

Arrow — 3. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
530 kelime
Seviye
kimyasal maddeler
Sahnedekimya veya bilimde kullanılan temel maddeler
The factory uses many chemicals
Fabrika birçok kimyasal madde kullanıyor
kimyasallar
bilim veya endüstride kullanılan temel maddeler
These chemicals are toxic
Bu kimyasallar zehirlidir
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
kovmak
Sahnedebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
tekmelemek
ayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
başarmak
Sahnedezor bir şeyi yapmayı becermek
I managed to fix the car
Arabayı tamir etmeyi başardım
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
yönetmek
bir kurumun veya kişilerin işleyişini idare etmek
She manages a large company
O büyük bir şirketi yönetiyor
kritik
Sahnedeçok önemli veya ciddi
This is a critical decision
Bu kritik bir karar
eleştirel
onaylamadığını belirten veya eleştiren
He is very critical of my work
Çalışmalarım konusunda çok eleştirel
kritik
çok ciddi veya tehlikeli olan
He is in critical condition
O kritik durumda
form
Sahnedebir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekil
bir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
saat
zamanı gösteren cihaz
There is a clock on the wall
Duvarda bir saat var
süre ölçmek
bir şeyin zamanını veya hızını ölçmek
The athlete clocked a new record
Atlet yeni bir rekor kaydetti
güçleri birleştirmek
Sahnedebir grup olarak birlikte çalışmak
We should join forces to finish the project
Projeyi bitirmek için güçlerimizi birleştirmeliyiz
güçleri birleştirmek
ortak bir hedefe ulaşmak için başkalarıyla birlikte çalışmak
We decided to join forces on this project
Bu projede güçlerimizi birleştirmeye karar verdik
reform
Sahnedebir sistemi veya yasayı iyileştirmek için yapılan değişiklik
The government planned a tax reform
Hükümet bir vergi reformu planladı
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için değişiklik yapmak
They want to reform the education system
Eğitim sistemini iyileştirmek istiyorlar
haddini aşan
Sahnedekabul edilemez veya uygun olmayan davranış
Your comment was out of line
Yorumun haddini aşmıştı
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
sınırlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
göndermek
Sahnedebir şeyi birden fazla kişiye göndermek
The company will send out the invitations today
Şirket davetiyeleri bugün gönderecek
dağıtmak
birçok kişiye bir şeyler yollamak
They will send out invitations to everyone
Herkese davetiye dağıtacaklar
yaymak
bir kaynaktan dışarıya doğru gitmesini sağlamak
The heater sends out warmth
Isıtıcı sıcaklık yayıyor
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
soylular
Sahnedeyüksek sosyal sınıftan unvan sahibi kimseler
The noblemen lived in large castles
Soylular büyük kalelerde yaşarlardı
düzenlemek
Sahnedebir şeyi resmi olarak vermek
The government will issue a new passport
Hükümet yeni bir pasaport düzenleyecek
sorun
endişe veya zorluk yaratan konu
We have a serious issue to discuss
Tartışmamız gereken ciddi bir sorun var
sayı
belirli bir zaman için basılan dergi veya gazete
Have you seen the latest issue of the magazine
Derginin son sayısını gördün mü
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
el koyma
Sahnedeyasal yetkiyle bir şeye el konulması durumu
The police ordered the seizure of the illegal items
Polis yasadışı eşyalara el konulmasını emretti
nöbet
beyni etkileyen ani hastalık atağı
He had a seizure
Nöbet geçirdi
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
madde
Sahnedebelirli bir yapısı olan fiziksel materyal
Water is a vital substance
Su hayati bir maddedir
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
klor
Sahnedesuyu temizlemek için kullanılan keskin kokulu bir kimyasal
There is a lot of chlorine in this swimming pool
Bu yüzme havuzunda çok fazla klor var
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
kısıtlayıcı
Sahnedehareketi sınırlamak için kullanılan araç
The safety restraint held him in place
Güvenlik kısıtlayıcısı onu yerinde tuttu
kısıtlama
bir şeyi yapmanızı engelleyen şey
There are no restraints on her power
Gücü üzerinde hiçbir kısıtlama yok
özdenetim
duyguları veya davranışları kontrol etme becerisi
He showed great restraint during the argument
Tartışma sırasında büyük bir özdenetim gösterdi
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
zayıf
gücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
kayıt
Sahnederesmi yazılı kayıt
The teacher checked the register
Öğretmen kayıt defterini kontrol etti
yazar kasa
mağazalarda para tutmak ve fiş yazdırmak için kullanılan makine
He put the money in the register
Parayı yazar kasaya koydu
kaydolmak
bir şeye katılmak için ismini resmi bir listeye eklemek
You need to register for the course
Kurs için kaydolman gerekiyor
farkına varmak
bir şeyi fark etmek veya algılamak
I did not register his surprise
Şaşkınlığının farkına varmadım
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
devasa
Sahnedeboyut olarak çok büyük
The elephant is enormous
Fil devasadır
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
geliştirmek
yeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
öpmek
Sahnedesevgi göstergesi olarak dudaklarıyla temas etmek
She kissed her baby on the forehead
Bebeğini alnından öptü
öpmek
sevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
sakin ol
Sahnedesakinleşmek veya endişelenmeyi bırakmak
Just take it easy
Sadece sakin ol
nazik davran
birine karşı sert olmayan bir şekilde yaklaşmak
Take it easy on him during the argument
Tartışma sırasında ona karşı nazik davran
hoşça kal
birine veda etmenin samimi yolu
Take it easy see you tomorrow
Hoşça kal yarın görüşürüz
rahatına bak
sakin kalıp endişelenmemek
You should take it easy during the weekend
Hafta sonu boyunca rahatına bakmalısın
tepki
Sahnedebir eylem veya olay sonucunda ortaya çıkan durum
Her reaction was very positive
Onun tepkisi çok olumluydu
tepki
vücudun bir şeye verdiği yanıt
He had an allergic reaction
Alerjik bir tepki verdi
kimyasal tepkime
maddelerin değişime uğrayarak yeni maddeler oluşturduğu süreç
The chemical reaction changed the color
Kimyasal tepkime rengi değiştirdi
tepki
bir duruma veya etkiye karşı gösterilen karşılık
Her reaction to the news was unexpected
Habere verdiği tepki beklenmedikti
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
içki
Sahnedealkollü içecekler için kullanılan gayriresmi kelime
They bought some booze for the party
Parti için biraz içki aldılar
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
They like to booze on the weekends
Hafta sonları içki içmeyi severler
içki
alkollü içecekler için kullanılan argo bir ifade
He brought some booze to the party
Partiye biraz içki getirdi
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
dümdüz
yön değiştirmeden veya durmadan ilerleyen
Go straight to your home
Evine dümdüz git
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
uykusuzluk
Sahnedeuyuyamama durumu
He suffers from insomnia
Uykusuzluk çekiyor
uykusuzluk
uyuyamama durumu
Insomnia makes it hard to focus
Uykusuzluk odaklanmayı zorlaştırır
tahammül etmek
Sahnedehoş olmayan bir duruma şikayet etmeden katlanmak
I cannot tolerate this noise
Bu gürültüye tahammül edemem
katlanmak
hoş olmayan bir durumu veya kişiyi kabul etmek
I cannot tolerate this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum