

Arcane — Season 1 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
403 kelime
Seviye
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
fark etmek
bir şeyin varlığını algılamak
I did not notice the door was open
Kapının açık olduğunu fark etmedim
ihtar
bir şeyi hemen yapmaya yönelik istek veya işaret
The eviction notice was on the door
Tahliye ihtarı kapıdaydı
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
bağımsız
Sahnedebaşkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is an independent woman
O bağımsız bir kadın
bağımsız
başkalarının yardımına veya desteğine ihtiyaç duymayan
She is a very independent person
O çok bağımsız bir insandır
diplomatik
Sahnedediplomasi ile ilgili olan
They reached a diplomatic solution
Diplomatik bir çözüme ulaştılar
naip
Sahnedekral veya kraliçe çok küçük ya da yokken ülkeyi yöneten kişi
The regent ruled the kingdom until the prince was old enough
Prens yeterince büyüyene kadar naip krallığı yönetti
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
He came out of the house
Evden dışarı çıktı
-den çıkmak
bir şeyin içinden gelmek
The cat came out of the box
Kedi kutudan çıktı
sonuçlanmak
bir durumun veya girişimin belli bir şekilde neticelenmesi
Nothing good came out of the meeting
Toplantıdan iyi bir sonuç çıkmadı
dışarı çıkmak
bir yerin içinden dış kısmına hareket etmek
He came out of the room
O odadan dışarı çıktı
çıkmak
bir yerin veya kabın içinden ayrılmak
The rabbit will come out of the hole
Tavşan delikten çıkacak
çıkmak
belli bir durumdan kurtulmak
He will come out of the coma soon
Yakında komadan çıkacak
doğmak
bir olaydan veya süreçten kaynaklanmak
Nothing good came out of that meeting
O toplantıdan iyi bir şey çıkmadı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüst ve doğrudan ifade etmek
You should come out of it and be honest
Gerçekleri açıkça söylemelisin
yoğun
Sahnedeparçaları birbirine çok yakın olan
The forest was very dense
Orman çok yoğundu
geç anlayan
anlaması veya öğrenmesi yavaş olan
He is a bit dense
O biraz geç anlıyor
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya küçük bir hata için özür dilemek amacıyla kullanılan ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
anlık istek
Sahnedebir şeyi yapma yönündeki ani istek
He bought the car on a whim
Arabayı anlık bir istekle aldı
arkasına saklanmak
Sahnedesorumluluk almamak için bir şeyi bahane etmek
Do not hide behind your busy schedule
Yoğun programının arkasına saklanma
arkasına saklanmak
bir şeyin arkasına geçerek görünmemeye çalışmak
The child hid behind the door
Çocuk kapının arkasına saklandı
arkasına saklanmak
güvende kalmak için bir şeyin arkasında durmak
The child hid behind the tree
Çocuk ağacın arkasına saklandı
arkasına saklanmak
bir şeyin arkasına geçerek görünmemeye çalışmak
The child tried to hide behind the door
Çocuk kapının arkasına saklanmaya çalıştı
bahane etmek
bir şeyi gerekçe göstererek sorumluluktan kaçınmak
Do not hide behind your busy schedule
Yoğun programını bahane etme
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
kurban
bir olay veya suç yüzünden zarar gören kişi
She is the victim of a crime
O bir suçun kurbanı
kurban
bir olay veya eylem nedeniyle zarar gören kişi
The police helped the victim of the crime
Polis suçun kurbanına yardım etti
kurban
bir suç kaza veya kötü bir olay nedeniyle zarar gören veya acı çeken kişi
The victim called the police
Kurban polisi aradı
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
sembol
Sahnedebaşka bir şeyi temsil eden nesne veya işaret
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın bir sembolüdür
sembol
bir şeyi temsil eden veya onun yerine geçen şey
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın sembolüdür
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
ihanet etmek
dürüst davranmayarak birine zarar vermek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
parlak
Sahnedeışığı yansıtan ve cilalı görünen
The car looks very shiny
Araba çok parlak görünüyor
parlak
ışığı yansıtan
The coin is shiny
Bozuk para parlak
denetlemek
Sahnedebir işin veya grubun yürütülmesini kontrol etmek
She will oversee the new project
Yeni projeyi denetleyecek
denetlemek
bir işin yürütülmesini gözetmek ve yönetmek
She will oversee the project
Projeyi o denetleyecek
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
kâr
Sahnedemasraflar ödendikten sonra kazanılan para
The company made a big profit this year
Şirket bu yıl büyük bir kâr elde etti
kâr
maliyetler ödendikten sonra elde edilen para
The company made a profit
Şirket kâr elde etti
kâr etmek
bir şeyden para kazanmak
He hoped to profit from the deal
Anlaşmadan kâr etmeyi umuyordu
kan dökme
Sahnedesavaş veya çatışmalarda insanların öldürülmesi
Both sides wanted to avoid further bloodshed
Her iki taraf da daha fazla kan dökülmesini önlemek istedi
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
He worked hard to succeed
Başarmak için çok çalıştı
yerine geçmek
birinin görevini veya yerini devralmak
He will succeed his father as CEO
Babasının yerine CEO olarak o geçecek
aptal
Sahnedezekası düşük olan
That was a dumb mistake
Bu aptalca bir hataydı
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
aptal
zeki olmayan veya iyi düşünemeyen
It was a dumb mistake to make
Yapılması aptalca bir hataydı
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
başarı
Sahnedebir hedefe ulaşmanın sonucu
Hard work leads to success
Sıkı çalışma başarıya götürür
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
küremek
Sahnedebir şeyi büyük miktarlarda ve hızla taşımak
They had to shovel the snow
Karı küremek zorunda kaldılar
küremek
bir kürek yardımıyla malzeme taşımak veya temizlemek
He shoveled the snow
Karı kürekle temizledi
kürek
malzeme taşımak için kullanılan, uzun saplı ve geniş ağızlı alet
I need a shovel for the garden
Bahçe için bir küreğe ihtiyacım var
yüzde
Sahnedebir bütünün yüz parçaya bölünmüş hali
Ten percent of the class is here
Sınıfın yüzde onu burada
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzdelik
100'e bölünmüş bir bütünün oranı
The percentage of errors is small
Hata yüzdeliği düşük
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
tanıtmak
birine kim olduğunu söylemek
Please present yourself to the committee
Lütfen komiteye kendinizi tanıtın
rejim
Sahnedeiktidarda olan hükümet sistemi
The old regime fell last year
Eski rejim geçen yıl devrildi
program
bir şeyi yapmak için kullanılan sistem veya yöntem
She has a strict skincare regime
Sıkı bir cilt bakımı programı var
kendini kaptırmak
Sahnedebir duyguya veya heyecana aşırı derecede kapılmak
I got carried away and talked too much
Kendimi kaptırdım ve çok fazla konuştum
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
geri alınmış
Sahnedeyapılmış bir şeyin geri alınması
The deal was unmade by the board
Anlaşma kurul tarafından geri alındı
tamamlanmamış
tamamlanmamış veya bitmemiş olan
The work remains unmade
İş tamamlanmamış
şehir
Sahnedeinsanların yaşadığı ve çalıştığı büyük yerleşim alanı
The city is very busy today
Şehir bugün çok kalabalık
varoş
Sahnedebir şehrin yoksul veya tehlikeli bölümü
He lives in a dangerous district
Tehlikeli bir varoşta yaşıyor
yeraltı şehri
Sahnedeşehrin yeryüzünün altında kalan kısmı
They explored the ancient undercity
Antik yeraltı şehrini keşfettiler
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
yaranmak
Sahnedebirine hoş görünerek kendini sevdirmeye çalışmak
He tried to ingratiate himself with his new boss
O yeni patronuna yaranmaya çalıştı
silahlar
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
The soldiers carried weapons
Askerler silah taşıyordu
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
kötülük etmek
Sahnedebirine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
alan
Sahnedebelirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
tedarikçi
Sahnedemal veya hizmet sağlayan kişi veya şirket
We need a new supplier
Yeni bir tedarikçiye ihtiyacımız var
ahmaklar
Sahnedeaptal veya budala insanlar
Those two knuckleheads broke the vase
O iki ahmak vazoyu kırdı
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
bir grup arasından birini tercih etmek
You can choose any book you like
İstediğin herhangi bir kitabı seçebilirsin
sürgün etmek
Sahnedebirini bir yerden ayrılmaya zorlamak
They banished the criminal from the city
Suçluyu şehirden sürgün ettiler
sürgün etmek
birini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They decided to banish him from the kingdom
Onu krallıktan sürgün etmeye karar verdiler
sıkılmak
Sahnedebir şeyi çok uzun süre yaptıktan sonra ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla sıkılmam
sakinleşmek
Sahnededaha az öfkeli veya heyecanlı hale gelmek
Wait for him to cool off
Onun sakinleşmesini bekle
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
açıklamak
kişinin cinsel yönelimini herkese duyurması
He decided to come out to his family
Ailesine cinsel yönelimini açıklamaya karar verdi
çıkmak
kapalı bir yerden dışarıya doğru ilerlemek
Please come out of the room
Lütfen odadan çık
taht
Sahnedekral veya kraliçenin oturduğu özel koltuk
The king sat on his throne
Kral tahtına oturdu
taht
kral veya kraliçelerin oturduğu özel koltuk
The king sat on his golden throne
Kral altın tahtına oturdu
klozet
tuvalet için kullanılan gayri resmi kelime
He is sitting on the throne
O klozetin üzerinde oturuyor
etkilemek
Sahnedebir kişinin veya durumun itibarı hakkında izlenim oluşturmak
Your behavior reflects on your family
Davranışların ailen hakkında izlenim oluşturuyor
üzerine düşünmek
bir konu hakkında dikkatlice kafa yormak
I need to reflect on my mistakes
Hatalarım üzerine düşünmem gerekiyor
delikanlı
Sahnedegenç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
oğlan
genç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
ardından gelen etki
Sahnedekötü bir olaydan sonra ortaya çıkan olumsuz sonuçlar
The city is recovering from the aftermath of the storm
Şehir fırtınanın ardından gelen etkileri atlatmaya çalışıyor
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya kaçmak
Get away from the fire
Ateşten uzaklaş
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan gitmek
I need to get away from this city
Bu şehirden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
konuyu değiştirmek
belirli bir konuyu tartışmayı veya odaklanmayı bırakmak
Let us get away from that topic
Hadi o konuyu değiştirelim
uzaklaşmak
bir kişiden yerden veya kötü bir durumdan ayrılmak
I need to get away from the city
Şehirden uzaklaşmam gerekiyor
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
dert yanmak
Sahnedebirine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
bükmek
bir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
bükme
özel bir güç veya yetenek
He used his fire bend
Ateş bükme yeteneğini kullandı
boyun eğmek
birinin otoritesine veya gücüne teslim olmak
He refused to bend to their demands
Onların isteklerine boyun eğmeyi reddetti
tepki vermek
Sahnedebaşka bir şeye yanıt olarak bir şey yapmak
How did he react to the news?
Habere nasıl tepki verdi?
üzerinde çalışmak
Sahnedebir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
üzerinde çalışmak
bir şeyi onarmak geliştirmek veya tamamlamak için çaba harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
ikna etmeye çalışmak
birini bir şey yapması için etkilemeye uğraşmak
I am working on him to join us
Bize katılması için onu ikna etmeye çalışıyorum
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a hammer to fix the nail
Çiviyi çakmak için bir çekiç kullandım
alışkın
bir şeye deneyimle aşina olmak
I am used to the cold
Soğuğa alışkınım
eskiden
geçmişte düzenli yapılan ama şimdi yapılmayan
I used to run every day
Eskiden her gün koşardım
ikinci el
daha önce başkası tarafından kullanılmış
I bought a used car
İkinci el bir araba aldım
ortak kullanmak
Sahnedebir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
idealist
Sahnedemükemmel bir dünya hayal eden kişi
She is an idealist who believes in world peace
Dünya barışına inanan bir idealisttir
imalat
Sahnedeürünlerin yapılması işlemi
The company is expanding its manufacturing
Şirket imalatını genişletiyor
tıraş bıçağı
Sahnedetıraş olmak için kullanılan keskin alet
He uses a razor to shave
Tıraş olmak için tıraş bıçağı kullanır
tıraş bıçağı
tüy kesmek için kullanılan keskin bıçaklı alet
I need a new razor to shave
Tıraş olmak için yeni bir tıraş bıçağına ihtiyacım var
stok
Sahnedekullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
oturmak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
deneyimlemek
bir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
söylenenleri takip edememek
I lost his explanation
Açıklamasını anlayamadım
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
geri almak
bir şeyi veya birini tekrar elde etmek
I need to get back my book
Kitabımı geri almam gerekiyor
buna göre
Sahnedebir şeye uygun şekilde
The rules have changed, so please act accordingly
Kurallar değişti, bu yüzden lütfen buna göre hareket edin
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
sürekli
Sahnedeher zaman olan veya durmayan
The noise was constant
Gürültü süreklidir
sabit
bilimsel bir denklemde değişmeyen sayı
The value of pi is a constant
Pi sayısı bir sabittir
fiziksel sabit
doğa yasalarında değeri değişmeyen nicelik
The speed of light is a physical constant
Işık hızı bir fiziksel sabittir