

Arrow — 1. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
630 kelime
Seviye
beklenmedik
Sahnedebeklenmeyen veya tahmin edilmeyen
He received an unexpected gift
Beklenmedik bir hediye aldı
intikam
Sahnedesize zarar veren birine karşılık verme eylemi
He wanted revenge for the joke
Şaka için intikam almak istedi
öç
yapılan bir haksızlık için birini cezalandırma eylemi
She sought vengeance for her friend
Arkadaşı için öç almak istedi
intikam
yapılan bir kötülüğe karşılık olarak zarar vermek
He took revenge on his enemy
Düşmanından intikam aldı
aşırı derecede
Sahnedeçok büyük ölçüde
It is terribly cold today
Bugün hava aşırı derecede soğuk
çok
bir sıfatı güçlendirmek için kullanılan
I am terribly sorry
Çok üzgünüm
kötü
çok kötü bir şekilde
He behaved terribly at the party
Partide çok kötü davrandı
kahve
Sahnedekavrulmuş kahve çekirdeklerinden yapılan sıcak bir içecek
I drink coffee every morning
Her sabah kahve içerim
kahve
kavrulmuş çekirdeklerden yapılan sıcak bir içecek
Do you want some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
sert davranmak
Sahnedebirine karşı çok katı veya acımasız olmak
Do not be so hard on him
Ona bu kadar sert davranma
ereksiyon
penisin sertleşmiş olma durumu
He has a hard on
Penisi sertleşmiş durumda
saplantı
bir şeye karşı duyulan aşırı ve mantıksız ilgi
He has a hard on for that new game
O yeni oyuna karşı aşırı bir saplantısı var
sert
başkalarına karşı katı veya acımasız olan kişi
My boss is very hard on me
Patronum bana karşı çok sert
içeri gel
Sahnedebir yere girmek için yapılan davet
Please come on in
Lütfen içeri gel
geçe
Sahnedesaatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
geçmiş
zaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
başlatma
Sahnedebir şeyi başlatma eylemi
The opening of the engine takes some effort
Motoru başlatma biraz çaba gerektiriyor
açıklık
girilmesini veya geçilmesini sağlayan boşluk veya delik
There is a small opening in the wall
Duvarda küçük bir açıklık var
açılış
bir halka açık yerin veya etkinliğin insanlara ilk kez sunulduğu zaman
The grand opening of the new park is tomorrow
Yeni parkın büyük açılışı yarın
iş imkanı
doldurulmaya hazır boş pozisyon
There is an opening for a manager at the firm
Firmada bir müdür iş imkanı var
fırsat
bir şey yapma şansı
This job opening is a great chance for you
Bu iş fırsatı senin için harika bir şans
başlangıç
bir şeyin ortaya çıkışı veya başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin başlangıcı harikaydı
açılış
bir şeyin başlangıcı
The opening of the show was great
Gösterinin açılışı harikaydı
etkilemek
Sahnedebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
varlık
Sahnedeayrı ve bağımsız bir şey veya kişi
Each company is a separate entity
Her şirket ayrı bir varlıktır
tüzel kişilik
tek bir birim olarak var olan grup veya kuruluş
The company is a separate legal entity
Şirket ayrı bir tüzel kişiliktir
varlık
yaşayan veya gerçek olan şey
Each company is a separate entity
Her şirket ayrı bir varlıktır
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
kayışla sabitlemek
Sahnedebir şeyi kayış veya bant kullanarak tutturmak
He strapped up his boots for the hike
Yürüyüş için botlarını sıkıca bağladı
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
tatlı atıştırmalık
küçük tatlı yiyecek maddesi
I bought a sweet fancy at the shop
Dükkandan tatlı bir atıştırmalık aldım
lüks
pahalı veya çok kaliteli olan
He wore a fancy suit
O lüks bir takım elbise giydi
hoş
beklenmedik veya keyif verici
It was a fancy little gift
O hoş küçük bir hediyeydi
heves
zihindeki bir düşünce veya plan
It was just a passing fancy
Sadece geçici bir hevesti
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
Sahnedebelirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yaklaşık olarak
Sahnedetam olarak değil; yaklaşık
It takes roughly ten minutes
Yaklaşık on dakika sürer
sertçe
şiddetli veya agresif bir şekilde
He pushed her roughly
Onu sertçe itti
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
sözleşme imzalamak
Sahnedebir işe veya etkinliğe başlamayı kabul etmek
He signed on for a two-year contract
İki yıllık bir sözleşme imzaladı
işe başlamak
bir işe veya göreve resmen başlamak
I will sign on for the new job tomorrow
Yarın yeni işe başlayacağım
işe almak
birini bir işte çalıştırmak üzere anlaşmak
They decided to sign on new employees
Yeni çalışanları işe almaya karar verdiler
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
bükülmüş
Sahnedenormal veya doğru şeklini kaybetmiş
His ankle was twisted after the fall
Düşüşten sonra ayak bileği büküldü
çarpık
tuhaf veya normal olmayan
He has a twisted sense of humor
Onun çarpık bir mizah anlayışı var
sarhoş
alkol etkisiyle yetenekleri azalmış olan
He was too twisted to drive home
Eve süremeyecek kadar sarhoştu
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
bağırmak
Sahnedeyüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
itibar
Sahnedebir kişinin çevresinde kazandığı güven ve saygı
He has a lot of street cred in the hip-hop community
Hip-hop camiasında büyük bir itibarı var
saygınlık
belirli bir topluluk içinde insanların birine duyduğu saygı
He has a lot of street cred in the neighborhood
Mahallede büyük bir saygınlığı var
hariç
Sahnedebir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
hariç
birini veya bir şeyi dışarıda bırakarak
Everyone arrived except for John
John hariç herkes geldi
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
uzun zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği uzun süre
I haven't seen him for a long time
Onu uzun zamandır görmedim
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
çevre
Sahnedekişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
sahne
bir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
üstün gelmek
Sahnedezorluklara rağmen başarılı olmak
In the end logic will win out
Sonunda mantık üstün gelecek
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
Sahnedemutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
gayret
Sahnededikkatli ve istikrarlı çalışma
She succeeded due to her diligence
Başarısını gayretine borçlu
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
ele alma
Sahnedebir şeyin kontrolünü veya mülkiyetini üstlenmek
I am taking charge
Kontrolü ele alıyorum
almak
bir durumu veya darbeyi yaşamak
He is taking a big risk
O büyük bir risk alıyor
götürmek
birini veya bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
He is taking the box to the kitchen
Kutuyu mutfağa götürüyor
mola verme
bir süre için işe veya aktiviteye ara vermek
We are taking a break
Mola veriyoruz
idare heyeti
Sahnedebir kuruluşu kontrol eden kişiler grubu
The board of directors made a decision
İdare heyeti bir karar aldı
yönetim kurulu
bir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board of directors met today
Yönetim kurulu bugün toplandı
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
misilleme yapmak
Sahnedebirinin yaptığı kötü bir şeye karşılık vermek
They decided to retaliate
Misilleme yapmaya karar verdiler
misilleme yapmak
bir yanlışa karşılık olarak birine zarar vermek
They retaliate against the attack
Saldırıya karşı misilleme yaptılar
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
bütün
Sahnedetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
yanlış anlaşılma
insanların birbirini doğru anlamadığı durum
It was a simple misunderstanding
Basit bir yanlış anlaşılmaydı
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı biçimde yorumlamak
Do not misunderstand my intentions
Niyetlerimi yanlış anlama
uyuşturucu
Sahnedezihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
harika
çok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
aptal
zekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
kulağa gelmek
Sahnedebelli bir şekilde duyulmak
That sounds great
Bu kulağa harika geliyor
ses
duyulan şey
I heard a strange sound
Garip bir ses duydum
hata yapmak
Sahnedebir sorumluluğu yerine getirirken hata yapmak
I dropped the ball on the project
Projede hata yaptım
hata yapmak
bir görevi iyi yapmayarak hata yapmak
I really dropped the ball on that project
O projede gerçekten hata yaptım
yağmak
Sahnedeçok sayıda şeyin yukarıdan aşağıya düşmesi
Arrows began to rain down on the city
Oklar şehrin üzerine yağmaya başladı
üzerine yağmak
yukarıdan bol miktarda düşmek
Confetti rained down on us
Konfetiler üzerimize yağdı
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
çarçur etmek
Sahnedeparayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
gelişmek
Sahnedebir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
eşlik etmek
birinin yanına katılıp beraber gitmek
You can come along with me
Benimle gelebilirsin
gelmek
bir yere ulaşmak veya ortaya çıkmak
The bus finally came along
Otobüs sonunda geldi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
sembol
Sahnedebaşka bir şeyi temsil eden nesne veya işaret
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın bir sembolüdür
sembol
bir şeyi temsil eden veya onun yerine geçen şey
The dove is a symbol of peace
Güvercin barışın sembolüdür
sorumlu tutmak
Sahnedebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suçlamak
birinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
arabayla bırakmak
Sahnedebir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
kaldırmak
bir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi veya daha çekici hale getirmek
This paint will lift the look of the room
Bu boya odanın görünümünü iyileştirecek
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
pislik
Sahnedekötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
adi herif
sevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
partiler
Sahnedeinsanların eğlenmek veya sosyalleşmek için toplandığı etkinlikler
I love going to parties
Partilere gitmeyi severim
grup
birlikte bir şeyler yapan insan topluluğu
We are meeting with the other parties today
Bugün diğer gruplarla buluşuyoruz
bağımlılık
Sahnedebir şeye duyulan güçlü ihtiyaç
Smoking is a dangerous addiction
Sigara içmek tehlikeli bir bağımlılıktır
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
tutuklamak
birini yasal yetkiyle gözaltına almak
The police will arrest the thief
Polis hırsızı tutuklayacak
yakalamak
birini yasal yollarla ele geçirmek
They arrested him at the airport
Onu havaalanında yakaladılar
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
vaziyet
bir yerde veya zamanda gerçekleşen olaylar bütünü
The situation here is strange
Buradaki vaziyet tuhaf
yasa dışı
Sahnedeyasalarca izin verilmeyen
It is illegal to park here
Buraya park etmek yasa dışıdır
kaçak
ülkesinde yasal izni olmadan yaşayan kişi
The illegal tried to cross the border
Kaçak sınırı geçmeye çalıştı
iş başında
Sahnedeçalışma esnasında veya bir görev sırasında
He had an accident on the job
O iş başında bir kaza geçirdi
iş yerinde
çalışma alanında veya ofis ortamında
We received training on the job
İş yerinde eğitim aldık
iş başında
aktif olarak görevini yaparken
She is on the job all day
O bütün gün iş başında
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
göndermek
birini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır