

Arrow — Season 1 Episode 3
Kelimeler ve anlamları
652 kelime
Seviye
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
gevezelik etmek
Sahnedehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
hızlıca konuşmak
ara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
ara sıra olan
Sahnedebazen olan ama sık olmayan
We have occasional rain in summer
Yazın ara sıra yağmur yağar
binmek
bir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
anlatabilmek
birinin sizi anlamasını sağlamak
I just can't get through to him
Ona bir türlü anlatamıyorum
anlatabilmek
birine bir şeyi başarıyla açıklayabilmek
I finally got through to her
Sonunda ona derdimi anlatabildim
uygun
Sahnedeyeterli veya tatmin edici
The price is ok
Fiyat uygun
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
OK I will do it
Tamam bunu yapacağım
çok miktar
büyük sayıda veya miktarda olan
I have an ok of work to do
Yapacak çok miktarda işim var
çok
büyük bir derecede
This song is ok good
Bu şarkı çok iyi
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
belirsiz
Sahnedenet olmayan
The image was indistinct
Görüntü belirsizdi
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
mahalle
Sahnedeinsanların yaşadığı yerel bir bölge
He grew up in a rough hood
Sert bir mahallede büyüdü
kaput
bir arabanın motorunu örten metal kapak
Open the car hood
Araba kaputunu aç
kapüşon
bir giysinin başı örten kısmı
Pull up your hood
Kapüşonunu çek
durum soneki
bir ismin durumunu veya halini belirten sonek
Childhood describes the state of being a child
Childhood kelimesi çocuk olma durumunu tanımlar
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
Noel ağacı
Noel için süslenmiş ağaç
We have a beautiful christmas tree
Güzel bir Noel ağacımız var
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
madde
yasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi veya bir etkinliğin düzenlenmesi
The concert will take place in the park
Konser parkta gerçekleşecek
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
aniden müdahale etmek
bir durumu kontrol altına almak için aniden gelmek
The police swooped in to make the arrest
Polis tutuklamayı yapmak için aniden müdahale etti
defolup gitmek
bir yeri öfkeyle ve aceleyle terk etmek
Get the hell out of here right now
Buradan hemen defolup git
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
zengin
Sahnedeçok parası olan
He is a wealthy man
O zengin bir adamdır
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
kaygılı
Sahnedebir konu hakkında endişe duyan
I am concerned about the result
Sonuç hakkında kaygılıyım
endişeli
kaygılı veya huzursuz hisseden
She looks concerned
Endişeli görünüyor
ilgili
bir konu ile alakalı olma durumu
The article is concerned with local news
Makale yerel haberler ile ilgili
endişeli
bir durum hakkında kaygı duymak
I am concerned about the future
Gelecek hakkında endişeliyim
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
pislik
Sahnededürüst olmayan veya kötü niyetli kimse
That guy is a complete dirtbag for lying to everyone
O adam herkese yalan söylediği için tam bir pislik
pislik
kaba veya dürüst olmayan kişi
I can't believe you're friends with that dirtbag
O pislikle arkadaş olduğuna inanamıyorum
aşağılık herif
kaba ve saygısız kimse
He is such a dirtbag to speak to people like that
İnsanlarla öyle konuştuğu için tam bir aşağılık herif
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
milimetre
Sahnedebir metrik uzunluk ölçüsü
The seed is one millimeter wide
Tohum bir milimetre genişliğinde
çocuk oyuncağı
Sahnedeyapılması çok kolay olan şey
The test was a cakewalk
Test çocuk oyuncağıydı
hırsızlık
Sahnedebir şeyi çalma suçu
He was arrested for larceny
Hırsızlık nedeniyle tutuklandı
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
ağ
Sahnededelikli ve birbirine bağlı iplerden yapılan malzeme
He caught a fish in the net
Ağla bir balık yakaladı
net
tüm kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktar
My net salary is three thousand dollars
Net maaşım üç bin dolardır
net
kolayca anlaşılan veya görülen
The instructions are net
Talimatlar çok net
takım
birlikte spor yapan grup
The net played well today
Takım bugün iyi oynadı
varsaymak
Sahnedekanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
bir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
eve kapatılmış
Sahnedeceza olarak birinin dışarı çıkmasının yasaklanması
She is grounded for a week
Bir haftalığına eve kapatıldı
eve kapatılmış
dışarı çıkmasına veya eğlenceli şeyler yapmasına izin verilmeyerek cezalandırılmış
He is grounded for staying out too late
Çok geç saatlere kadar dışarıda kaldığı için eve kapatıldı
doğru yol
bir işi yapmanın en uygun veya kabul edilebilir şekli
This is the right way to do it
Bunu yapmanın doğru yolu bu
latte
Sahnedeespresso ve sıcak sütle hazırlanan bir kahve
I would like a latte please
Lütfen bir latte istiyorum
dışarıda kalmak
içeri girmemek veya dışarıda vakit geçirmek
Don't stay out too late
Çok geç saate kadar dışarıda kalma
temiz
Sahnedekirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
açık artırma
Sahnedeürünlerin en yüksek teklifi verene satıldığı halka açık satış
The painting was sold at an auction
Tablo bir açık artırmada satıldı
açık artırma
insanların bir şeyleri satın almak için teklif verdiği etkinlik
I will bid at the auction tomorrow
Yarın açık artırmada teklif vereceğim
açık artırma
eşyaların en yüksek teklifi verene satıldığı satış etkinliği
He bought the painting at an auction
Tabloyu bir açık artırmada satın aldı
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ünlem
Dammit, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
hazırlamak
yiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
öncelikle
her şeyden önce; ilk olarak
First of all, we need a plan
Öncelikle, bir plana ihtiyacımız var
ilk olarak
başlangıçta
First of all we should discuss the plan
İlk olarak planı tartışmalıyız
kocalar
Sahnedeevli olan erkekler
The husbands are at work
Kocalar işte
kocalar
evli olan erkekler
The husbands are waiting
Kocalar bekliyor
dil
Sahnedefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
biriyle yatmak
birisiyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with her
Onunla yattı
birlikte uyumak
biriyle aynı yatakta uyumak
The child sleeps with his parents
Çocuk ebeveynleriyle birlikte uyur
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
ikiyüzlülük
Sahnedesöylediği ile yaptığı bir olmayan kişinin tutumu
It is hypocrisy to talk about health while smoking
Sigara içerken sağlıktan bahsetmek ikiyüzlülüktür
neden
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini sağlayan etken
What was the cause of the fire
Yangının nedeni neydi
çünkü
bir şeyin nedenini belirtmek için kullanılır
I'm late 'cause I missed the bus
Geç kaldım çünkü otobüsü kaçırdım
neden olmak
bir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
yerli
Sahnedebir yere başlangıçtan beri ait olan
He is a native of this city
O, bu şehrin yerlisi
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
kız arkadaş
Sahnederomantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
çözmek
Sahnedebir çözüm bulmak
They settled the argument
Tartışmayı çözdüler
durulmak
sakinleşmek ve berraklaşmak
The dust began to settle
Toz çökmeye başladı
yerleşmek
yeni bir yerde yaşamaya başlamak
They decided to settle in London
Londra'ya yerleşmeye karar verdiler
yetinmek
beklediğinden daha kötü bir şeyi kabullenmek
He had to settle for a cheaper car
Daha ucuz bir araba ile yetinmek zorunda kaldı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur olmak
I have got to go
Gitmem gerekiyor
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I got to meet him
Onunla tanışma fırsatım oldu
fırsat bulmak
bir şey yapma imkanına sahip olmak
I got to meet the president
Başkanla tanışma fırsatı buldum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
prova
Sahnedebir performansı sergilemeden önce yapılan çalışma
We have a rehearsal at 5 PM
Saat 5'te provamız var
prova
bir gösteri veya etkinlik öncesinde yapılan hazırlık çalışması
We had a rehearsal for the play
Oyun için bir provamız vardı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
mafya
Sahnedeorganize suç işleyen bir grup insan
He was involved with the mob
Mafya ile bağlantısı vardı
kalabalık
büyük bir insan grubu
The mob gathered in the street
Kalabalık sokakta toplandı
amaçlamak
bir şeyi yapmaya çalışmak veya hedeflemek
They look to expand their business
İşlerini büyütmeyi amaçlıyorlar
devam etmek
bir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
halka açık
Sahnedeherkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halk
sıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
sadece
sadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
yorum
Sahnedesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım