

Arcane — 2. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
343 kelime
Seviye
uydurmak
Sahnedebir hikaye veya plan uydurmak
He cooked up a story
Bir hikaye uydurdu
yemek hazırlamak
yemek yapmak veya hazırlamak
I will cook up a quick dinner
Hızlı bir akşam yemeği hazırlayacağım
uydurmak
hızlı veya gayri resmi bir şekilde bir şeyler oluşturmak
He cooked up a clever excuse for being late
Geç kaldığı için zekice bir bahane uydurdu
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
emsalsiz
Sahnedebenzeri veya eşi olmayan
The team showed unparalleled dedication
Ekip emsalsiz bir özveri gösterdi
seyahat etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
yayılmak
bir yerden başka bir yere geçmek veya iletilmek
News travels very fast
Haberler çok çabuk yayılır
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
akılsızca
Sahnedemantıksız veya iyi düşünülmemiş
It was a harebrained plan
Bu akılsızca bir plandı
durum
Sahnedebelirli bir zaman veya olay
It was a special occasion
Bu özel bir durumdu
neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine sebep olmak
His comments occasioned much debate
Yorumları çok tartışmaya neden oldu
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
su toplamak
Sahnedeciltte küçük bir su kabarcığı oluşması
My feet blistered from the new shoes
Yeni ayakkabılar yüzünden ayaklarım su topladı
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
tören
Sahnederesmi veya dini bir eylem
Marriage is a traditional rite
Evlilik geleneksel bir törendir
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
koku
Sahnedehoş koku
The flowers have a sweet scent
Çiçeklerin tatlı bir kokusu var
ipucu
bir gizemi çözmeye veya bir şeyi bulmaya yarayan bilgi
They followed the scent to find the truth
Gerçeği bulmak için ipucunu takip ettiler
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
esir alan kişi
Sahnedebirini zorla alıkoyan veya tutsak eden kimse
The prisoner escaped from his captor
Esir kendisini tutsak edenden kaçtı
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
gençlik
Sahnedebir insanın genç olduğu yaşam dönemi
He wrote a book about his youth
Gençliği hakkında bir kitap yazdı
gençlik
bir kişinin hayatının genç olduğu dönem
He spent his youth in Paris
Gençliğini Paris'te geçirdi
genç
özellikle genç bir erkek olan genç kişi
The youth helped the old lady cross the street
Genç, yaşlı kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım etti
gizemler
Sahnedeaçıklanması veya anlaşılması zor olan şeyler
The universe is full of mysteries
Evren gizemlerle doludur
gizemli hikayeler
bir suçun çözülmesini konu alan kitap veya filmler
I love reading mysteries
Gizemli hikayeler okumayı seviyorum
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
gerçeklikten kopuk
Sahnedegerçekle bağdaşmayan yanlış inanışlara sahip olan
He is delusional if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa gerçeklikten kopuktur
sanrılı
yanlış inançlara veya fikirlere sahip olan
He has a delusional belief that he can fly
Uçabileceğine dair sanrılı bir inancı var
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
danışman
Sahnedetavsiye veren kişi
He is my financial adviser
O benim finansal danışmanım
erimek
Sahnedehastalıktan veya gıdasızlıktan zayıf ve çelimsiz hale gelmek
The patient began to waste away after the long illness
Hasta uzun süren hastalıktan sonra erimeye başladı
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
hastalık
Sahnedeacı veya sıkıntı veren tıbbi bir durum
He suffers from a rare skin affliction
Nadir bir cilt hastalığından muzdarip
cevap verdi
Sahnedebirine karşılık olarak sözlü veya yazılı yanıt vermek
He replied to my message
Mesajıma cevap verdi
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
saygı
başkalarına karşı nazik davranış ve özen
We should show respect to our elders
Büyüklerimize saygı göstermeliyiz
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The poison is deadly
Zehir ölümcüldür
son derece
çok veya tamamen
He is deadly serious
O son derece ciddi
ölümcül
ölüme yol açan veya neden olabilen
The snake has a deadly bite
Yılanın ölümcül bir ısırığı var
son derece
çok yüksek bir seviyede
He was deadly serious about the matter
Konu hakkında son derece ciddiydi
ile konuşmak
Sahnedebiriyle sözcükler kullanarak iletişim kurmak
I need to speak with the manager
Müdürle konuşmam gerekiyor
ile görüşmek
biriyle karşılıklı konuşma yapmak
Can I speak with you for a moment
Sizinle bir an görüşebilir miyim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
deli
Sahnedeakli dengesi yerinde olmayan veya tehlikeli kimse
He acted like a total psycho
Tam bir deli gibi davrandı
psikopat
ruhsal hastalığı olan veya çok tuhaf ve tehlikeli olan kişi
He is acting like a total psycho
Tam bir psikopat gibi davranıyor
ruh hastası
zihinsel durumu çok kararsız olan kimse
She is a psycho who needs help
O yardım alması gereken bir ruh hastası
sapık
alfred hitchcock tarafından yönetilen 1960 yapımı ünlü korku filmi
I watched the movie Psycho yesterday
Dün Sapık filmini izledim
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
teslim olmak
Sahnedesavaşmayı veya direnmeyi bırakmak
The army had to surrender
Ordu teslim olmak zorunda kaldı
gelip almak
Sahnedebirini veya bir şeyi bulunduğu yerden alıp getirmek
Can you come get me from the station
Beni istasyondan gelip alabilir misin
ele vermek
Sahnedeisteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
ihanet etmek
güvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ihanet etmek
dürüst davranmayarak birine zarar vermek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
hasret duymak
Sahnedebir şeyi çok güçlü bir şekilde istemek
She yearns for peace
Huzura hasret duyuyor
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
toslamak
baş ile sertçe vurmak
The goat butted the fence
Keçi çite tosladı
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
açığa çıkma
Sahnedeşaşırtıcı ve önemli bir gerçeğin ortaya çıkması
The revelation shocked everyone
Bu açığa çıkış herkesi şaşırttı
açıklık getirmek
Sahnedebir durumu daha kolay anlaşılır kılmak
These documents shed light on the mystery
Bu belgeler gizeme açıklık getirdi
tahammül
Sahnedezor bir şeye katlanabilme yeteneği
She has a high tolerance for pain
Ağrıya karşı yüksek bir tahammülü var
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
geri almak
Sahnedekaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
iyileşmek
hastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
gizem
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
yakalanmak
Sahnedebir duruma maruz kalmak
I got caught in the rain
Yağmura yakalandım
yakalamak
birinin kaçmasını önlemek
The police caught the thief
Polis hırsızı yakaladı
yakaladı
hareket halindeki bir nesneyi elinle tutup durdurmak
He caught the ball
Topu yakaladı
yakalanmış
kaçamama durumunda olmak
The thief was caught by the police
Hırsız polis tarafından yakalandı
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
toksik
Sahnedebaşkaları için çok rahatsız edici veya kötü olan
He is in a toxic relationship
O toksik bir ilişki içinde
zehirli
zarar verebilecek veya öldürebilecek bir madde içeren
Some mushrooms are toxic
Bazı mantarlar zehirlidir
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
yontmak
Sahnedesert bir malzemeyi keserek şekil vermek
He carved a figure out of wood
Ahşaptan bir figür yonttu
oymak
bir yüzeyi keserek şekillendirmek
He carved a statue from wood
Ahşaptan bir heykel oydu
oymak
bıçak yardımıyla kesip şekil vermek
She carved her name into the tree
Ağaca ismini oydu
oymak
bir şeyi keserek şekil vermek
He will carve a bird from wood
O tahtadan bir kuş oyacak
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
Sahnedebir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
imrenmek
Sahnedebaşkasının sahip olduğu bir şeyi yoğun şekilde istemek
He coveted his neighbor's new car
Komşusunun yeni arabasına imrendi
Suçlama
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığına dair iddia
They made serious accusations against the manager
Müdüre karşı ciddi suçlamalarda bulundular
gizemli
Sahnedeçoğu insan tarafından anlaşılmayan veya gizli olan
He is interested in arcane knowledge
O gizemli bilgilere ilgi duyuyor
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar olan zaman
Up till now everything has gone well
Şimdiye kadar her şey yolunda gitti
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya hatalı
His belief was mistaken
Onun inancı yanlıştı
karıştırmak
bir kişiyi veya nesneyi başka biri ya da başka bir şey sanmak
I mistook him for someone else
Onu başkasıyla karıştırdım
saygıdeğer
Sahnedesaygı duyulan ve çok değer verilen
He is an esteemed professor at the university
O üniversitede saygıdeğer bir profesördür
değerlendirme
Sahnedebir şey üzerine dikkatlice düşünme
This project requires careful consideration
Bu proje dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor
üretmek
Sahnedeyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
kahraman
Sahnedecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
ebeveynlik yapmak
Sahnedebir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveyn
bir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
çığır açan gelişme
Sahnedeönemli bir ilerleme veya keşif
Scientists made a breakthrough
Bilim insanları çığır açan bir gelişme sağladı
atılım
önemli bir yeni gelişme veya başarı
Scientists made a major breakthrough
Bilim insanları büyük bir atılım yaptı
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
çare
Sahnedebir sorunu çözmek için başvurulan yöntem
We had no recourse but to ask for help
Yardım istemekten başka çaremiz yoktu