

Arrow — Season 2 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
676 kelime
Seviye
yıllık
Sahnedeyılda bir kez olan
We have an annual meeting
Yıllık bir toplantımız var
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
askıya almak
Sahnedebir şeyi resmi olarak bir süreliğine durdurmak
The company decided to suspend the project
Şirket projeyi askıya almaya karar verdi
asmak
bir şeyi yukarıdan aşağıya sarkıtmak
They suspended the lamp from the ceiling
Lambayı tavandan aşağı sarkıttılar
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
kurban
bir olay veya suç yüzünden zarar gören kişi
She is the victim of a crime
O bir suçun kurbanı
kurban
bir olay veya eylem nedeniyle zarar gören kişi
The police helped the victim of the crime
Polis suçun kurbanına yardım etti
cezbetmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya istekli hale getirmek
The cake tempted me
Pasta beni cezbetti
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
özür
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
özür
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
atmak
bir şeyi artık istemediğin için elden çıkarmak
I decided to toss my old shoes
Eski ayakkabılarımı atmaya karar verdim
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
karşılık vermek
bir saldırıyı durdurmaya çalışmak veya karşı çıkmak
He decided to fight back
Karşılık vermeye karar verdi
sakinleşmek
kızgınlığın veya üzüntünün azalması
Please calm down
Lütfen sakinleş
sakinleştirmek
birini veya bir durumu huzurlu hale getirmek
He tried to calm down his angry friend
Arkadaşını sakinleştirmeye çalıştı
kesin olarak
bir daha değişmeyecek şekilde son kez
Let's settle this once and for all
Hadi bunu kesin olarak çözelim
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
olmak
farklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
ima etmek
Sahnededoğrudan söylemeden bir şeyi belirtmek
He implied that he was tired
Yorgun olduğunu ima etti
anlamına gelmek
bir durumun sonucu olarak işaret etmek
Silence may imply consent
Sessizlik rıza anlamına gelebilir
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan giysi
He is wearing a hat
O bir şapka takıyor
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
olmak
farklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
çekmek
Sahnedebir kaptan veya gruptan bir şey çıkarmak
He drew a card from the deck
Desteden bir kart çekti
çizmek
kalemle resim yapmak
I like to draw flowers
Çiçekler çizmeyi severim
berabere kalmak
bir oyunu aynı skorla bitirmek
The game ended in a draw
Maç berabere bitti
yaklaşmak
bir şeye doğru hareket etmek
The holidays are drawing near
Tatiller yaklaşıyor
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
kilidini açmak
Sahnedekilitli bir kapıyı veya kabı açmak
I unlock the door
Kapının kilidini açıyorum
herkesin önünde
Sahnedebirçok kişi tarafından görülecek veya bilinecek şekilde
He apologized publicly for his mistake
Hatası için herkesin önünde özür diledi
başvurmak
Sahnedeyardım için bir şeye yönelmek
They had to resort to violence
Şiddete başvurmak zorunda kaldılar
tatil köyü
tatil ve dinlenme yeri
We stayed at a beach resort
Bir plaj tatil köyünde kaldık
tatil yeri
insanların tatilde dinlenmek ve eğlenmek için gittikleri yer
We stayed at a beautiful resort
Güzel bir tatil yerinde kaldık
takip cihazı
Sahnedebir şeyin konumunu izleyen cihaz
He attached a tracker to his car
Arabasına bir takip cihazı taktı
iz sürücü
insanları veya hayvanları takip eden veya bulan kişi
The tracker found the lost dog
İz sürücü kayıp köpeği buldu
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
liderlik
Sahnedeyönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
bölüm
Sahnedebüyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
kuvvet
Sahnedepolis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
güç
büyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
sır
Sahnedebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
düzenli olarak
Sahnededüzenli bir işin parçası olarak yapılan
I routinely check my emails
E-postalarımı düzenli olarak kontrol ederim
belirli
Sahnedebelirli bir kişiye veya şeye ait
Is there a particular reason?
Belirli bir sebep var mı?
özellikle
her zamankinden daha fazla veya özellikle
I love music, in particular jazz
Müziği severim, özellikle cazı
seçenek
Sahnedeseçilebilecek şey
You have two options
İki seçeneğiniz var
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
inmek
daha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
bağlı olmak
bir şeyin sonucunun başka bir etkene dayanması
The result comes down to one vote
Sonuç tek bir oya bağlı
yağmak
yağmurun gökten yere düşmesi
The rain is coming down hard
Yağmur şiddetli yağıyor
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan resmi tartışma
They had a long debate about the new law
Yeni yasa hakkında uzun bir tartışma yaptılar
tartışmak
farklı görüşlerle bir konuyu konuşmak
They debated the new laws for hours
Yeni yasaları saatlerce tartıştılar
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
yakalamak
birini kovalayıp ele geçirmek
The police ran down the thief
Polis hırsızı yakaladı
azalmak
miktar veya güç olarak düşmek
The battery has run down
Pil azaldı
bakımsız
eski ve kötü durumda olan
They bought a run down house
Bakımsız bir ev satın aldılar
inmek
aşağı doğru hızlıca gitmek
I will run down to the shop
Dükkana inip geleceğim
kötülemek
birisi hakkında olumsuz konuşmak
Do not run down your friends
Arkadaşlarını kötüleme
seri
Sahnedebelirli bir sıraya göre dizilmiş şeyler grubu
He won a series of matches
Bir dizi maç kazandı
önem
Sahnedeönem veya değer
It does not matter
Önemli değil
konu
tartışılan konu veya durum
This is a private matter
Bu özel bir konudur
madde
evrendeki fiziksel şeyler
All matter has mass
Tüm maddelerin kütlesi vardır
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
başka bir yerde
Sahnedefarklı bir yerde
The book is elsewhere
Kitap başka bir yerde
cümle
Sahnedetam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
mahkum etmek
Sahnedebir suç için ceza belirlemek
The judge sentenced him to prison
Hakim onu hapse mahkum etti
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kışkırtmak
birinin güçlü bir duygu hissetmesini sağlamak
Don't work yourself up
Kendini boşuna heyecanlandırma
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya planlamak
He worked up a new plan
Yeni bir plan hazırladı
tetkik
bir durumun veya hastanın ayrıntılı incelenmesi
The doctor ordered a full workup
Doktor tam bir tetkik istedi
yenilmek
Sahnedebir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
evde
yaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
katlanmak
Sahnedezor veya acı verici bir şeye dayanmak
She had to endure the pain
Acıya katlanmak zorundaydı
sürmek
uzun süre devam etmek
The tradition endures today
Gelenek bugün hala sürüyor
şahsen
Sahnedekendi görüşüne göre
Personally, I prefer tea
Şahsen çayı tercih ederim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
ücret aldı
Sahnedeemeğinin karşılığını almak
They were paid for the work
İş için ücret aldılar
satın aldı
bir şeyi edinmek
He paid for the car
Arabayı satın aldı
ödedi
bir şey için para vermek
He paid the bill
Faturayı ödedi
dikkat etti
birine veya bir şeye yoğunlaşma eylemi
He paid attention to the lesson
O derse dikkat etti
etkinlikler
Sahnedezaman geçirmek için yapılan işler
We have many fun activities today
Bugün birçok eğlenceli etkinliğimiz var
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
yakalamak
Sahnedebirini yakalamak veya tutuklamak
The police managed to collar the thief
Polis hırsızı yakalamayı başardı
yaka
giysilerin boyun kısmını çevreleyen bölüm
The collar of the shirt is white
Gömleğin yakası beyaz
yaka
gömleğin boynu saran kısmı
He fixed his collar before the meeting
Toplantıdan önce yakasını düzeltti
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
açığı kapatmak
başkasının yapmadığı işi üstlenmek
I had to pick up the slack when he left
O gittiğinde açığı kapatmak zorunda kaldım
eksikliği gidermek
eksik kalan işi tamamlamak
We need to pick up the slack to finish on time
Vaktinde bitirmek için eksikliği gidermeliyiz
açığı kapatmak
birinin yapmadığı işi üstlenmek
He helps pick up the slack at work
İşteki açığı kapatmaya yardım ediyor
zehir
Sahnedehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
kayboluş
Sahnedebirinin veya bir şeyin ortadan yok olması
Her sudden disappearance shocked everyone
Onun ani kayboluşu herkesi şok etti
durum
Sahnedebir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
durum
belirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
yakalamak
Sahnedebir suçluyu yakalayıp tutuklamak
The police apprehended the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
katılmak
Sahnedebir etkinlikte veya yerde hazır bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
eşlik etmek
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
ilgilenmek
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
beklemek
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
ağır
Sahnedeçok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
asil
Sahnedeyüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
hileli ayarlamak
Sahnedebir sonucun dürüst olmayan yollarla önceden belirlenmesi
They rigged the game
Oyuna hile karıştırdılar
kurmak
bir şeyi belirli bir şekilde düzenlemek veya kurmak
He rigged a simple antenna
Basit bir anten kurdu
büyük araç
büyük bir araç veya makine
He drives a big rig
Büyük bir tır sürüyor
kurmak
bir şeyi veya yeri bir amaç için kullanıma hazır hale getirmek
He rigged the equipment for the show
Gösteri için ekipmanı kurdu