

Arrow — 1. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
705 kelime
Seviye
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
vesikalık fotoğraf
Sahnedebaş ve omuzların göründüğü yakın çekim fotoğraf
I need a new head shot for my profile
Profilim için yeni bir vesikalık fotoğrafa ihtiyacım var
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yönetmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya organize etmek
He administers the program
Programı o yönetiyor
uygulamak
bir şeyi birine vermek veya uygulamak
The nurse will administer the medicine
Hemşire ilacı uygulayacak
ilgi duymak
Sahnedebir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
görüşmek
uzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
masraf
Sahnedebir şey için harcanan para
The travel expense was high
Seyahat masrafı yüksekti
şarapnel parçaları
Sahnedebir bomba veya mermiden saçılan küçük metal parçaları
He was injured by shrapnel
Şarapnel parçalarıyla yaralandı
öncelik
Sahnedediğerlerinden daha önemli olan şey
Safety is our top priority
Güvenlik bizim en büyük önceliğimizdir
öncelik
diğerlerinden daha önemli olan iş
My priority is to finish this project
Önceliğim bu projeyi bitirmek
önemli konu
diğerlerinden daha önemli olan şey
Health is our top priority
Sağlık bizim en önemli konumuz
öncelik
birisi için en önemli olan şeyler
My work is my main priority
İşim benim ana önceliğimdir
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
ölüm
Sahnedebir canlının hayatının sona ermesi
Death is a part of life
Ölüm hayatın bir parçasıdır
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
sorumlu tutmak
Sahnedebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
sinyal
Sahnederadyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
işaret
bilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
öz saygı
Sahnedekendine duyulan saygı ve güven duygusu
You should have more self respect
Kendine daha fazla saygı duymalısın
özsaygı
kişinin kendine duyduğu saygı
She has a lot of self respect
Onun yüksek bir özsaygısı var
onur
kişinin kendi haysiyetini koruması
Keep your self respect
Onurunu koru
özdeğer
kişinin kendi değerini bilmesi
Low self respect can lead to sadness
Düşük özdeğer üzüntüye yol açabilir
öz saygı
kişinin kendi değerinden memnun olma duygusu
Everyone should have self respect
Herkesin öz saygısı olmalı
biyopsi
Sahnedetest için doku örneği alma işlemi
The doctor performed a biopsy
Doktor biyopsi yaptı
biyopsi
teşhis koymak amacıyla vücuttan doku örneği alınması
The doctor performed a biopsy
Doktor biyopsi yaptı
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
tıbbi
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan
This plant has medicinal properties
Bu bitkinin tıbbi özellikleri var
akıl hastanesi
Sahnederuhsal hastalığı olan kişilerin kaldığı yer
He was sent to an asylum
Bir akıl hastanesine gönderildi
sığınma
tehlikedeki kişilere verilen koruma
He applied for political asylum
Siyasi sığınma talebinde bulundu
sığınak
insanların tehlikeden veya zulümden kaçıp güvende olabileceği yer
The refugees found asylum in a small church
Mülteciler küçük bir kilisede sığınak buldular
sığınak
güvenli veya korunaklı yer
The church offered them asylum
Kilise onlara sığınak sağladı
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
tamamı
Sahnedebir şeyin tümü veya bütünü
I read the book in its entirety
Kitabı bütünüyle okudum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
bitirmek
Sahnedebir şeyin tamamını yemek veya kullanmak
I will finish off the cake
Pastayı bitireceğim
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
bulunduğu yer
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğu
I don't know his whereabouts
Onun nerede olduğunu bilmiyorum
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
şifre
Sahnedeiletişim için kullanılan semboller sistemi
He used a secret code
Gizli bir şifre kullandı
kodlamak
bilgisayar için talimatlar yazmak
I can code in Python
Python'da kod yazabiliyorum
kodlamak
bilgiyi metin veya işaret biçimine çevirmek
The software will code the data automatically
Yazılım verileri otomatik olarak kodlayacak
birim
Sahnedebir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birlik
Sahnededaha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
öfkeli konuşma
Sahnedebirini veya bir şeyi eleştiren uzun ve kızgın konuşma
She kept ranting about the unfair decision
Haksız karar hakkında öfkeli bir şekilde konuşmaya devam etti
tetikte olma
Sahnedetehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
korumak
güvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
bir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
bitmemiş
Sahnedebitirilmemiş veya tamamlanmamış
The painting is unfinished
Tablo bitmemiş
ilaçlar
Sahnedehastalıkları tedavi etmek için kullanılan ilaçlar
Did you take your meds?
İlaçlarını aldın mı?
ölümcül
Sahnedeölüme yol açabilen
The dose was lethal
Doz ölümcüldü
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
saklanmak
göz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
temelli
Sahnedesonsuza kadar sürecek şekilde
He left town for good
O şehirden temelli ayrıldı
iyilik için
olumlu veya yararlı bir amaçla
They are working for good
İyilik için çalışıyorlar
kalıcı olarak
sonsuza dek bir daha değişmemek üzere
They left the country for good
Ülkeden kalıcı olarak ayrıldılar
denemek
Sahnedebir şeyi yapmaya çabalamak
He decided to take a run at the project despite the risks
Risklere rağmen projeyi denemeye karar verdi
deli
Sahnedeakıl hastası veya çok garip davranan kişi
He is a complete lunatic
O tam bir deli
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
bağımlı
Sahnedebir şeye aşırı derecede alışmış veya takıntılı olan kişi
He is a real fitness junkie
O gerçek bir fitness bağımlısı
ön
Sahnedevücudun ön kısmında yer alan
The anterior part of the organ is sensitive
Organın ön kısmı hassastır
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
dürüstçe
Sahnededoğru bir şekilde
He answered the questions truthfully
Soruları dürüstçe cevapladı
kayıp eşya bürosu
Sahnedekaybedilen eşyaların tutulduğu yer
I left my umbrella at the lost and found
Şemsiyemi kayıp eşya bürosunda bıraktım
kayıp eşya bürosu
kaybedilen eşyaların toplandığı ve sahiplerini beklediği yer
I went to the lost and found to look for my umbrella
Şemsiyemi aramak için kayıp eşya bürosuna gittim
Kayıp eşya bürosu
Kaybolan eşyaların sahipleri tarafından alınana kadar tutulduğu yer
I left my umbrella at the lost and found
Şemsiyemi kayıp eşya bürosunda unuttum
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
kalitesiz
çok düşük nitelikli
This movie is total garbage
Bu film tamamen kalitesiz
çöp
atılması gereken istenmeyen maddeler
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
bütçe
Sahnedeparanın nasıl harcanacağına dair plan
We have a tight budget
Dar bir bütçemiz var
bütçelemek
bir şeyin nasıl kullanılacağını dikkatlice planlamak
I need to budget my time
Zamanımı planlamam gerekiyor
bütçe
para harcama planı
We need to create a budget for the trip
Gezi için bir bütçe oluşturmamız gerekiyor
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
beş yıllık
Sahnedebeş yıl süren
It is a five year plan
Bu beş yıllık bir plan
beş yıllık
beş yıl süren
This is a five-year project
Bu beş yıllık bir proje
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
pes etmek
Sahnededenemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
bırakmak
bir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
fiyonk
Sahnedesüsleme için kullanılan kurdele düğümü
She wore a red bow
Kırmızı bir fiyonk taktı
yay
Sahnedeok atmak için kullanılan araç
He uses a bow and arrow
Yay ve ok kullanır
eğilmek
saygı göstermek için başı veya vücudu öne eğmek
He bowed to the king
Krala eğildi
baş
bir geminin veya teknenin ön kısmı
The sailors stood at the bow
Denizciler geminin başında durdular
gizem
Sahnedebilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
anlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
yasak
Sahnedebir şeyin yapılmasına izin vermeyen resmi kural
There is a prohibition on smoking in this area
Bu alanda sigara içmek yasaktır
yola çıkmak
Sahnedebir yere gitmek için ayrılmak
I am off to work
İşe gidiyorum
yola çıkmak
bir yere gitmek üzere ayrılmak
We are off to Paris tomorrow
Yarın Paris'e yola çıkıyoruz