

Arrow — Season 2 Episode 21
Kelimeler ve anlamları
604 kelime
Seviye
bilgi
Sahnededeneyimle kazanılan bilgi veya farkındalık
She has a lot of knowledge about history
Tarih hakkında çok bilgisi var
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
üzgün
Sahnedeüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
yönlendirmek
Sahnedebir araca veya tekneye yön vermek
It is hard to steer the car
Arabayı yönlendirmek zordur
tosun
et için yetiştirilen genç erkek sığır
The farmer has a strong steer
Çiftçinin güçlü bir tosunu var
yönlendirmek
bir şeyin veya aracın gidişatını kontrol etmek
He steered the boat to the shore
Tekneyi kıyıya yönlendirdi
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
rahatsız etmek
birini rahatsız edecek şekilde dikkatini çekmeye çalışmak
Please do not bother me while I am working
Çalışırken lütfen beni rahatsız etme
güvenlik
Sahnedebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
tehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
eksik
Sahnedeorada olmayan veya mevcut olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
kayıp
ortadan kaybolan ve bulunamayan kişi
The police are searching for the missing person
Polis kayıp kişiyi arıyor
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
kaçak
Sahnedebir yerden kaçmış olan kişi
The police caught the escapee
Polis kaçağı yakaladı
-e dayalı
bir şeyi temel alan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayalı
bir şeyin ana nedeni veya başlangıç noktası olarak kullanılması
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikayeye dayalı
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
iskele
Sahnedeteknelerin yanaşması veya yürümek için su üzerine inşa edilen yapı
The boat is at the pier
Tekne iskelede
uzak durmak
bir yerden veya bir durumdan uzak durmak
Please stay out of my room
Lütfen odama girme
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
kazmak
Sahnedetoprağı kazarak yerini değiştirmek
He likes to dig in the garden
Bahçede kazmayı sever
sevmek
bir şeyi beğenmek veya ondan keyif almak
I really dig your style
Tarzını gerçekten çok sevdim
karıştırmak
bir şeyi bulmak için eşyaları karıştırmak
I had to dig through my bag for the keys
Anahtarları bulmak için çantamı karıştırmak zorunda kaldım
iğneleme
eleştirel veya alaycı söz
That was a cheap dig at me
Bana yönelik ucuz bir iğnelemeydi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yerleşmek
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
yerini bulmak
bir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
enjekte etmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
The doctor will inject the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
sıkılmak
bir şeyi çok uzun süre yaptıktan sonra ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla sıkılmam
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salmak
He decided to unleash the dog
Köpeği serbest bırakmaya karar verdi
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
alışmak
bir şeye zamanla alışmak ve onu yadırgamamak
I am getting used to the new city
Yeni şehre alışıyorum
alışkın olmak
bir şeyi tecrübe ettiği için ona aşina olmak
You will soon get used to the busy traffic
Yoğun trafiğe kısa sürede alışkın olacaksın
alışmak
yeni bir duruma zamanla uyum sağlayıp rahat hissetmeye başlamak
I am getting used to the cold weather
Soğuk havaya alışıyorum
belediye başkanı
Sahnedebir şehrin veya kasabanın başındaki kişi
The mayor lives in this house
Belediye başkanı bu evde yaşıyor
belediye başkanı
şehir yönetiminin başındaki yetkili
He is the mayor of the city
O, şehrin belediye başkanıdır
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
sadakatle
Sahnedebirine veya bir şeye sadık bir şekilde
He waited faithfully for her
Onu sadakatle bekledi
uzun zaman
olayların gerçekleştiği uzun süre
I haven't seen him for a long time
Onu uzun zamandır görmedim
duygusal
Sahnededuygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
oldu
Sahnedebir olayın meydana gelmesi
What happened here
Burada ne oldu
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
ile birlikte
birine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
boş ver
bir şeyi dert etmemeyi veya unutmayı söylemek için kullanılır
Never mind, it is okay
Boş ver, sorun yok
boşver
bir şeyi dikkate almamak
Never mind the price
Fiyatı boşver
önemli değil
az önce söylenenin unutulmasını istemek
Never mind I will do it myself
Önemli değil bunu kendim yaparım
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilmiş resim
This is a beautiful photograph
Bu güzel bir fotoğraf
fotoğraflamak
fotoğraf makinesiyle resim çekmek
She likes to photograph flowers
Çiçekleri fotoğraflamayı sever
haksız davranmak
Sahnedebirine karşı adaletsiz bir şekilde hareket etmek
He rubbed the clients the wrong way
Müşterilere karşı haksız davrandı
ovalamak
elini bastırarak bir yüzey üzerinde gezdirmek
He rubbed his tired eyes
Yorgun gözlerini ovuşturdu
adil davranmak
birine nazik ve dürüst bir şekilde davranmak
He rubbed the team the right way
Takıma karşı adil davrandı
pürüz
bir zorluk veya anlaşmazlık noktası
That is the rub
Sorun da bu
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
hesap
Sahnedekişisel bilgilerin kayıtlı olduğu profil
I created a new account
Yeni bir hesap oluşturdum
anlatım
bir olayın yazılı veya sözlü açıklaması
He gave a clear account of the accident
Kazanın net bir anlatımını yaptı
müşteri
bir şirketin hizmet verdiği müşteri veya işletme
This company has many important accounts
Bu şirketin birçok önemli müşterisi var
dikkate alma
bir şeye verilen dikkat veya özen
You should take his advice into account
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
kısa mesaj
Sahnedetelefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
mesaj atmak
telefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
yerine getirmek
sözünü veya sorumluluğunu gerçekleştirmek
He finally made good on his promise
Sonunda sözünü yerine getirdi
yaratılmış
bir şey veya biri için mükemmel derecede uygun olan
They were made for each other
Onlar birbirleri için yaratılmış
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
yalnızca
Sahnedebaşka hiçbir şeyi dahil etmeden
He is solely responsible
Yalnızca o sorumludur
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
saklamak
eşyaları sonra kullanmak için bir yere koymak
Store your clothes in the attic
Kıyafetlerini tavan arasına sakla
stok
gelecekte kullanım için biriktirilen şeyler
We have a store of food
Yiyecek stokumuz var
pratik
Sahnedekullanım için uygun ve kolay
This is a practical solution
Bu pratik bir çözüm
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
gerçek
Sahnedehakiki ve doğru olan
This is real gold
Bu gerçek altın
çekici
cinsel olarak çekici olan
She is real
O çekici
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
belediye meclis üyesi
Sahnedeyerel yönetim meclisinin seçilmiş üyesi
The councilman voted for the new park
Belediye meclis üyesi yeni park için oy kullandı
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
-sa iyi olur
en uygun olanı söylemek için kullanılır
You had better hurry
Acele etsen iyi olur
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
kadın garson
Sahnederestoranda yemek servisi yapan kadın
The waitress brought the menu
Kadın garson menüyü getirdi
garsonluk
bir restoranda yemek servisi yapma işi
She does waitressing for extra money
Ekstra para için garsonluk yapıyor
servis etmek
müşterilere yiyecek ve içecek sunmak
She serves food to the guests
Konuklara yemek servis ediyor
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
açık
engelsiz
The road is clear
Yol açık
tamamen
bir şeyin içinden bütünüyle
The bullet went clear through the wood
Mermi tahtanın içinden tamamen geçti
aklamak
birinin bir suçtan suçsuz olduğuna karar vermek
The evidence helped to clear him of the crime
Kanıtlar onu suçtan aklamaya yardımcı oldu
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
emeklilik
Sahnedegenellikle yaş nedeniyle çalışmayı bıraktığınız dönem
He is planning his retirement
Emekliliğini planlıyor
başını çevirmek
bakmamak için yüzünü başka yöne çevirmek
He turned away from the light
Işıktan başını çevirdi
içeri almamak
birinin içeri girmesine izin vermemek
They turned the fans away at the door
Kapıdaki hayranları içeri almadılar
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
We cannot turn away those in need
Yardıma ihtiyacı olanları geri çeviremeyiz
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
tarafsızca
Sahnedeherkesi eşit şekilde ele alarak
The judge listened to both sides impartially
Hakim her iki tarafı da tarafsızca dinledi
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
karanlık
Sahnedeışığın yokluğu
I am afraid of the darkness
Karanlıktan korkarım
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
oturmak
bir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
frekans
Sahnedeiletişim için kullanılan radyo dalgası aralığı
Tune your radio to this frequency
Radyonu bu frekansa ayarla
sıklık
bir şeyin ne kadar sık gerçekleştiği
The frequency of the rains increased
Yağmurların sıklığı arttı
sıklık
bir şeyin belirli bir süre içinde gerçekleşme sayısı
The frequency of these meetings is high
Bu toplantıların sıklığı fazla
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
ilgili olmak
Sahnedebelirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
sizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil