

Arrow — Season 2 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
611 kelime
Seviye
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
modaya uygun şekilde
Sahnedegüncel tarzlara uyarak
She is dressed fashionably
O modaya uygun giyinmiş
son zamanlardaki
Sahnedekısa bir süre önce gerçekleşmiş olan
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yeni
kısa bir süre önce gerçekleşmiş veya yapılmış
This is a recent photo
Bu yeni bir fotoğraf
yerleştirmek
Sahnedebirini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
bağış
Sahnedebir kişiye veya gruba yardım etmek için verilen şey
She made a donation to the hospital
Hastaneye bir bağış yaptı
zor
Sahnedekolay olmayan; güç
He had a rough year
Zor bir yıl geçirdi
pürüzlü
düzgün olmayan yüzey
The rock is rough
Kaya pürüzlü
yaklaşık
tam olmayan veya kesinlik içermeyen
This is just a rough estimate
Bu sadece yaklaşık bir tahmin
tanım
Sahnedebir kelimenin ne anlama geldiğinin açıklaması
What is the definition of this word?
Bu kelimenin tanımı nedir?
belirginlik
kasların görünür şekli ve yapısı
He has great muscle definition
Kasları çok belirgin
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
dalga
Sahnedesuyun veya havanın üzerindeki hareketli çıkıntı
The waves are very big today
Bugün dalgalar çok büyük
dalga
bir şeyin popülaritesinde veya etkinliğinde görülen ani artış
There is a new wave of interest in jazz
Caz müziğine karşı yeni bir ilgi dalgası var
el sallama
selam vermek için elin yandan yana hareketi
She gave a friendly wave
Dostça bir el sallama yaptı
sallanmak
bir yandan diğer yana tekrarlı hareket etmek
The trees wave in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
uzmanlık alanı
Sahnedebirinin en iyi olduğu beceri veya yetenek
Cooking is not my strong suit
Yemek pişirmek benim uzmanlık alanım değil
güçlü yan
bir kişinin en iyi olduğu veya en becerikli olduğu konu
Cooking is not my strong suit
Yemek yapmak benim güçlü yanım değil
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
bir süre daha kalmak
Sahnedebir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
ayrılmamak
bir yerde bir süre daha kalmak
Please stick around after the meeting
Lütfen toplantıdan sonra ayrılmayın
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı
daha iyi durumda
Sahnededaha avantajlı veya mutlu bir halde olma
You would be better off taking the bus
Otobüse binmen daha iyi olur
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
benimsemek
Sahnedebir şeyi isteyerek kabul etmek
She decided to embrace the new culture
Yeni kültürü benimsemeye karar verdi
kucaklamak
birini kollarıyla sarmak
They embraced each other warmly
Birbirlerini sıcak bir şekilde kucakladılar
sarılmak
birini kollarıyla tutmak
Please embrace your friend
Lütfen arkadaşına sarıl
benimsemek
bir düşünceyi veya durumu isteyerek kabul etmek
We should embrace new ideas
Yeni fikirleri benimsemeliyiz
ses tonu
Sahnedebirinin konuşurken çıkardığı sesin niteliği
He spoke in a firm tone
Kararlı bir ses tonuyla konuştu
ton
özellikle bir sinyal olan ses
The phone made a high tone
Telefon tiz bir ton çıkardı
ton
bir rengin sahip olduğu koyuluk ya da açıklık derecesi
The walls were painted in a soft tone of blue
Duvarlar yumuşak bir mavi tonuna boyanmıştı
ses tonu
bir sesin veya konuşmanın niteliği
She speaks with a gentle tone
Nazik bir ses tonuyla konuşuyor
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
tur
Sahnedefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
alışık olmak
Sahnedebir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
Sahnedegerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
endişelendirmek
birinin kaygılı veya üzgün hissetmesine neden olmak
Your late arrival worries me
Geç gelmen beni endişelendiriyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
tarz
Sahnedebir şeyin yapılış şekli veya biçimi
He spoke in a professional manner
Profesyonel bir tarzda konuştu
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
yaşamak
bir olaydan etkilenmek veya bir durumla karşılaşmak
I experienced a big change
Büyük bir değişiklik yaşadım
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
yaşamak
bir durumu geçirmek veya hissetmek
We experienced a strange event
Garip bir olay yaşadık
yazılım
Sahnedebilgisayarda çalışan talimatlar
The software is fast
Yazılım hızlı
yazılım
bir bilgisayarı çalıştıran talimatlar bütünü
We need new software
Yeni bir yazılıma ihtiyacımız var
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
asi
Sahnedekurallara uymayan cesur ve aykırı tutum
He has a punk attitude
Onun asi bir tutumu var
punk
bir müzik türü
They love listening to punk
Punk dinlemeyi seviyorlar
kandırmak
birine şaka yapmak
He decided to punk his friend
Arkadaşını kandırmaya karar verdi
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
geciktirmek
Sahnedebirinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
dayanmak
zor bir durumda direnç göstermek
He held up well during the stress
Stresli zamanlarda iyi dayandı
havaya kaldırmak
bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek
Please hold up your hand
Lütfen elini havaya kaldır
geçerli kalmak
zaman geçmesine rağmen doğruluğunu korumak
The theory still holds up
Teori hâlâ geçerli kalıyor
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
affetme
Sahnedeyanlış yapan birine karşı duyulan öfkenin sona ermesi
She asked for his forgiveness
Onun affını istedi
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
He lives in a remote village
Uzak bir köyde yaşıyor
kumanda
uzaktan kumanda edilen elektronik cihaz
I lost the remote for the TV
Televizyonun kumandasını kaybettim
uzaktan yönetmek
bir şeyi uzak bir mesafeden kontrol etmek
You can remote your computer from home
Bilgisayarınızı evden uzaktan yönetebilirsiniz
dolaylı
doğrudan olmayan veya yakın olmayan
He is remotely related to me
Bana dolaylı yoldan akraba
nöbet tutmak
Sahnedebir şeyi korumak için dikkatle izlemek
I will keep watch tonight
Bu gece nöbet tutacağım
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
sert
Sahnedealkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
tehlikeli bir şekilde
Sahnedetehlikeye yol açacak biçimde
He was driving dangerously
Tehlikeli bir şekilde araba sürüyordu
yetkilendirmek
Sahnederesmi olarak izin vermek
The manager authorized the payment
Müdür ödemeye izin verdi
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
travmatik
Sahnededuygusal acıya veya şoka neden olan
It was a traumatic experience
Travmatik bir deneyimdi
bölge
Sahnedebelirli bir sınırı olan toprak parçası veya alan
This is our territory
Burası bizim bölgemiz
toprak
bir grubun veya devletin kontrolü altındaki arazi
The soldiers defended their territory
Askerler topraklarını savundu
bölge
bir yönetici veya hükümetin kontrolündeki kara parçası
The soldiers guarded the territory
Askerler bölgeyi korudu
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
boğulmak
Sahnedesu altında nefes alamadığınız için ölmek
Many people drown every year
Her yıl birçok insan boğuluyor
bastırmak
diğer seslerden daha yüksek çıkmak
The music drowned out the voices
Müzik sesleri bastırdı
boğmak
birini suyun altında tutarak ölümüne yol açmak
The villain tried to drown the hero
Kötü adam kahramanı boğmaya çalıştı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
beş yıllık
Sahnedebeş yıl süren
It is a five year plan
Bu beş yıllık bir plan
beş yıllık
beş yıl süren
This is a five-year project
Bu beş yıllık bir proje
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
başka türlü
Sahnedebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
aksi takdirde
durum farklı olsaydı
Run otherwise you will be late
Koş yoksa geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde
I could not do otherwise
Ben başka türlü yapamazdım
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
silahlandırmak
Sahnedesilah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
kol
omuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
teşekkür notu
Sahnedeteşekkür etmek için yazılan kısa yazı
I sent a thank you note
Bir teşekkür notu gönderdim
kusur
Sahnedebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir