

Arrow — Season 3 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
601 kelime
Seviye
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
ile birlikte
birine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
hafifletmek
Sahnedebir şeyin etkisini veya şiddetini azaltmak
The medicine helped to dull the pain
İlaç acıyı hafifletti
kör
keskin olmayan
This knife is dull
Bu bıçak kör
sıkıcı
ilginç veya heyecan verici olmayan
The movie was dull
Film sıkıcıydı
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
beyaz saçlı
saçı beyaz renk olan
The white haired man waved at me
Beyaz saçlı adam bana el salladı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
peşinden koşmak
bir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
biyoteknoloji
Sahnedecanlı organizmaları kullanarak ürünler geliştirme bilimi
She works in the field of biotech
O biyoteknoloji alanında çalışıyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
olasılık
Sahnedegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
şüpheli
Sahnedebir suçtan dolayı suçlu olduğu düşünülen kişi
The suspect was arrested yesterday
Şüpheli dün tutuklandı
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
tahmin etmek
kanıtı olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
I suspect that he is lying
Yalan söylediğini tahmin ediyorum
şüphelenmek
bir şeyin kanıt olmadan doğru olduğuna inanmak
I suspect he is lying
Yalan söylediğinden şüpheleniyorum
inatçılık
Sahnedefikrini değiştirmeyi veya pes etmeyi reddetme durumu
Her stubbornness is well known
Onun inatçılığı herkesçe bilinir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
The train arrives at ten
Tren saat onda varıyor
ulaşmak
bir yere varmak
We arrived at the hotel
Otele ulaştık
varmak
bir yere gelmek
When did you arrive
Ne zaman vardın
varmak
yolculuk sonunda hedefe ulaşmak
They arrived in London
Londra'ya vardılar
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
izin almak
belirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yaklaşmak
yakında gerçekleşecek olmak
A holiday is coming up
Bir tatil yaklaşıyor
gündeme gelmek
bir konudan bahsedilmeye başlanması
The topic came up again
Konu tekrar gündeme geldi
yukarı çıkmak
yukarıya doğru hareket etmek
He came up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yetersiz kalmak
bir şeyin eksik veya yeterli olmaması
We came up short on money for the trip
Gezi için paramız yetersiz kaldı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
The issue came up in our meeting
Konu toplantımızda gündeme geldi
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
biyolojik
Sahnedecanlılarla ilgili olan
They disposed of the bio waste safely
Biyolojik atıkları güvenli bir şekilde imha ettiler
biyografi
bir kişinin hayatı hakkında kısa yazılı açıklama
Read his bio on the website
Web sitesindeki biyografisini oku
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
iştah
Sahnedeyemek yeme isteği
I have no appetite today
Bugün hiç iştahım yok
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
teşvik
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik eden şey
The bonus is a great incentive for the staff
Bonus, personel için harika bir teşviktir
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
merhametli
Sahnedemerhamet göstermeye hazır olan
The judge was merciful
Hakim merhametliydi
aldatmak
romantik bir ilişkide sadakatsiz davranmak
He cheated on his wife
Karısını aldattı
meydan okumak
Sahnedebirini yarışmaya veya mücadeleye davet etmek
I challenge you to a race
Sana meydan okuyorum
zorluk
yapılması çaba gerektiren zor iş
Learning a language is a challenge
Dil öğrenmek bir zorluktur
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
yapmak
birini veya bir şeyi belirli bir duruma getirmek
The news made me happy
Haber beni mutlu etti
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
bıçaklamak
Sahnedekeskin bir nesneyle birine zarar vermek
He stabbed the thief
Hırsızı bıçakladı
deneme
bir şeyi yapma girişimi
I will take a stab at it
Bunu deneyeceğim
saplamak
keskin bir nesneyi bir şeye itmek
She stabbed the pin into the map
İğneyi haritaya sapladı
ihanet etmek
birinin güvenini kötüye kullanarak zarar vermek
He stabbed his friend by telling a lie
Arkadaşına yalan söyleyerek ihanet etti
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
suikastçı
Sahnedepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
kötü
Sahnedeahlaki olarak kötü veya kötü niyetli
He is an evil man
O kötü bir adam
sevgili
Sahnedesevilen kişi
He wrote a letter to his beloved
Sevgilisine bir mektup yazdı
çok sevilen
çok sevilen veya değer verilen
She is my beloved grandmother
O benim çok sevdiğim büyükannem
kendiniz
Sahnedekendi şahsınız
You can do it yourselves
Bunu kendiniz yapabilirsiniz
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
saklanmak
Sahnedegöz önünde durmamak
The cat likes to hide under the bed
Kedi yatağın altına saklanmayı sever
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
saklamak
bir şeyi göz önünden kaldırmak
You should hide the key
Anahtarı saklamalısın
otopsi
Sahnedeölüm nedenini belirlemek için yapılan tıbbi işlem
The doctor performed an autopsy
Doktor otopsi yaptı
otopsi
ölüm sebebini bulmak için yapılan ceset incelemesi
An autopsy determined the cause of death
Otopsi ölüm nedenini belirledi
otopsi
ölüm nedenini belirlemek için yapılan tıbbi inceleme
The doctor performed an autopsy
Doktor bir otopsi yaptı
arındırma
Sahnedebir şeyi temiz veya saf hale getirme
This is a cleansing process
Bu bir arındırma sürecidir
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
modern
Sahnedeen yeni yöntemleri içeren
They have advanced ideas
Modern fikirleri var
ileri
üst seviyede olan
This is an advanced course
Bu ileri seviye bir ders
ileri
ileri bir yaşta olan
He is at an advanced age
O ileri bir yaşta
ileri seviye
yüksek bilgi veya beceriye sahip
She is an advanced student
O ileri seviye bir öğrenci
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
daha büyük
Sahnedeboyutu büyük olan
This house is bigger than mine
Bu ev benimkinden daha büyük
daha büyük
boyut olarak daha geniş veya hacimli
I need a bigger box
Daha büyük bir kutuya ihtiyacım var
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
tepki vermek
Sahnedebaşka bir şeye yanıt olarak bir şey yapmak
How did he react to the news?
Habere nasıl tepki verdi?
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
genom
Sahnedebir canlıdaki genlerin tamamı
Scientists mapped the human genome
Bilim insanları insan genomunu haritalandırdı
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
görüntü
Sahnedekaydedilmiş video materyali
We have footage of the accident
Kazanın görüntüleri elimizde
alan ölçüsü
ayak kare cinsinden ölçülmüş alan büyüklüğü
The house has a large footage
Evin geniş bir alan ölçüsü var
dayalı
Sahnedebir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
katletmek
Sahnedeçok sayıda insanı şiddetle öldürmek
The army slaughtered the civilians
Ordu sivilleri katletti
kesmek
hayvanları besin için öldürmek
They slaughter cattle for food
Besin için sığır kesiyorlar
katletmek
şiddetli bir şekilde çok sayıda insanı öldürmek
The army slaughtered the enemy troops
Ordu düşman birliklerini katletti
yörünge
Sahnedebir nesnenin havada izlediği kavisli yol
The rocket followed a steep trajectory
Roket dik bir yörünge izledi
müteahhit
Sahnedearazi üzerine yeni yapılar inşa eden kişi
The developers built a new apartment building
Müteahhitler yeni bir apartman binası inşa etti
potansiyel
Sahnedegelecekte gerçekleşmesi veya var olması mümkün olan
There is a potential problem
Potansiyel bir sorun var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
hazırlamak
bir şeyi hazırlamak veya organize etmek
I will make up the guest room
Misafir odasını hazırlayacağım
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
barışmak
tartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
organik
Sahnedecanlı organizmalardan gelen veya karbon temelli
This apple is organic
Bu elma organik