

Arrow — Season 3 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
656 kelime
Seviye
iş adamı
Sahnedeticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
kutlamak
Sahnedeözel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
kutlamak
özel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
maça
Sahnedeiskambil destesinde dört seriden biri
I have the ace of spades
Maça asım var
kürek
toprak kazmak için kullanılan düz ağızlı bir alet
He used a spade to dig a hole
Çukur kazmak için bir kürek kullandı
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
ucuz
fiyatı düşük olan
This t-shirt is very cheap
Bu tişört çok ucuz
rakip
Sahnedebir başkasına karşı kazanmaya çalışan kişi
He is my main rival in the race
Yarıştaki baş rakibim o
boy ölçüşmek
birinin seviyesine ulaşmaya veya onu geçmeye çalışmak
No team can rival their skill
Hiçbir takım onların becerisiyle boy ölçüşemez
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
gizlice takip etmek
Sahnedebirini gizlice veya takıntılı bir şekilde takip etmek
He began to stalk her
Onu gizlice takip etmeye başladı
sap
bir bitkinin ana gövdesi
The celery stalk is green
Kereviz sapı yeşildir
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
takım
Sahnedeberaber çalışan bir grup insan
They are a strong team
Onlar güçlü bir takım
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
takılıp kalmak
Sahnedebir şeye aşırı derecede odaklanmak
He tends to fixate on minor details
Önemsiz detaylara takılıp kalıyor
takılı kalmak
bir şeye aşırı derecede odaklanmak
Don't fixate on the small details
Küçük detaylara takılı kalma
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
alan
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
cephanelik
Sahnedesilahların toplandığı büyük koleksiyon veya yer
The army has a huge arsenal
Ordunun devasa bir cephaneliği var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
ek
Sahnedeeklenmiş veya fazladan olan
Do you need additional time?
Ek süreye ihtiyacınız var mı?
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
bilek
Sahnedeel ile kol arasındaki eklem
He wore a watch on his wrist
Bileğine bir saat taktı
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
taşımak
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere götürmek
Buses transport students to school
Otobüsler öğrencileri okula taşır
kendinden geçirmek
güçlü duygularla bir yerden başka bir yere götürülmüş gibi hissetmek
The beautiful music transported the audience
Güzel müzik dinleyicileri kendinden geçirdi
taşımacılık
insanları veya malları bir yerden diğerine götürme işi
Public transport is very efficient in this city
Bu şehirde toplu taşıma çok verimlidir
taşımak
insanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere götürmek
They transport goods by train
Malları trenle taşırlar
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
vizyon
Sahnedegelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
görme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kız arkadaş
Sahnederomantik ilişki içinde olunan kadın
He loves his girlfriend
Kız arkadaşını seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
elmas
Sahnedekarbondan oluşan değerli bir taş
The ring has a large diamond
Yüzükte büyük bir elmas var
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
kararsız
bir şey hakkında kesinliği olmayan
He is sure about the plan
Plan hakkında kararsız
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
düğüm
Sahnedeip veya sicimin birbirine dolandığı yer
He tied a knot in the rope
İpe bir düğüm attı
kas düğümü
kaslarda oluşan sert ve ağrılı şişlik
I have a knot in my shoulder
Omzumda bir kas düğümü var
düğüm
deniz ve hava araçlarının hızını ölçmek için kullanılan birim
The boat is moving at ten knots
Tekne on düğüm hızla ilerliyor
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
gizlice katmak
Sahnedebir maddeye gizlice küçük bir miktar bir şey eklemek
He laced the drink with poison
İçeceğe gizlice zehir kattı
dantel
ince ve süslü dekoratif kumaş
She wore a lace dress
Dantelli bir elbise giydi
bağlamak
ayakkabı veya benzeri bağları sıkıca düğümlemek
She needs to lace her shoes
Ayakkabılarını bağlaması gerekiyor
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
duygusal
duygularını yoğun yaşayan
She is an emotional person
O duygusal bir insandır
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
mum
Sahnedeışık vermek için yanan fitilli balmumu çubuk
I lit a candle
Bir mum yaktım
mum
ışık veren fitilli balmumu çubuk
The candle is on the table
Mum masanın üzerinde
ışıkla kontrol etmek
yumurtanın gelişimini görmek için ışığa tutmak
Farmers candle eggs to check for fertility
Çiftçiler döllenmeyi kontrol etmek için yumurtaları ışıkla inceler
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
bir yol
bir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
azot
Sahnedeatmosferin büyük kısmını oluşturan renksiz ve kokusuz gaz
Nitrogen makes up most of the air
Azot havanın büyük kısmını oluşturur
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
tuzak teli
tetiklendiğinde bir tuzağı çalıştıran gizli tel
He stepped on the trip wire and the alarm sounded
Tuzak teline bastı ve alarm çaldı
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
içeri gel
bir yere girmek için yapılan davet
Please come on in
Lütfen içeri gel
aşırı doz
Sahnedebir ilacın veya maddenin gereğinden fazla alınması
He accidentally took an overdose
Kazara aşırı doz aldı
aşırı doz
bir ilacı gereğinden fazla miktarda almak
She took an overdose of pills
O haplardan aşırı doz aldı
çıkarmak
Sahnedebir şeyi yerinden çıkarmak
He extracted the key from the lock
Anahtarı kilitten çıkardı
özüt
bir bitkiden elde edilen sıvı
I used vanilla extract for the cake
Kek için vanilya özütü kullandım
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
yetersizlik
Sahnedebir şeyi yapamama durumu
His inability to speak French made travel difficult
Fransızca konuşamaması seyahat etmeyi zorlaştırdı
açıklamak
bir şeyin nedenini belirtmek
How do you account for the missing money
Kayıp parayı nasıl açıklıyorsun
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturup dinlenmek
rahatlamak için bir yere oturmak
Please sit down and relax
Lütfen oturun ve rahatlayın
oturmak
oturma pozisyonuna geçmek
Sit down on the chair
Sandalyeye otur
görüşme
resmi veya planlı bir tartışma
We need a sit down to talk about the project
Bu konuyu konuşmak için bir görüşmeye ihtiyacımız var
tek başına
Sahnedebaşka kimse olmadan
He traveled solo
Tek başına seyahat etti
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
olumsuz yanı
Sahnedebir durumun kötü olan kısmı
The only downside is the price
Tek olumsuz yanı fiyatı
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
israf etmek
Sahnedebir şeyi boş yere harcamak
Don't waste your money
Paranı israf etme
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
ezip geçmek
birini bir yarışmada veya kavgada kolayca yenmek
They wasted their opponents in the game
Onlar oyunda rakiplerini ezip geçti
Kapüşonlu sweatshirt
Sahnedekapüşonu olan bir üst giysi
I wear a hoodie when it is cold
Hava soğukken kapüşonlu sweatshirt giyerim
kapüşonlu
kapüşonu olan rahat, uzun kollu üst
I love wearing my blue hoodie
Mavi kapüşonlumu giymeyi seviyorum
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
kendi adına konuşmak
bir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
madencilik
Sahnedeyer altından maden çıkarma işlemi
Mining is a dangerous job
Madencilik tehlikeli bir iştir
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!