

Arrow — Season 2 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
574 kelime
Seviye
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
açmak
bir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
sırt çevirmek
birini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
sonunda
uzun bir bekleyişten sonra
He arrived at last
Sonunda geldi
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından
He looked at the group from the outside
Gruba dışarıdan baktı
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
kazanmak
Sahnedebir şeyi elde etmek
He wants to gain experience
Deneyim kazanmak istiyor
kazanmak
daha fazlasını elde etmek
She gained a lot of experience
Çok deneyim kazandı
lider
Sahnedebir grubu veya organizasyonu yöneten kişi
The chief spoke to the group
Lider grupla konuştu
başlıca
en önemli veya birincil olan
Her chief concern is health
Onun başlıca endişesi sağlık
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
acele etmek
Sahnedehızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
acele
bir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
çok şükür
rahatlama veya minnettarlık ifadesi
Thank god you are safe
Güvende olduğun için çok şükür
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
rakam
Sahnedesayıları yazmak için kullanılan tek bir sembol
The number 10 has two digits
10 sayısının iki rakamı vardır
rastlamak
birine tesadüfen rastlamak
I ran across an old friend yesterday
Dün eski bir arkadaşıma rastladım
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
Cuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
satış
Sahnedebir şeyin para karşılığında devredilmesi işlemi
The sale of the house was quick
Evin satışı hızlı oldu
indirim
malların daha düşük fiyatlarla satıldığı durum
This shirt is on sale
Bu gömlek indirimde
indirim dönemi
mağazaların ürünleri ucuza sattığı zaman
The winter sale starts tomorrow
Kış indirimi yarın başlıyor
indirim
ürünlerin daha düşük fiyatlarla satıldığı dönem
There is a big sale at the store today
Bugün mağazada büyük bir indirim var
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
mademki
bir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
yanlış anlaşılma
Sahnedeinsanların birbirini doğru anlamadığı durum
It was a simple misunderstanding
Basit bir yanlış anlaşılmaydı
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
beni say
birini veya kendini belirli bir şekilde tanımlamak
Color me impressed by your work
Çalışmandan dolayı beni etkilenmiş say
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
bağlı ortaklık
Sahnededaha büyük bir şirket tarafından kontrol edilen şirket
The subsidiary operates independently from the parent company
Bağlı ortaklık ana şirketten bağımsız olarak çalışır
yan kuruluş
daha büyük bir şirketin sahip olduğu işletme
They opened a new subsidiary in Paris
Paris'te yeni bir yan kuruluş açtılar
iştirak
büyük bir şirketin kontrolündeki kuruluş
Our subsidiary produces car parts
İştirakimiz otomobil parçaları üretmektedir
imzalamak
Sahnedebir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
işaret
bilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
keşfetmek
Sahnedebir yer hakkında bilgi edinmek için orayı gezmek veya incelemek
We want to explore the city
Şehri keşfetmek istiyoruz
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
We need to explore this idea further
Bu fikri daha fazla incelememiz gerekiyor
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için gezmek
They want to explore the island
Adayı keşfetmek istiyorlar
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için seyahat etmek
They want to explore the forest
Ormanı keşfetmek istiyorlar
yola çıkmak
bir yerden ayrılmak
I think it's time to head out
Sanırım yola çıkma vakti geldi
kalıcı
Sahnedeuzun süre veya sonsuza dek süren
This is a permanent job
Bu kalıcı bir iş
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
kin beslemek
birine karşı yapılan bir haksızlık yüzünden uzun süre kızgınlık duyma
He still holds a grudge against his former boss
Eski patronuna karşı hala kin besliyor
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
kesin olarak
Sahnededikkatli ve tam bir şekilde
Follow the rules strictly
Kurallara kesin olarak uyun
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey ödemek zorunda olmak
I owe you ten dollars
Sana on dolar borcum var
borçlu olmak
birine geri ödeme yapma gerekliliği
I owe him five dollars
Ona beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
gelmek
bir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gece kulübü gezme
gece boyunca farklı gece kulüplerine gitme eylemi
We went club hopping downtown
Şehir merkezinde gece kulübü gezdik
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
taşımak
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere götürmek
Buses transport students to school
Otobüsler öğrencileri okula taşır
kendinden geçirmek
güçlü duygularla bir yerden başka bir yere götürülmüş gibi hissetmek
The beautiful music transported the audience
Güzel müzik dinleyicileri kendinden geçirdi
taşımacılık
insanları veya malları bir yerden diğerine götürme işi
Public transport is very efficient in this city
Bu şehirde toplu taşıma çok verimlidir
taşımak
insanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere götürmek
They transport goods by train
Malları trenle taşırlar
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
gemi
Sahnedeinsan veya mal taşımak için kullanılan büyük tekne
The ship sailed across the ocean
Gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
şaşırtıcı olay
Sahnedeani ve beklenmedik bir şekilde şaşırtan durum
It was a real shocker to hear the news
Haberi duymak gerçekten şaşırtıcıydı
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
Sahnedesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
psikopat
Sahnedeempati yeteneği olmayan ve antisosyal davranan kişi
He is a psychopath
O bir psikopat
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
Sahnedezekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
tasarruf
daha az para harcama durumu
This is a cost saving idea
Bu maliyet tasarrufu sağlayan bir fikir
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
geliştirmek
bir şeye sahip olmaya başlamak
He developed a bad habit
Kötü bir alışkanlık edindi
tab etmek
fotoğrafları çıkarmak için filmi işlemek
I need to develop this film
Bu filmi tab ettirmem gerekiyor
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
ilgili olmak
Sahnedebelirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
etekler
Sahnedebelden aşağı giyilen bir giysi
She bought three skirts today
Bugün üç etek satın aldı
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
göndermek
bir şeyi bir yere veya kuruluşa iletmek
Please send in your application
Lütfen başvurunuzu gönderin
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
düşünce
Sahnedebir fikir veya görüş
It was a great thought
Bu harika bir düşünceydi
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
vatandaş
Sahnedebir ülkeye yasal bağı olan kişi
He is a citizen of this country
O, bu ülkenin bir vatandaşı
vatandaş
bir ülkeye ait olan kişi
He is a British citizen
O bir İngiliz vatandaşıdır
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk