında düşünmek
birisi veya bir şey hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
What do you think of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
aklına getirmek
yeni bir fikir veya plan üretmek
I thought of a new plan
Yeni bir plan aklıma geldi
davranmak
Sahnedebirine belli bir şekilde veya saygıyla davranmak
Treat others with kindness
Başkalarına nezaketle davranın
ifade etmek
Sahnededüşünce veya duyguları sözle veya hareketle anlatmak
He expressed his opinion clearly
Görüşünü açıkça ifade etti
ifade etmek
düşünce veya duyguları başkalarına aktarmak
He expressed his feelings clearly
Duygularını net bir şekilde ifade etti
söylenti
Sahnededoğru olmayabilecek bir haber veya hikaye
It is just a rumour
Bu sadece bir söylenti
kız
Sahnedekadın veya kız için kullanılan gayriresmi bir kelime
She is a great gal
O harika bir kız
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
sorumluluk
Sahnedeyerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
akraba
Sahnedekan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
göreceli
başka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
sormak
bir şeyi öğrenmek için soru sormak
Please ask him about the time
Lütfen ona zamanı sor
bilgi istemek
bir konuda bilgi talep etmek
I ask for the latest report
Son rapor hakkında bilgi istiyorum
diskalifiye etmek
Sahnedebir şeyin geçerli veya kabul edilebilir olmadığını söylemek
They had to disqualify the candidate for cheating
Adayı kopya çektiği için diskalifiye etmeleri gerekti
saf dışı bırakmak
yasal veya kural gereği katılım hakkını elinden almak
His age disqualified him from the junior contest
Yaşı onu gençlik yarışmasından saf dışı bıraktı
oyun dışı bırakmak
birini bir faaliyetin içinden çıkarmak
The referee disqualified the player for fighting
Hakem kavgadan dolayı oyuncuyu oyun dışı bıraktı
diskalifiye etmek
birinin bir faaliyete katılmasına engel olmak
The referee decided to disqualify the player
Hakem oyuncuyu diskalifiye etmeye karar verdi
emsal
Sahnedegelecek için rehber olarak kullanılan önceki bir olay
This court case set a legal precedent
Bu dava hukuki bir emsal oluşturdu
işaret etmek
Sahnedebir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
anısını yaşatmak
Sahnedebir kişinin veya olayın hatırasını korumak
They built a statue to memorialise the hero
Kahramanın anısını yaşatmak için bir heykel diktiler
tahmin
Sahnedekanıta dayanmayan fikir
It is a mere conjecture
Bu sadece bir tahmindir
takılmak
Sahnedebirileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
asmak
bir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
ev işi
Sahnedeyapılması gereken küçük ve rutin iş
I have many chores to do
Yapacak çok ev işim var
kazanmak
Sahnedebir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
kazanmak
bir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
ödül kazanmak
yarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
mısır
Sahnedesarı taneleri olan bir tahıl bitkisi
Corn grows in warm climates
Mısır sıcak iklimlerde yetişir
nasır
ayak parmağında oluşan sert ve ağrılı bölge
He has a corn on his toe
Ayak parmağında bir nasır var
mısır
yiyecek olarak kullanılan sarı tahıl
I love eating grilled corn
Izgara mısır yemeyi severim
manifesto
Sahnedeinançların veya planların açıklandığı kamuya açık yazılı beyan
The party published its manifesto
Parti manifestosunu yayınladı
bildiri
bir grup veya kişinin inançlarını veya planlarını içeren yazılı metin
They published a political manifesto
Siyasi bir bildiri yayınladılar
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
kesinti
Sahnedebir faaliyetin veya olayın duraklaması
I had an interruption during my work
Çalışmam sırasında bir kesinti oldu
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
mükemmel
Sahnedebir amaç için tam olarak uygun olan
It is a perfect day for a walk
Yürüyüş için mükemmel bir gün
kusursuz
hiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
kısa süre
Sahnedebir etkinlik için hazırlanmaya çok az zaman kalması
They canceled the meeting at short notice
Toplantıyı çok kısa bir süre kala iptal ettiler
kısa süre
bir şeye hazırlanmak için çok az zamanın olduğu durum
They cancelled the meeting at short notice
Toplantıyı çok kısa bir süre kala iptal ettiler
ani bildirim
bir şeyin hemen yapılması için verilen uyarı
We received a short notice to leave
Ayrılmamız için ani bir bildirim aldık
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
Sahnedebir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
aslında
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
yoksa
Sahnedeaksi takdirde veya yoksa
Study hard, or else you will fail
Sıkı çalış, yoksa kalacaksın
infial
Sahnedeaşırı öfke veya şaşkınlık hissi
The news caused public outrage
Haberler halkta infial yarattı
yapabilirdi
Sahnedegeçmişte yapılması mümkün olan durum
I could have helped you
Sana yardım edebilirdim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürüyerek götürmek
bir şeyi yürüyerek birine veya bir yere ulaştırmak
I walked the package to his house
Paketi onun evine yürüyerek götürdüm
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
We went for a walk in the park
Parkta yürüyüşe çıktık
yürümek
ayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to work every day
Her gün işe yürürüm
kötü tasarlanmış
Sahnededikkatlice düşünülmemiş veya kötü planlanmış
The plan was ill conceived from the start
Plan en başından beri kötü tasarlanmıştı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
grup
Sahnedebir arada bulunan bir dizi insan veya şey
People waited in small groups
İnsanlar küçük gruplar halinde bekledi
gruplar
bir araya gelmiş insanlar
The students work in groups
Öğrenciler gruplar halinde çalışıyor
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
yöneltmek
birine karşı resmi olarak suçlama yapmak
The police leveled charges against the suspect
Polis şüpheliye karşı suçlamalar yöneltti
seviye
bir şeyin miktarı veya standardı
The noise level is high
Gürültü seviyesi çok yüksek
hiza
zemine veya bir noktaya göre yükseklik
This shelf is at eye level
Bu raf göz hizasındadır
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
I reached the next level of the game
Oyunun bir sonraki aşamasına ulaştım
düzey
bir şeyin sahip olduğu kalite
He has a high level of skill
Yüksek bir beceri düzeyine sahip
su terazisi
bir yüzeyin düzlüğünü kontrol eden alet
Use a level to hang the picture
Resmi asmak için su terazisi kullan
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I am utterly exhausted
Tamamen bitkinim
arzulamak
Sahnedebir şeyi çok istemek
I desire a peaceful life
Huzurlu bir hayat arzuluyorum
arzu
bir şeyi çok güçlü bir şekilde isteme duygusu
She has a strong desire to travel
Onun seyahat etmeye karşı güçlü bir arzusu var
arzulamak
bir şeyi çok fazla istemek
He desires to see the world
Dünyayı görmeyi arzuluyor
uygun
Sahnedebir durum için yerinde olan
A formal apology is in order
Resmi bir özür yerindedir
amacıyla
Sahnedebir şey yapmak hedefiyle
He worked hard in order to succeed
Başarmak amacıyla çok çalıştı
sıralı
nesnelerin veya olayların belirli bir dizilişte olması
Please put the files in order
Lütfen dosyaları sıraya koyun
sıralı
düzenli veya doğru bir şekilde dizilmiş
The books are in order on the shelf
Kitaplar rafta sıralı
düzenli
doğru veya uygun biçimde hazırlanmış
All the documents are in order
Bütün belgeler düzenli
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
vaka
polisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
durum
bir şey olma ihtimaline karşı hazırlık
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağması ihtimaline karşı bir şemsiye al
iddia
bir şeyi desteklemek veya karşı çıkmak için sunulan sebepler bütünü
He made a strong case for the new policy
Yeni politika için güçlü bir iddia sundu
gözlemek
bir yeri dikkatlice incelemek veya izlemek
The thief cased the house before breaking in
Hırsız girmeden önce evi gözledi
durum
olayların gerçek hali
That is not the case
Durum böyle değil
önceden belirlemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinden önce karar vermek veya planlamak
Their meeting seemed to be preordained by fate
Onların karşılaşması kader tarafından önceden belirlenmiş gibi görünüyordu
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
dönüştürmek
Sahnedebiçim veya görünüş bakımından tamamen değiştirmek
The caterpillar transforms into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüşür
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
zorunda olmak
bir şeyi yapmak mecburiyetinde olmak
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dahil olmak
bir faaliyetin veya durumun parçası olmaya başlamak
I got into the project
Projeye dahil oldum
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapabilme gücü
He has got the nerve to ask
Sormaya cesareti var
girmek
bir yerin içine doğru gitmek
He got into the house
Eve girdi
sahip olmak
bir şeyi elinde bulundurmak
I have got a new car
Yeni bir arabaya sahibim
halletmek
bir durum veya sorunla ilgilenip çözüme kavuşturmak
I got the problem solved
Sorunu hallettim
şımartmak
birine gereğinden fazla iyi davranarak bencil olmasına yol açmak
She got the baby spoiled
Bebeği şımarttı
izlenim
bir kişi veya durum hakkında edinilen fikir veya his
I got the feeling you were angry
Kızgın olduğun izlenimine kapıldım
almak
bir şeye sahip olmaya başlamak
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
bundan sonra
Sahnedeşu andan itibaren
From now on, I will be more careful
Bundan sonra daha dikkatli olacağım
bundan böyle
şu andan itibaren gelecek zaman boyunca
I will work harder from now on
Bundan böyle daha çok çalışacağım
artık
şu anki zamandan başlayarak
I will not eat junk food from now on
Artık abur cubur yemeyeceğim
şimdiden sonra
bugün itibarıyla ve gelecekte
Keep the door locked from now on
Şimdiden sonra kapıyı kilitli tutun
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
-sa da
bir durumun gerçekleşmesine karşın
Though it was raining we walked
Yağmur yağsa da yürüdük
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
ile başlamak
Sahnedebir şeyi yaparak başlamak
Let's start with the first page
Hadi birinci sayfa ile başlayalım
ile başlamak
bir işe ilk adım olarak girişmek
Let us start with the basics
Temellerle başlayalım
katı
Sahnededeğişime veya esnekliğe açık olmayan
He has rigid opinions about politics
Siyaset konusunda katı görüşleri var
katı
bükülmesi veya hareket ettirilmesi zor olan
The metal bar is rigid and cannot be bent
Metal çubuk katıdır ve bükülemez
anlayışlı
Sahnedebaşkalarının duygularını anlayan ve önemseyen
She was very sympathetic when I lost my job
İşimi kaybettiğimde bana karşı çok anlayışlıydı
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
ihtar
bir şeyi hemen yapmaya yönelik istek veya işaret
The eviction notice was on the door
Tahliye ihtarı kapıdaydı
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I noticed a small mistake
Küçük bir hata fark ettim
telafi etmek
Sahnedegecikmiş veya yapılmamış bir işi tamamlamak
I need to catch up on my sleep
Uykumu telafi etmem gerekiyor
gelişmeleri öğrenmek
bir konu hakkındaki en son bilgileri edinmek
I need to catch up on the news
Haberleri öğrenmem gerekiyor
telafi etmek
daha önce yapmaya vakit bulamadığın bir şeyi sonradan yapmak
I need to catch up on my sleep
Uykumu telafi etmem gerekiyor
eksikleri tamamlamak
kaçırılan işleri bitirip durumu eşitlemek
She stayed late to catch up on her work
İşlerini tamamlamak için geç saatlere kadar kaldı
haber almak
bir konu hakkında son gelişmeleri öğrenmek
We met for coffee to catch up on the news
Son haberleri almak için kahve içmeye buluştuk
geride kalanı bitirmek
aksayan işleri hallederek arayı kapatmak
I have to catch up on my emails today
Bugün e postalarımı bitirmem gerekiyor
kıskanç
Sahnedebaşkasının sahip olduğu bir şeye özenen
He is jealous of her new car
Onun yeni arabasını kıskanıyor
derece
Sahnedebir şeyin miktarı veya düzeyi
I agree to a certain extent
Belirli bir dereceye kadar katılıyorum
uygun bir şekilde
Sahnedekolayca veya zahmet vermeden
The hotel is conveniently located
Otel uygun bir konumda yer alıyor
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
güç
harekete veya faaliyete neden olan etki
He used force to open the door
Kapıyı açmak için güç kullandı
dikte etmek
Sahnedeotorite kullanarak bir şeyi emretmek
You cannot dictate my life
Hayatıma dikte edemezsin
dikte etmek
Sahnedebirine otoriter bir biçimde ne yapması gerektiğini söylemek
He tried to dictate what we should do
Ne yapmamız gerektiğini dikte etmeye çalıştı
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri sesli olarak söylemek
The manager dictated the report to her secretary
Müdür raporu sekreterine dikte etti
emretmek
başkalarının uyması gereken kurallar veya talimatlar vermek
He likes to dictate what others should do
Başkalarının ne yapması gerektiğini emretmekten hoşlanır
hisse almak
Sahnedebir şeye ortak olmak için para ödemek
He wants to buy into the company
Şirketten hisse almak istiyor
benimsemek
bir fikri veya planı doğru bulup kabul etmek
They bought into the new idea
Onlar yeni fikri benimsedi
duymak
Sahnedekulakla işitmek
I heard a loud noise
Yüksek bir ses duydum
duymak
bilgi edinmek
I heard the news today
Haberleri bugün duydum
duymak
bir haberi veya bilgiyi öğrenmek
I heard that he is leaving
Onun ayrılacağını duydum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya birinden bilgi almak
I heard the news yesterday
Dün haberleri duydum
düzenlemek
Sahnedeşeyleri belirli bir sıraya koymak
I need to organise my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor