

Arrow — 2. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
609 kelime
Seviye
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkarım
kötü bir durumdan dolayı üzgün veya kaygılı hissetmek
I am afraid that we are late
Korkarım geç kaldık
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
başarmak
Sahnedezor bir işi gerçekleştirmek
She pulled off the difficult plan
Planı başarıyla gerçekleştirdi
çıkarmak
özellikle yapışmış bir şeyi yerinden çıkarmak
He pulled off the sticker
Çıkartmayı söküp çıkardı
hareket etmek
bir yerden araçla ayrılmak
The car pulled off at high speed
Araba hızla hareket etti
başarmak
zor bir işin üstesinden gelmek
They pulled off the difficult task
Zor görevi başardılar
başarmak
zor bir şeyi yapmayı başarmak
We pulled off the plan
Planı başardık
ara sokak
Sahnedebinalar arasındaki dar yol
The cat hid in the alleyway
Kedi ara sokağa saklandı
ne
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan vurgu
What the hell is happening
Ne halt oluyor burada
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
dua etmek
SahnedeTanrı'ya yakarmak veya Onunla konuşmak
I pray every morning
Her sabah dua ederim
alarm
Sahnedeinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
alarm
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
gizlilik
Sahnedefark edilmeden gizlice hareket etme durumu
The cat moved with stealth
Kedi gizlice hareket etti
nitrik asit
Sahnedeendüstride kullanılan güçlü ve aşındırıcı bir asit türü
Nitric acid is used to make fertilizers
Nitrik asit gübre yapımında kullanılır
dispanser
Sahnedeilaç veya kenevir satılan yer
You can get medicine at the dispensary
Dispanserden ilaç alabilirsin
dispanser
ilaç veya kenevir ürünlerinin satıldığı dükkan
The dispensary is open on weekends
Dispanser hafta sonları açıktır
ok ucu
Sahnedeokun sivri ucu
The ancient arrowhead was made of stone
Antik ok ucu taştan yapılmıştı
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
oran
Sahnedeiki miktar arasındaki ilişki
The ratio of boys to girls is two to one
Erkeklerin kızlara oranı ikiye birdir
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
yanında
Sahnedebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
morluk
Sahnededarbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli iz
She has a large bruise on her leg
Bacağında büyük bir morluk var
morartmak
ciltte morluk oluşturmak
I bruised my arm
Kolumu morarttım
morarmış
bir darbe sonucu ciltte koyu renkli leke oluşmuş
His leg is bruised
Bacağı morarmış
morluk
bir darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
She has a bruise on her knee
Dizinde bir morluk var
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
karşılıklı
Sahnedeiki veya daha fazla kişi tarafından hissedilen veya yapılan
They have mutual respect
Karşılıklı saygı duyuyorlar
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
refleks
Sahnedehızlı ve bilinçsiz bir hareket veya tepki
He has quick reflexes
Hızlı refleksleri var
istemsiz tepki
bir şeye karşı verilen hızlı ve otomatik hareket
It was a reflex
Bu bir refleksti
altyazı
Sahnedevideonun altında görünen yazılar
I watch movies with subtitles
Filmleri altyazılı izlerim
altyazı
bir videonun alt kısmında gösterilen metin
I watch movies with subtitles
Filmleri altyazılı izlerim
bromür
Sahnedebrom içeren kimyasal bileşik
Silver bromide is used in photography
Gümüş bromür fotoğrafçılıkta kullanılır
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
güncel
Sahnedeşu an gerçekleşen veya var olan
What is your current address
Güncel adresiniz nedir
akıntı
belirli bir yöne doğru hareket eden su
The current is very strong here
Buradaki akıntı çok güçlü
akım
elektrik yükünün hareketi
The current flows through the wire
Akım telin içinden geçer
metal
Sahnededemir veya altın gibi sert ve parlak bir madde
This spoon is made of metal
Bu kaşık metalden yapılmıştır
metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
She loves listening to metal
O metal dinlemeyi seviyor
metal
demir veya altın gibi sert ve parlak madde
Gold is a valuable metal
Altın değerli bir metaldir
çıplak
Sahnedeörtülmemiş veya gizlenmemiş
He walked with bare feet
Çıplak ayakla yürüdü
açmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü veya kaplamayı kaldırmak
He bared his arm to show the tattoo
Dövmeyi göstermek için kolunu açtı
eğri
Sahnededüz olmayan şekil
The metal pipe is bent
Metal boru eğri
kararlı
bir şeyi yapmayı çok isteyen
He was bent on winning
Kazanmaya kararlıydı
sahtekâr
dürüst veya adil olmayan
He is a bent politician
O sahtekâr bir politikacı
yatkınlık
bir şeye karşı duyulan doğal yetenek veya ilgi
She has a bent for music
Müziğe karşı bir yatkınlığı var
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
merkezcil
Sahnedebir merkeze doğru yönelen
Centripetal force keeps the moon in orbit
Merkezcil kuvvet ayı yörüngede tutar
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
yavaş
düşük hızda hareket eden
The train is very slow
Tren çok yavaş
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
kodlamak
Sahnedebilgisayar için talimatlar yazmak
I can code in Python
Python'da kod yazabiliyorum
şifre
Sahnedeiletişim için kullanılan semboller sistemi
He used a secret code
Gizli bir şifre kullandı
kodlamak
bilgiyi metin veya işaret biçimine çevirmek
The software will code the data automatically
Yazılım verileri otomatik olarak kodlayacak
modellemek
Sahnedebir şeyin versiyonunu veya tanımını oluşturmak
They model the data in the system
Verileri sistemde modelliyorlar
örnek
taklit edilmesi gereken iyi bir kişi veya şey
She is a good model for students
O öğrenciler için iyi bir örnek
manken
fotoğraf çekimleri veya defileler için kıyafetleri sergileyen kişi
She is a famous fashion model
O ünlü bir moda mankeni
model
bir ürünün belirli bir tasarımı veya versiyonu
This is the latest model of the car
Bu arabanın en son modeli
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
kan akışı
Sahnedevücut içindeki kan akışı
The medicine enters the bloodstream
İlaç kan akışına karışır
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
bağışlamak
karşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
âşık
Sahnedebirine karşı güçlü bir romantik sevgi duymak
They are in love
Onlar birbirine âşık
aşık
birine karşı derin sevgi besleyen
They have been in love for years
Yıllardır birbirlerine aşıklar
sevdalı
birine karşı güçlü romantik sevgi duyan
He is totally in love with her
Ona tamamen sevdalı
aşk içinde
derin romantik aşk duygusu yaşayan
They looked so happy and in love
Çok mutlu ve aşk içinde görünüyorlardı
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
yanıltıcı
Sahnedegerçek olmayan bir şeye inandırmaya çalışan
The advertisement was misleading
Reklam yanıltıcıydı
yanıltıcı
yanlış bir fikir veren
The advertisement was misleading
Reklam yanıltıcıydı
iç kısımlarda
Sahnedebir ülkenin kıyıdan uzak olan bölgesi
The town is located far inland
Kasaba kıyıdan oldukça içeride yer alıyor
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
trafik
Sahnedeyoldaki araçlar
There is a lot of traffic today
Bugün çok trafik var
trafik
yoldaki araç veya insan akışı
There is a lot of traffic on the road
Yolda çok trafik var
kaçakçılık yapmak
yasa dışı malların alım satımını yapmak
Criminals traffic stolen goods
Suçlular çalıntı malların kaçakçılığını yapıyor
paylamak
Sahnedebirine kızgın bir şekilde bağırmak veya onu sertçe eleştirmek
The boss really gave it to him for being late
Patron, geç kaldığı için onu gerçekten payladı
cezalandırmak
birine ağır bir ceza uygulamak
They gave it to the cheaters
Hile yapanları ağır cezalandırdılar
vermek
bir şeyi birine uzatmak
Please give it to him
Lütfen onu ona ver
vermek
bir şeyi birine ulaştırmak
Please give it to her
Lütfen onu ona ver
teslim etmek
bir şeyi birinin eline geçirmek
Give it to the teacher
Onu öğretmene teslim et
azarlamak
yanlış bir şey yaptığı için birine kızmak
My boss will give it to me
Patronum beni azarlayacak
söylemek
birine bir şeyi doğrudan ifade etmek
Just give it to me straight
Sadece bana doğrudan söyle
beton
Sahnedeçimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
beton
bina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
somut
belirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
blok
Sahnedeiki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
engellemek
bir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
uygulanmış
Sahnedebir amaca yönelik olarak kullanılmış
He applied the knowledge he learned
Okulda öğrendiği bilgileri uyguladı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
indirmek
Sahnedebir dosyayı internetten bir cihaza aktarmak
I want to download this app
Bu uygulamayı indirmek istiyorum
indirmek
verileri internetten bir cihaza kopyalamak
I will download this file
Bu dosyayı indireceğim
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
leş gibi kokmak
Sahnedeçok güçlü ve kötü bir kokuya sahip olmak
His shoes reek of sweat
Ayakkabıları leş gibi ter kokuyor
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
izole etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi diğerlerinden ayırmak
He tried to isolate the problem
Sorunu izole etmeye çalıştı
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
birlikte çalıştığınız veya oyun oynadığınız kişi
I have a new dance partner
Yeni bir dans ortağım var