

Arrow — 1. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
624 kelime
Seviye
varsaymak
Sahnedekanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
bir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
varsaymak
kesin bir kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I presume that he is at home
Onun evde olduğunu varsayıyorum
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
zor
Sahnedekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
çalışmak
Sahnedebir işte maaş karşılığı görev almak
I work at a shop
Bir dükkanda çalışıyorum
üzerinde çalışmak
bir şeyi geliştirmek için çaba sarf etmek
You need to work at your tennis skills
Tenis becerilerin üzerinde çalışman gerekiyor
çalışmak
bir işte uğraşmak veya görev yapmak
She works at a hospital
O bir hastanede çalışıyor
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi veya işlev görmesi
This machine does not work at high speeds
Bu makine yüksek hızlarda çalışmıyor
çalışmak
bir yerde iş sahibi olmak
I work at a big bank
Büyük bir bankada çalışıyorum
pürüzsüz
Sahnedeyüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
etkileyici
başkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
yumuşatmak
bir sorunu daha az ciddi hale getirmek
They smoothed out the problems before the meeting
Toplantıdan önce sorunları yumuşattılar
gelmek
Sahnedebir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
ortaya çıkmak
birinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
ancak
Sahnedezıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
nasıl olursa olsun
hangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
ancak
iki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
kuru temizlemeci
Sahnedekıyafetleri kimyasallarla temizleyen yer
I need to go to the dry cleaner
Kuru temizlemeciye gitmem gerekiyor
kuru temizlemeci
kıyafetleri su yerine kimyasal maddelerle temizleyen dükkan veya kişi
I need to take my suit to the dry cleaner.
Takım elbisemi kuru temizlemeciye götürmem gerekiyor.
kuru temizlemeci
kıyafetleri su yerine kimyasallar kullanarak temizleyen işletme
I took my suit to the dry cleaner
Takım elbisemi kuru temizlemeciye götürdüm
soylulaştırmak
Sahnedebir bölgeyi daha zengin ve modern hale getirmek için değiştirmek
Many poor neighborhoods are being gentrified
Birçok yoksul mahalle soylulaştırılıyor
bitirmek
Sahnedebir kişi veya bir şeyle olan işini veya ilişkisini sona erdirmek
I am finished with this book
Bu kitabı bitirdim
bitirmek
bir işle uğraşmayı bırakmak
I have finished with the project
Projeyle işim bitti
kullanmayı bırakmak
bir şeyi kullanmayı durdurmak
Are you finished with the book
Kitapla işin bitti mi
ilişkisini kesmek
biriyle bağlantıyı sonlandırmak
He finished with his partner
Partneriyle ilişkisini kesti
kullanımı sona erdirmek
bir şeyi kullanmayı bitirmek
I am finished with the scissors
Makasla işim bitti
son vermek
bir şeyi nihayete erdirmek
We will finish with a dance
Bir dansla bitireceğiz
bırakmak
bir şeyi daha fazla kullanmamak
I finished with that old toy
O eski oyuncakla oynamayı bıraktım
ile işini bitirmek
bir şeyle olan ilişkinizi sonlandırmak
I have finished with this book
Bu kitapla işimi bitirdim
ayrılmak
biriyle romantik ilişkiyi sonlandırmak
She decided to finish with him
Onunla ayrılmaya karar verdi
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
pasta
Sahnedeun yumurta ve şeker pişirilerek yapılan tatlı yiyecek
I ate a slice of cake
Bir dilim pasta yedim
tabaka oluşturmak
bir şeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Mud caked his boots
Botları çamurla kaplanmıştı
çok kolay
çok basit veya zahmetsiz olan
The exam was a piece of cake
Sınav çocuk oyuncağıydı
fatih
Sahnedebir savaş veya yarışmada başkalarını yenen kişi
He was a famous conqueror
O ünlü bir fatihdi
fatih
bir yeri zor kullanarak kontrolü altına alan kişi
The conqueror entered the city
Fatih şehre girdi
galip
diğerlerini mağlup eden kişi
He was the conqueror in the match
Maçın galibi oydu
uzatmak
Sahnedebir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
sunmak
bir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
uzanmak
belirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
çok
Sahnedeçok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
Sahnedeyetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
müthiş bir
Sahnedeçok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
harika
çok etkileyici veya mükemmel olan
He is a hell of a player
O harika bir oyuncu
harika
bir şeyin ne kadar iyi olduğunu vurgulamak için kullanılır
You did a hell of a job
Harika bir iş çıkardın
berbat
aşırı derecede kötü veya zor olan
That was a hell of a situation
Çok berbat bir durumdu
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
yaralamak
Sahnedebirine fiziksel olarak zarar vermek
He injured his leg in the accident
Kazada bacağını yaraladı
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
meyilli
Sahnedebir şeye veya bir duruma yatkın olan
He is prone to headaches
Baş ağrısına meyillidir
yüzüstü
yüzü yere gelecek şekilde yatma durumu
The patient lay in a prone position
Hasta yüzüstü pozisyonda yattı
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
karar
Sahnedebir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
aramak
telefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
Çinli
SahnedeÇin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çin yemeği
Çin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
kriptografik
Sahnedeşifreleme yöntemleri ile ilgili
This system uses a cryptographic key
Bu sistem bir kriptografik anahtar kullanıyor
şok cihazı
Sahnedeelektrik şoku veren cihaz
The police officer used a taser
Polis memuru şok cihazı kullandı
dinlemek
Sahnedeseslere dikkat etmek
Listen to the music
Müziği dinle
dinlemek
konuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
en üstte
Sahnedebir şeyin en yüksek kısmı
The bird is sitting up top
Kuş en üstte oturuyor
yukarıda
yüksek veya üst bir konumda
Put the box up top
Kutuyu yukarı koy
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
zor dönem
Sahnedezor veya tatsız bir deneyim
He is having a hard time at school
Okulda zor zamanlar geçiriyor
zor dönem
sıkıntı veya mücadele ile geçen bir zaman dilimi
He is going through a hard time
O zor bir dönemden geçiyor
havalandırma
Sahnedehava veya gazın girip çıkmasını sağlayan açıklık
Smoke comes out of the vent
Duman havalandırmadan çıkar
içini dökmek
duygularını veya sorunlarını anlatarak rahatlamak
I need to vent about my boss
Patronum hakkında içimi dökmem gerekiyor
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
dondurmak
Sahnedebir faaliyetin veya işlemin geçici olarak durdurulması
The company decided to freeze the hiring process
Şirket işe alım sürecini dondurmaya karar verdi
donmak
sıvının katı hale geçmesi
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
dondurucu
aşırı derecede soğuk olan hava
The weather outside is freezing
Dışarıdaki hava dondurucu
donmak
çok soğuyup buz haline gelmek
Water will freeze at zero degrees
Su sıfır derecede donar
gözetmek
Sahnedebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
tur
Sahnedefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
depolamak
Sahnedebir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
kimlik doğrulama
Sahnedebir şeyin gerçek veya geçerli olduğunu kanıtlama süreci
Please complete the authentication process
Lütfen kimlik doğrulama işlemini tamamlayın
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
dahil olmak
bir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
miras kalmak
bir şeye genellikle miras yoluyla sahip olmak
She came into a lot of money
Ona yüklü miktarda para miras kaldı
taşıtlarla ilgili
Sahnedetaşıtlarla veya araçlarla ilgili olan
There is heavy vehicular traffic on the road
Yolda yoğun taşıt trafiği var
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
yol açmak
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
sonuç
bir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
eğlendirmek
Sahnedebirini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
değerlendirmek
bir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
yerine getirmek
Sahnedebir görevi veya sözü tamamlamak
He fulfilled his promise
Sözünü yerine getirdi
yerine getirmek
yapılması gerekeni veya söz verileni tamamlamak
She fulfilled her promise
O verdiği sözü yerine getirdi
tatmin etmek
birini mutlu veya memnun hissettirmek
This work will fulfill you
Bu iş seni tatmin edecek
hileci
Sahnededürüst olmayan şekilde davranan kişi
He is a cheater
O bir hileci
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
biraz
küçük bir derecede
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
gitmiş
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
bitmiş
tükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
elde etmek
Sahnedebir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
kısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
gözaltında
Sahnedepolis tarafından tutulma hali
The suspect is under arrest
Şüpheli gözaltında
gözaltında
polisin bir suçtan dolayı kişiyi alıkoyması
He is under arrest for stealing
O hırsızlık yaptığı için gözaltında
gözaltında
yasal yetkiyle birini yakalamak
The police have the suspect under arrest
Polis şüpheliyi gözaltına aldı
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
mahkum
Sahnedetutuklu veya hapsedilmiş kişi
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden kaçtı
yönetim
Sahnedebir şeyi idare etme veya kontrol etme eylemi
Good management is important for success
Başarı için iyi yönetim önemlidir.
yönetim
bir işletmeyi veya organizasyonu yöneten kişiler
The management decided to hire more staff
Yönetim daha fazla personel almaya karar verdi
yöneticilik
bir görev için birini uygun kılan nitelikler
His management is perfect for this role
Onun yöneticiliği bu rol için mükemmel
yönetim
bir işletmeyi veya kuruluşu idare eden kişiler
The management decided to change the policy
Yönetim politikayı değiştirmeye karar verdi
korumalık
Sahnedebir kişiyi tehlikelere karşı koruma görevi
He started working in bodyguarding
Korumalık işinde çalışmaya başladı
çalışmak
Sahnedebir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
Sahnedebir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğraşmak
bir şeyi zaman içinde elde etmeye çalışmak
He is working for his goals
Hedefleri için uğraşıyor
çalışmak
birinin işinde görev yapmak
I work for a big company
Büyük bir şirket için çalışıyorum