

Arcane — Season 1 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
479 kelime
Seviye
alevler içinde
Sahnedealevlerle yanmakta olan
The house is on fire
Ev yanıyor
çok başarılı
bir şeyi oldukça iyi ve etkileyici bir şekilde yapmak
Our team is on fire tonight
Takımımız bu gece harika oynuyor
suçlu
Sahnedekötülük yapan veya yasaları çiğneyen kimse
The police finally caught the malefactor
Polis sonunda suçluyu yakaladı
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hal veya konum
What is your current status?
Şu anki durumun nedir?
statü
toplumdaki yer veya mevki
He has high status in the company
Şirkette yüksek bir statüsü var
durum
bir şeyin bulunduğu konum veya hal
What is the status of your application
Başvurunuzun durumu nedir
yarım düzine
Sahnedealtı adetlik bir grup
I bought half a dozen eggs
Yarım düzine yumurta aldım
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya son bir nokta eklemek için kullanılır
Anyhow, I must go now
Neyse, artık gitmeliyim
çene
Sahnedeyüzün dişleri tutan alt kısmı
He broke his jaw in the accident
Kazada çenesini kırdı
çene
dişleri tutan kemik
He has a strong jaw
Güçlü bir çenesi var
boş konuşmak
uzun süre genellikle kızgın veya sıkıcı bir şekilde konuşmak
Stop jawing and start working
Boş konuşmayı bırak ve çalışmaya başla
sorunsuz bir şekilde
Sahnedeproblemler olmadan, kolayca
Everything went smoothly
Her şey sorunsuz bir şekilde ilerledi
katkı
Sahnedebir şeye ulaşmak için verilen veya yapılan yardım
Thank you for your contribution
Katkınız için teşekkürler
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
Sahnedesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
işçi
Sahnedebeden gücüyle çalışan kimse
The laborer carried the heavy boxes
İşçi ağır kutuları taşıdı
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
gündem
Sahnedeyapılacak işlerin listesi
What is on the docket for today
Bugünkü gündemde ne var
Yatırım
Sahnedekar elde etmek amacıyla para yatırılan şey
This investment will grow over time
Bu yatırım zamanla büyüyecek
yatırım
kar elde etmek amacıyla bir şeye para yatırma eylemi
This investment will make me money
Bu yatırım bana para kazandıracak
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
katı
Sahnedebükülmesi veya hareket ettirilmesi zor olan
The metal bar is rigid and cannot be bent
Metal çubuk katıdır ve bükülemez
katı
değişime veya esnekliğe açık olmayan
He has rigid opinions about politics
Siyaset konusunda katı görüşleri var
temizlemek
Sahnedebir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
alışık olmak
Sahnedebir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
yer almak
Sahnedebir yerde konumlanmış veya bulunuyor olmak
The old house stands on a hill
Eski ev tepede yer alıyor
görüşünde olmak
bir konu hakkında belirli bir fikre sahip olmak
Where do you stand on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
yorgunluk
Sahnedeaşırı fiziksel veya zihinsel bitkinlik durumu
He suffered from fatigue after the long trip
Uzun yolculuktan sonra yorgunluk çekti
ile konuşmak
Sahnedebiriyle sözcükler kullanarak iletişim kurmak
I need to speak with the manager
Müdürle konuşmam gerekiyor
ile görüşmek
biriyle karşılıklı konuşma yapmak
Can I speak with you for a moment
Sizinle bir an görüşebilir miyim
güvenmek
Sahnedeyardım için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
You can rely on me
Bana güvenebilirsin
bel bağlamak
destek veya yardım için birine güvenmek
We rely on the bus to get to work
İşe gitmek için otobüse bel bağlıyoruz
güvenmek
birine inanmak veya ona güven duymak
I rely on my best friend
En iyi arkadaşıma güvenirim
mal olmak
Sahnedebir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
tutmak
belirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
olağanüstü
Sahnedeçok sıra dışı veya özel
She has an extraordinary talent for music
Onun müzik için olağanüstü bir yeteneği var
ön sıra
en iyi konumda olan
I have a seat in the front row
Ön sırada bir koltuğum var
ön sıra
en önde bulunan sıra
I bought front-row tickets for the concert
Konser için en ön sıradan bilet aldım
en ön
en iyi ve en öndeki konum
She is always in the front row of the industry
O her zaman sektörün en önünde yer alır
en ön sıra
sahneye veya etkinliğe en yakın koltuklar
We bought tickets for the front row
En ön sıra için bilet aldık
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
zorla girmek
Sahnedebir binaya yasa dışı şekilde girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri zorla girmeye çalıştı
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
alıştırmak
yeni ayakkabı veya giysileri giyerek rahat hale getirmek
It takes time to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alıyor
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
bir hayvanı binilmeye veya insan etkileşimine alıştırmak
He is trying to break in the young horse
Genç atı alıştırmaya çalışıyor
zorla girmek
bir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girmek
bir binaya yasa dışı yollarla girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri zorla girmeye çalıştı
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
işi öğretmek
birine yeni bir görevin nasıl yapıldığını göstermek
It takes time to break in a new employee
Yeni bir çalışana işi öğretmek zaman alır
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
zorla girmek
bir yere kapı veya pencereyi kırarak girmek
Someone tried to break in through the window
Birisi pencereden zorla girmeye çalıştı
yasa dışı girmek
bir binaya yetkisiz yollarla girmek
Thieves often break in through the back door
Hırsızlar genellikle arka kapıdan yasa dışı girerler
hırsızlık için girmek
bir yere hırsızlık amacıyla güç kullanarak girmek
They break in to steal jewelry
Mücevher çalmak için içeri zorla girerler
duyurulmak
yayımlanmak veya bilinir hale gelmek
The news broke in today
Haber bugün duyuruldu
alıştırmak
ayakkabıları giyerek rahat hale getirmek
I need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırmam gerekiyor
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
nakliye
Sahnedeeşyaların taşınması işlemi
Shipping takes five days
Nakliye beş gün sürer
nakliye
Sahnedemalların bir yerden başka bir yere taşınması
We offer free shipping on orders
Siparişlerde ücretsiz nakliye sunuyoruz
nakliye
malların bir alıcıya gönderilme süreci
The shipping for this order is free
Bu sipariş için nakliye ücretsizdir
nakliye
malların bir yerden başka bir yere taşınması işlemi
Shipping is free for this order
Bu sipariş için nakliye ücretsizdir
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
toz yumağı
Sahnedemobilyaların altında biriken küçük toz ve saç yumağı
There is a dust bunny under the bed
Yatağın altında bir toz yumağı var
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
nüfuz
bir durum üzerinde güç veya etki sahibi olmak
He has a lot of pull in the company
Şirkette büyük bir nüfuzu var
incitmek
vücudun bir kısmını çok fazla gererek sakatlamak
I pulled a muscle in my leg
Bacağımdaki kası incittim
çekmek
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the chair closer to the table
Sandalyeyi masaya doğru çek
oyun oynamak
birine şaka yapmak
He pulled a trick on his friend
Arkadaşına bir oyun oynadı
asılmak
bir şeyi kendine doğru hareket ettirmek için güç kullanmak
The dog pulled on the leash
Köpek tasmasına asıldı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basit
zor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
bağlı olmak
Sahnedebir şeye göre değişmek veya bir şeyin etkisinde olmak
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
arkasında
Sahnedebirini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
gelir
Sahnededüzenli olarak elde edilen para
His monthly income is high
Aylık geliri yüksek
liman
Sahnedegemilerin yük boşaltıp yüklediği yer
The ship arrived at the port
Gemi limana vardı
Port şarabı
üzümden yapılan alkollü bir içecek
He drank a glass of port after dinner
Akşam yemeğinden sonra bir kadeh port şarabı içti
Bağlantı noktası
cihazlarda kablo takmak için bulunan giriş
Plug the cable into the USB port
Kabloyu USB bağlantı noktasına takın
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek veya aktarmak
The company ported their software to mobile devices
Şirket yazılımlarını mobil cihazlara taşıdı
pürmüz
Sahnedesıcak bir alev üreten araç
He used a blowtorch to melt the metal
Metali eritmek için bir pürmüz kullandı
büyü kapısı
Sahnedebüyüyle oluşturulmuş sihirli geçit
The traveler passed through the hexgate
Yolcu büyü kapısından geçti
genişletmek
Sahnedebir şeyi daha büyük veya daha ayrıntılı hale getirmek
We need to expand the house
Evi genişletmemiz gerekiyor
genişletmek
bir şeyi daha büyük hale getirmek
The company wants to expand its business
Şirket işini genişletmek istiyor
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
düşük öncelik
Sahnedediğer şeylere göre daha az önem taşıyan durum
This task is a low priority
Bu görev düşük önceliklidir
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
kapatmak
Sahnedebir makine veya işletmenin çalışmasını durdurmak
Please shut down your computer
Lütfen bilgisayarınızı kapatın
kapanmak
duygularını ifade etmeyi aniden durdurmak
He shut down after the argument
Tartışmadan sonra içine kapandı
meydana getirmek
Sahnedebir şeyin oluşmasını veya ortaya çıkmasını sağlamak
The new plan will bring forth many results
Yeni plan birçok sonucu meydana getirecek
çadır
Sahnedekumaş ve direklerden yapılan taşınabilir barınak
We slept in a tent
Bir çadırda uyuduk
çadır gibi örtmek
bir şeyi çadır veya benzeri bir yapı ile kapatmak
The spider tented the leaves with its web
Örümcek yaprakları ağıyla çadır gibi örttü
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
himaye edilen kişi
Sahnededeneyimli bir öğretmen veya uzman tarafından yönlendirilen kişi
He is the professor's protégé
O, profesörün himaye ettiği kişidir
himaye edilen kişi
tecrübeli bir profesyonel tarafından rehberlik edilen ve desteklenen kimse
He is a talented protégé of the famous artist
O ünlü sanatçının himaye ettiği biridir
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
parıldamak
Sahnedeyumuşak ve dalgalı bir ışıkla parlamak
The stars shimmer in the night sky
Yıldızlar gece gökyüzünde parıldıyor
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
özel gün
Sahnedebelirli bir şeyi kutlamak için ayrılmış gün
We celebrate a special day
Biz özel bir gün kutlarız
gün
24 saatlik süre
I work every day
Her gün çalışıyorum
dönem
özellikle geçmişteki belirli bir zaman dilimi
In my grandfather's day, there were no computers
Büyükbabamın döneminde bilgisayarlar yoktu
bir gün
gelecekteki bir zaman
I want to travel the world one day
Bir gün dünyayı gezmek istiyorum
zırh eldiveni
Sahnedeel ve bileği koruyan ağır eldiven
The knight wore a metal gauntlet
Şövalye metal bir zırh eldiveni takıyordu
zorlu sınav
zor veya tehlikeli bir durum
He had to run the gauntlet of critics
Eleştirmenlerin zorlu sınavından geçmek zorunda kaldı
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
çekiç
Sahnedeçivi çakmak veya nesneleri kırmak için kullanılan ağır alet
He keeps his hammers in the toolbox
Çekiçlerini alet çantasında tutuyor
gres yağı
Sahnedesürtünmeyi azaltmak için kullanılan koyu kıvamlı madde
Apply grease to the metal chain
Zincire gres yağı sürün
yağlamak
bir yüzeye yağ sürmek
Grease the pan before baking
Pişirmeden önce tavayı yağla
grease filmi
lise aşkı hakkında çekilmiş ünlü bir müzikal film
They watched the movie Grease together
Birlikte Grease filmini izlediler
rüşvet vermek
birinden bir iyilik görmek için para veya hediye vermek
He greased the official to get a favor
İyilik almak için yetkiliye rüşvet verdi
geliştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi hale getirmek
I want to improve my skills
Becerilerimi geliştirmek istiyorum
gelişmek
daha iyi hale gelmek
His English is improving
İngilizcesi gelişiyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
taşınabilir
Sahnedekolayca taşınabilen veya hareket ettirilebilen
I have a portable charger
Taşınabilir bir şarj cihazım var
yönetmek
Sahnedebir ülkeyi veya grubu kontrol etmek ya da ona liderlik etmek
They govern the country
Ülkeyi yönetiyorlar