

Arrow — 1. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
633 kelime
Seviye
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
başarmak
Sahnedezor bir durumu atlatmak veya başarmak
I don't know if he will make it out
Başarıp başaramayacağını bilmiyorum
kurtulmak
bir yerden başarıyla ayrılmak
They barely made it out of the building
Binadan ucu ucuna kurtuldular
seçebilmek
zor görülen veya duyulan bir şeyi anlamak
I can't make out the words
Kelimeleri seçemiyorum
adına düzenlemek
bir çek veya belgeyi belirli bir kişi veya kurum adına hazırlamak
Please make the check out to the company
Lütfen çeki şirket adına düzenleyin
katılabilmek
bir etkinliğe veya toplantıya gitmeyi başarmak
I hope you can make it out to the party
Umarım partiye gelebilirsin
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
itfaiye
Sahnedeyangınları söndüren ve insanları kurtaran kuruluş
Call the fire department
İtfaiyeyi ara
itfaiye
yangınları söndürmekle görevli olan kamu kuruluşu
Call the fire department immediately
İtfaiyeyi hemen arayın
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
ateş böcekleri
Sahnedekaranlıkta parlayan uçan bir böcek
I saw many fireflies in the garden last night
Dün gece bahçede birçok ateş böceği gördüm
öyle varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
ev ödevi
Sahnedebir öğrencinin evde yapması gereken okul çalışması
I have a lot of homework today
Bugün çok ödevim var
güvenlik
Sahnedetehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
güvenlik
bir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
izini sürmek
Sahnedebir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
iz
geride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
soruşturma
Sahnedegerçekleri veya bilgileri ortaya çıkarmak için yapılan dikkatli çalışma
The police started an investigation
Polis bir soruşturma başlattı
dayan
Sahnedezorluklara rağmen pes etmemek
I know it is hard, but hang in there
Zor olduğunu biliyorum ama dayan
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
sırılsıklam etmek
Sahnedebir şeyin üzerine sıvı dökmek
He doused himself with cold water
Kendini soğuk suyla sırılsıklam etti
yolda bırakmak
Sahnedebirini zor bir durumda yardımsız bırakmak
The snow stranded them in the mountains
Kar onları dağlarda yolda bıraktı
tel
saç iplik veya benzeri maddelerin tek bir ince parçası
There is a strand of hair on your coat
Kabanında bir saç teli var
taşınabilir
Sahnedekolayca taşınabilen veya hareket ettirilebilen
I have a portable charger
Taşınabilir bir şarj cihazım var
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
geri almak
Sahnedekaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
iyileşmek
hastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
birim
Sahnedebir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birlik
Sahnededaha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
inşaat halinde
Sahnedeyapım aşamasında olan
The building is under construction
Bina inşaat halinde
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
itfaiyeci
Sahnedeyangınları söndürmekle görevli kişi
He is a brave fireman
O cesur bir itfaiyeci
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
halk
Sahnedesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
halka açık
herkesin kullanımına sunulmuş olan
This is a public park
Bu halka açık bir park
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
derece
Sahnedesıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
derece
sıcaklığı ölçmek için kullanılan bir birim
It is 20 degrees outside
Dışarısı 20 derece
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
sert
Sahnedeciddi ve gülmeyen
He had a stern expression on his face
Yüzünde sert bir ifade vardı
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
karşı çıkmak
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
geçim kaynağı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
tartışmak
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
katil
Sahnedebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
müthiş
çok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
araştırmak
Sahnedebir konuyu veya durumu incelemek
I will look into this problem
Bu sorunu araştıracağım
içine bakmak
bir şeyin içine doğru gözlerini çevirmek
She looked into the box
O kutunun içine baktı
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu ileri sürmek
He contends that the policy is a failure
Politikanın başarısız olduğunu iddia ediyor
geriye
Sahnedearkaya veya ters yöne doğru
He stepped backwards
Geriye doğru adım attı
tersten
ters yönde veya ters sırada
Can you count backwards from ten
Ondan geriye doğru sayabilir misin
gizemli
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor
The forest is mysterious
Orman gizemli
gizemli
anlaşılması veya açıklanması zor olan
The mysterious box was locked
Gizemli kutu kilitliydi
gizemli
açıklanması veya anlaşılması güç olan
The movie has a mysterious ending
Filmin gizemli bir sonu var
durum
Sahnedebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
ateşleme
Sahnedebir şeyin yanmaya başlaması eylemi
The spark caused the ignition of the fuel
Kıvılcım yakıtın ateşlenmesine neden oldu
kontak
motorlu taşıtların çalışmasını sağlayan sistem
Turn the key in the ignition to start the car
Arabayı çalıştırmak için anahtarı kontağa çevirin
diş hekimi
Sahnededişlerle ilgilenen doktor
I have an appointment with the dentist
Diş hekimiyle randevum var
fidye
Sahnedebir kişiyi serbest bırakmak için ödenen para
They demanded a high ransom
Yüksek bir fidye istediler
tarama
Sahnedetıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a brain scan
Doktor bir beyin taraması istedi
göz gezdirmek
bir şeye hızlıca bakmak
I scanned the newspaper
Gazeteye göz gezdirdim
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
He scanned the document for errors
Belgeyi hatalar için inceledi
tarama
vücudun içini gösteren tıbbi bir görüntü
The doctor checked the brain scan
Doktor beyin taramasını kontrol etti
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
yalvardı
Sahnedebir şeyi ısrarla veya çaresizce istemek
He begged her to stay
Kalması için ona yalvardı
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
fiziksel
Sahnedevücutla ilgili olan
He is in good physical health
Fiziksel sağlığı yerinde
maddi
ruhsal olmayan, maddeyle ilgili
The physical world is complex
Fiziksel dünya karmaşıktır
sağlık kontrolü
bir kişinin vücudunun tıbbi muayenesi
I need to go for my yearly physical
Yıllık sağlık kontrolüme gitmem gerekiyor
fiziksel
vücut ile ilgili olan
He needs physical exercise daily
Günlük fiziksel egzersize ihtiyacı var
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
rehabilitasyon
Sahnedeuyuşturucu veya alkol bağımlılığından kurtulmaya yardımcı olan tedavi süreci
He went to rehab for his drinking problem
İçki problemi için rehabilitasyona gitti
yenilemek
bir binayı tamir edip iyileştirmek
They decided to rehab the old house
Eski evi yenilemeye karar verdiler
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
araştırmacı
Sahnededikkatli bir inceleme veya araştırma ile ilgili
She works in investigative journalism
O araştırmacı gazetecilik alanında çalışıyor
halinden anlamak
Sahnedebirinin zor durumuna karşı sempati duymak
I feel for anyone who loses their home
Evini kaybeden herkesin halinden anlıyorum
kavramak
bir şeyin doğasını veya durumunu anlamak
I need to get a feel for the new job
Yeni işi kavramam gerekiyor
anlamak
birinin duygularını anlamak ve paylaşmak
I feel for you in this situation
Bu durumda seni anlıyorum
sezmek
bir şeyi doğal bir şekilde hissetmek veya kavramak
She has a real feel for music
Müziği gerçekten sezebiliyor
acımak
birine karşı merhamet veya üzüntü duymak
I feel for the people affected by the disaster
Felaketten etkilenen insanlara acıyorum
kaçırıcı
Sahnedebirini zorla alıp alıkoyan kişi
The kidnapper asked for money
Kaçırıcı para istedi
adam kaçıran
birini zorla alıp götüren kişi
The police are looking for the kidnapper
Polis adam kaçıranı arıyor
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
hızı azaltmak
Sahnededaha yavaş gitmek
Please slow down
Lütfen yavaşla
yavaşlamak
bir şeyi daha düşük hızda veya daha az enerjiyle yapmaya başlamak
I need to slow down and rest
Yavaşlamam ve dinlenmem gerekiyor
beton
Sahnedeçimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
beton
bina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
somut
belirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
güler yüzlü
Sahnedeyüzünde gülümseme olan
She is a very smiley person
O çok güler yüzlü bir insan
gülen yüz
mutlu bir yüz çizimi
She sent me a smiley
Bana bir gülen yüz gönderdi
hostes
Sahnedeuçakta yolculara hizmet eden kadın görevli
The stewardess helped the passenger
Hostes yolcuya yardım etti
geçen sefer
Sahnedeşu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
terebentin
Sahnedeboyayı inceltmek için kullanılan ağır kokulu bir sıvı
He cleaned the brushes with turpentine
Fırçaları terebentin ile temizledi
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
hakkında konuşurken
bir konudan bahsetmek
Speaking of movies let us go to the cinema
Film hakkında konuşurken sinemaya gidelim