

Arcane — Season 2 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
319 kelime
Seviye
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
dönüşmek
Sahnedebir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
konulmak
bir nesnenin belirli bir yere yerleştirilmesi
The book goes on the shelf
Kitap rafa konulur
uymak
bir şey ile uyumlu olmak
This tie goes with the shirt
Bu kravat gömleğe uyuyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
anlamına gelmek
belirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
bilgili
Sahnedebir alanda derin bilgi veya beceri sahibi
She is well versed in history
O tarih konusunda çok bilgilidir
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
birini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
rövanş
Sahnedeaynı rakipler arasında yapılan ikinci maç
They requested a rematch
Rövanş maçı istediler
kabus
Sahnedekorkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
kabus
çok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
benzerlikler
Sahnedeiki şeyin birbirine benzeme durumu
There are many similarities between the two books
Bu iki kitap arasında birçok benzerlik var
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
hurda
Sahnedeyeniden kullanılabilecek atık malzeme
He sells scrap metal
Hurda metal satıyor
iptal etmek
bir plan veya projeden vazgeçmeye karar vermek
They decided to scrap the plan
Planı iptal etmeye karar verdiler
kavga etmek
küçük bir kavga veya tartışma yaşamak
The two boys had a scrap
İki çocuk küçük bir kavga etti
parça
bir şeyden kalan küçük parça
There is a scrap of paper on the desk
Masanın üzerinde bir kağıt parçası var
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
miting
Sahnedebir düşünceyi desteklemek için yapılan büyük halk toplantısı
They held a rally to protest the new law
Yeni yasayı protesto etmek için bir miting düzenlediler
birleşmek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek için bir araya gelmek
The team decided to rally behind their captain
Takım kaptanlarının arkasında birleşmeye karar verdi
toplanmak
belirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
toparlanmak
değerin veya gücün yeniden artması
The stock market began to rally
Borsa toparlanmaya başladı
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
beceriksizlik
Sahnedebir işi yapabilmek için gerekli yeteneğin veya becerinin bulunmaması durumu
Their incompetence caused many problems
Beceriksizlikleri birçok soruna neden oldu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
taşkınlık yapmak
heyecanlı kızgın veya endişeli bir şekilde davranmak
Please do not carry on like that
Lütfen o şekilde taşkınlık yapma
intikam
Sahnedekendisine zarar veren birinden öç alma eylemi
He sought vengeance for his father
Babasının intikamını almak istedi
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak ya da hile yapmak
I was taken in by his lies
Yalanlarıyla beni kandırdı
kabul etmek
bir şeyi teslim almak veya içeriye almak
They take in donations for the charity
Onlar yardım kuruluşu için bağışları kabul ediyorlar
yanına almak
birine evini açmak veya ona bakmak
They decided to take in the stray dog
Sokak köpeğini yanlarına almaya karar verdiler
kavramak
bilgiyi zihnine işlemek veya anlamak
It was hard to take in all the new information
Tüm yeni bilgileri kavramak zordu
eve kabul etmek
birini kalması için eve almak
They took in the traveler for the night
Gezgini geceyi geçirmesi için eve kabul ettiler
barındırmak
zor durumdaki birini evinde ağırlamak
The family took in the orphan
Aile yetim çocuğu barındırdı
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için içki içmek
Let's make a toast
Hadi kadeh kaldıralım
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
kadeh kaldırmak
birini onurlandırmak için kadeh kaldırıp içmek
They made a toast to the success
Başarı için kadeh kaldırdılar
şiddet
Sahnedebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
açıklanamaz
Sahnedeaçıklanması veya anlaşılması imkansız olan
His behavior was inexplicable
Davranışı açıklanamazdı
işi bitmek
Sahnedekariyerinde başarısız duruma gelmek
His career washed up years ago
Kariyeri yıllar önce bitti
kıyıya vurmak
suyla bir yere sürüklenmek
A piece of wood washed up on the shore
Bir odun parçası kıyıya vurdu
elini yüzünü yıkamak
ellerini veya yüzünü temizlemek
Please wash up before eating
Lütfen yemekten önce elini yüzünü yıka
bulaşık yıkamak
yemekten sonra tabak ve çatal bıçakları temizlemek
I will wash up after we eat
Yemekten sonra bulaşıkları yıkayacağım
yıkanmak
ellerini veya yüzünü temizlemek için su kullanmak
Please go and wash up before dinner
Akşam yemeğinden önce lütfen git ve yıkan
hiç şans yok
Sahnedebir şeyin gerçekleşme ihtimalinin çok düşük olduğunu belirtmek için kullanılır
I asked for a raise but fat chance
Zam istedim ama hiç şansım yoktu
zayıf ihtimal
bir şeyin gerçekleşme olasılığının çok düşük olması
He has a fat chance of winning
Kazanma ihtimali çok zayıf
profesyonel
Sahnedebir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
mesleki
özel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
yetenek
Sahnededoğuştan gelen beceri veya kabiliyet
She has a talent for painting
Onun resim yapmaya yeteneği var
yetenek
doğuştan gelen beceri veya yatkınlık
She has a talent for music
Onun müziğe yeteneği var
yetenekli insanlar
özel bir beceriye sahip kimseler grubu
The company is looking for new talent
Şirket yeni yetenekler arıyor
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
anlamak
Sahnedesöylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
takip etmek
bir şeyi bitirene kadar yapmaya devam etmek
He will follow his goal
O hedefini takip edecek
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
takip etmek
birinin arkasından gitmek
Please follow me
Lütfen beni takip et
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
keder
Sahnedederin bir üzüntü duygusu
He felt great sorrow after the loss
Kayıptan sonra büyük bir keder hissetti
neden
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
dava
Sahnedeinsanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
neden olmak
bir şeyin ortaya çıkmasını sağlamak
The storm caused a power cut
Fırtına elektrik kesintisine neden oldu
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
The situation caused him to quit
Durum onu istifa etmeye zorladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
hak edilen ceza
Sahnedebirinin hak ettiği ceza
He finally got his comeuppance for his bad behavior
Sonunda kötü davranışının cezasını buldu
mevki
Sahnedebir kişinin toplumdaki yeri veya rütbesi
He holds a high measure in the community
Toplumda yüksek bir mevkisi var
önlem
belirli bir amaca ulaşmak için atılan adım
They took measures to improve safety
Güvenliği artırmak için önlemler aldılar
ölçü
bir şeyin belli bir miktarı veya derecesi
Success is not just a measure of money
Başarı sadece paranın bir ölçüsü değildir
ölçmek
bir şeyin boyutunu miktarını veya değerini belirlemek
I need to measure the table
Masayı ölçmem gerekiyor
ölçüm
bir şeyin boyutunu miktarını veya değerini belirleme eylemi
We need an accurate measure of the room
Odanın doğru bir ölçümüne ihtiyacımız var
ölçmek
bir şeyin boyutunu miktarını veya derecesini bulmak
Please measure the table
Lütfen masayı ölçün
değerini belirlemek
bir şeyin miktarını veya değerini tespit etmek
We need to measure the progress
İlerlemeyi belirlememiz gerekiyor
boyutunu saptamak
bir şeyin büyüklüğünü veya miktarını bulmak
She had to measure the material
Kumaşı ölçmesi gerekiyordu
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük bir süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
hafta
takvimde pazartesiden pazara yedi günlük bir zaman dilimi
I have exams next week
Gelecek hafta sınavlarım var
hafta
bir zaman süresi olarak yedi gün
It took a week to finish the work
İşi bitirmek bir hafta sürdü
hafta
yedi günlük bir zaman aralığı
This week has gone by very quickly
Bu hafta çok çabuk geçti
deneyimlemek
Sahnedebir olayı tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar deneyimlemek istiyorum
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
anında yayınlanan
The show is live now
Program şu anda canlı
oturmak
bir yerde ikamet etmek
We live in a big city
Biz büyük bir şehirde oturuyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
ebedi yaşamak
her zaman var olmak
Heroes live forever
Kahramanlar sonsuza dek yaşar
canlı
anlık gerçekleşen
This is a live broadcast
Bu canlı bir yayın
oturmak
bir yerde ev sahibi olmak
They live in the center
Onlar merkezde oturuyor
ikamet etmek
bir yerde ev sahibi olmak
Where do you live
Nerede ikamet ediyorsun
hayat sürmek
canlı varlık olmak
I just want to live
Sadece hayat sürmek istiyorum
yerleşik olmak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in this city
Bu şehirde yerleşik durumdayız
barınmak
bir yerde ev sahibi olmak
Many animals live here
Birçok hayvan burada barınır
hayatta olmak
canlılık durumu
You have to live
Hayatta kalmalısın
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
karşı durmak
Sahnedebir şeye karşı kararlı bir tavır sergilemek
They decided to make a stand against the unfair rules
Haksız kurallara karşı durmaya karar verdiler
tavır almak
bir fikri savunmak amacıyla kamu önünde net bir duruş sergilemek
They decided to make a stand against the unfair rules
Haksız kurallara karşı tavır almaya karar verdiler
dev
Sahnedeçok büyük ve güçlü varlık
The industry is dominated by a few titans
Sektöre birkaç dev hakim
önemli isim
alanında çok başarılı ve etkili kişi
He is a titan of the business world
O iş dünyasının önemli bir ismidir
Titan
Satürn gezegeninin büyük bir doğal uydusu
Titan is a large moon of Saturn
Titan Satürn gezegeninin büyük bir uydusudur
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
gösteri hareketi
Sahnedeinsanları eğlendirmek amacıyla yapılan tehlikeli veya sıra dışı eylem
He performed a dangerous stunt for the movie
Film için tehlikeli bir gösteri hareketi yaptı
gösteri
eğlendirmek veya etkilemek için yapılan eylem
He performed a daring stunt
Cesur bir gösteri yaptı
engellemek
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini durdurmak
Poor diet can stunt growth
Kötü beslenme büyümeyi engelleyebilir
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağız kenarlarını yukarı kaldırarak mutlu bir ifade takınmak
She smiled at me
Bana gülümsedi
tebessüm etmek
hafif ve sessiz bir şekilde gülümsemek
He gave a soft smile
Hafifçe tebessüm etti
gülmek
ağız kenarları yukarı kalkarak mutlu bir ifade oluşması
She smiled with happiness
Mutluluktan güldü
yüzü gülmek
mutlu olduğunu göstermek için gülümsemek
Her face smiled with joy
Neşeyle yüzü güldü
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
ödül
Sahnedekazanıldığında alınan şey
He won a prize
Bir ödül kazandı
değer vermek
bir şeyi çok önemli bulmak
I prize our friendship
Arkadaşlığımıza değer veriyorum
kıymetli şey
çok değerli veya iyi olan kişi ya da nesne
That vintage car is a real prize
O antika araba çok kıymetli bir parça
kıvranmak
Sahnedevücudunu küçük bükme hareketleriyle hareket ettirmek
The child began to squirm in his seat
Çocuk koltuğunda kıvranmaya başladı
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
huzura kabul
Sahnedeönemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
sınır kontrol noktası
Sahnedeinsanların veya araçların kontrol edildiği yer
The soldiers stopped the car at the checkpoint
Askerler arabayı kontrol noktasında durdurdu
kontrol noktası
denetimin yapıldığı yer
We had to pass through a security checkpoint
Bir güvenlik kontrol noktasından geçmek zorunda kaldık
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
tutuşturmak
Sahnedebir şeyin yanmaya başlamasını sağlamak
He used a match to ignite the fire
Ateşi tutuşturmak için bir kibrit kullandı
tutuşturmak
bir şeyin yanmaya başlamasını sağlamak
The spark will ignite the fuel
Kıvılcım yakıtı tutuşturacak
tetiklemek
bir şeyin başlamasına neden olmak
This speech ignited a debate
Bu konuşma bir tartışmayı tetikledi
feda etmek
Sahnedebir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
He sacrificed his time for the team
Takım için zamanını feda etti
fedakarlık
daha büyük bir amaç için vazgeçilen şey
It was a huge sacrifice
Bu büyük bir fedakarlıktı
kurban etmek
bir tanrıya sunu olarak bir canlıyı öldürmek
People used to sacrifice animals
İnsanlar eskiden hayvan kurban ederlerdi
feda etmek
bir amaç uğruna değerli bir şeyden vazgeçmek
She sacrificed her career for her family
Kariyerini ailesi için feda etti
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
giyer
Sahnedevücudunda kıyafet taşımak
She wears a red dress
O kırmızı bir elbise giyer
takar
vücudunda aksesuar veya takı bulundurmak
He wears glasses to see
O görmek için gözlük takar
giymek
vücudunda kıyafet veya aksesuar taşımak
He wears a blue hat
O mavi bir şapka giyiyor
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
Sahnedebirinin yeteneğine veya başarısına inanmak
I believe in you
Sana inanıyorum
inanmak
birinin veya bir şeyin gerçekten var olduğuna ikna olmak
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek veya doğru olduğunu kabul etmek
I believe in ghosts
Hayaletlere inanıyorum
güvenli
Sahnedetehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
sabitlemek
bir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
seçenek
birkaç olasılık arasından tercih yapma imkanı
You have the option to leave early
Erken ayrılma seçeneğin var
korkusuz
Sahnedehiçbir şeyden korkmayan
She is a fearless explorer
O, korkusuz bir kaşiftir
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılan söz
Yeah that sounds great
Evet kulağa harika geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
şampiyon
Sahnedebir yarışmayı kazanan kişi veya samimi bir hitap şekli
You are a champ
Sen bir şampiyonsun
sabırsızlanmak
bir şeyi yapmak için çok hevesli veya sabırsız olmak
The horses were champing at the bit
Atlar gitmek için sabırsızlanıyordu
şikayet
Sahnedebir şeyin yanlış veya yetersiz olduğuna dair beyan
I have a complaint about the service
Hizmetle ilgili bir şikayetim var
şikayet
bir şeyin yanlış veya haksız olduğunu belirten ifade
She made a formal complaint about the noise
Gürültü hakkında resmi bir şikayette bulundu
dava dilekçesi
bir hukuki süreci başlatan resmi belge
He filed a formal complaint against the company
Şirkete karşı resmi bir dava dilekçesi verdi
görevliler
Sahnedebirini veya bir şeyi yöneten ya da onunla ilgilenen kişi
The baggage handlers loaded the suitcases onto the plane
Bagaj görevlileri valizleri uçağa yükledi
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
bilim insanı
Sahnedebilimle uğraşan kişi
He is a famous scientist
O ünlü bir bilim insanıdır
bilim insanı
bilimsel çalışmalar yapan kişi
The scientist analyzed the data carefully
Bilim insanı verileri dikkatlice analiz etti
başarmak
Sahnedezor bir durumun üstesinden gelmek
I didn't think they could pull it off
Bunu başarabileceklerini sanmıyordum
halletmek
bir işi yürütmek veya yapmak
They tried to pull it off quietly
Sessizce halletmeye çalıştılar
koku
Sahnedehoş koku
The flowers have a sweet scent
Çiçeklerin tatlı bir kokusu var
ipucu
bir gizemi çözmeye veya bir şeyi bulmaya yarayan bilgi
They followed the scent to find the truth
Gerçeği bulmak için ipucunu takip ettiler
çekmek
Sahnedeağır bir şeyi çaba sarf ederek çekmek
They had to haul the boat ashore
Tekneyi kıyıya çekmek zorunda kaldılar
ganimet
bir kişinin topladığı veya kazandığı çok sayıda şey
Look at my shopping haul
Alışveriş ganimetlerime bak
pantolon
Sahnedevücudun alt kısmını örten giysi
I am wearing black pants
Siyah pantolon giyiyorum
pantolon
Sahnedealt vücut için kullanılan giysi
These pants are too long
Bu pantolonlar çok uzun
külot
alt bedene giyilen iç çamaşırı
He wears clean pants
O temiz bir külot giyer
berbat
çok düşük kaliteli veya kötü
This movie was pants
Bu film berbattı
küçük düşürmek
birinin pantolonunu şaka olsun diye indirip onu utandırmak
He decided to pants his friend to embarrass him
Arkadaşını utandırmak için pantolonunu indirdi
pantolonunu indirmek
birinin pantolonunu şaka amacıyla aşağı doğru çekmek
It is not funny to pants someone in public
Halka açık bir yerde birinin pantolonunu indirmek komik değildir
taşra
Sahnedebüyük şehirlerden uzak ve gelişimin olmadığı yer
He grew up in a quiet backwater
Sessiz bir taşra kasabasında büyüdü
ün
Sahnedeinsanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
isim
bir kişiye veya şeye verilen ad
What is your name
İsmin ne
ad
bir şeyi tanımlamak için kullanılan sözcük
They gave a name to the product
Ürüne bir ad verdiler
heykel
Sahnedetaş veya metalden yapılmış insan veya hayvan modeli
The statue is made of marble
Heykel mermerden yapılmıştır
karmaşa
Sahnedekaçılması zor olan karışık durum
He tried to avoid romantic entanglement
Romantik karmaşadan kaçınmaya çalıştı
çok çirkin
Sahnedebakılması rahatsız edici derecede çirkin
That dress is hideous
O elbise çok çirkin
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu