

Arrow — Season 3 Episode 13
Kelimeler ve anlamları
535 kelime
Seviye
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
örtbas etme
bir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
örtbas etmek
bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
gerçeği gizlemek için yapılan şey
It was just a cover up for his mistake
Bu sadece hatası için bir örtbas idi
örtbas etmek
kötü bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the mistake
Hatayı örtbas etmeye çalıştılar
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
bomba
Sahnedepatlayan bir silah
The bomb exploded
Bomba patladı
harika
çok iyi veya etkileyici
This new song is the bomb
Bu yeni şarkı harika
bomba haber
şaşırtıcı bir bilgi
She dropped a bomb
Bomba bir haber verdi
harika
çok iyi veya etkileyici olan
The party was bomb
Parti harikaydı
işaretleyici
Sahnedebir yolu veya rotayı belirlemeye yarayan araç
The beam acts as a tracer
Işın bir işaretleyici görevi görüyor
iz sürücü
bir şeyin hareketini takip etmek için kullanılan cihaz
The tracer follows the signal
İz sürücü sinyali takip ediyor
feribot
Sahnedeinsanları veya araçları su üzerinden taşıyan tekne
I took the ferry to the island
Adaya feribotla gittim
taşımak
insanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak
They ferry passengers across the river
Yolcuları nehir boyunca taşıyorlar
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
yer
belirli bir nokta veya alan
This is a nice place
Burası güzel bir yer
final
Sahnedebir gösterinin veya etkinliğin son bölümü
The show ended with a grand finale
Gösteri görkemli bir finalle sona erdi
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
yüzyıllar
Sahnedeyüz yıllık dönemler
This tradition lasted for centuries
Bu gelenek yüzyıllarca sürdü
canı istemek
Sahnedebir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
lüks
pahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
ile geçinmek
bir şeyi kullanarak hayatta kalmak
They live on bread and water
Ekmek ve su ile geçiniyorlar
yaşamaya devam etmek
bir durumun veya kişinin hayatta kalmaya ya da varlığını sürdürmeye devam etmesi
His legacy will live on
Onun mirası yaşamaya devam edecek
üzerinde yaşamak
bir yerin üzerinde ikamet etmek
They live on an island
Onlar bir adada yaşıyorlar
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
çözmek
bir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
oturmak
bir yerde bulunmak ve orada kalmak
He likes to sit in the sun
Güneşte oturmayı sever
oturma eylemi yapmak
bir yerde oturarak protesto etmek
They decided to sit in
Oturma eylemi yapmaya karar verdiler
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
uzak durmak
bir şeyden veya birinden uzak kalmak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
soylular
Sahnedeyüksek sosyal sınıftan unvan sahibi kimseler
The noblemen lived in large castles
Soylular büyük kalelerde yaşarlardı
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
triflorür
Sahnedeüç flor atomu içeren kimyasal bileşik
Boron trifluoride is a gas
Bor triflorür bir gazdır
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
güvenilmez tip
Sahnedesözünü tutmayan kişi
Do not rely on him since he is a total flake
Tam bir güvenilmez tip olduğu için ona güvenme
ekmek
planlanan bir buluşmaya son anda gelmemek
He flaked on our meeting
Toplantımızı ekti
pul
küçük ince ve yassı parça
There is a flake of paint on the floor
Yerde bir boya pulu var
boks
Sahnedeinsanların yumruklarıyla dövüştüğü bir spor
Boxing is a tough sport
Boks zor bir spordur
boks yapmak
yumruklarla dövüşmek
He is boxing in the ring
Ringde boks yapıyor
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
He lives in a remote village
Uzak bir köyde yaşıyor
kumanda
uzaktan kumanda edilen elektronik cihaz
I lost the remote for the TV
Televizyonun kumandasını kaybettim
uzaktan yönetmek
bir şeyi uzak bir mesafeden kontrol etmek
You can remote your computer from home
Bilgisayarınızı evden uzaktan yönetebilirsiniz
dolaylı
doğrudan olmayan veya yakın olmayan
He is remotely related to me
Bana dolaylı yoldan akraba
uzak durmak
yaklaşmamak
Please stay back
Lütfen uzak durun
lobi yapmak
Sahnedepolitikacıları veya yetkilileri etkilemeye çalışmak
They lobbied the government for a new law
Yeni bir yasa için hükümete lobi yaptılar
lobi
bir binanın girişindeki geniş oda
I will wait for you in the lobby
Seni lobide bekleyeceğim
lobi
bir binanın girişindeki geniş açık alan
We waited in the hotel lobby
Otel lobisinde bekledik
baskı grubu
hükümet kararlarını etkilemeye çalışan insanlar
They formed a lobby to change the law
Yasayı değiştirmek için bir lobi oluşturdular
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
yan etki
bir ilaç veya durum nedeniyle ortaya çıkan istenmeyen sonuç
This medicine has a side effect
Bu ilacın bir yan etkisi var
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
ele vermek
gizli bir şeyi ortaya çıkarmak
Do not give the secret away
Sırrı ağzından kaçırma
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
kederlenmek
Sahnedederin bir üzüntü hissetmek
It is normal to grieve after a breakup
Ayrılıktan sonra kederlenmek normaldir
yas tutmak
özellikle bir kaybın ardından derin bir keder duymak
The whole country grieved for the leader
Tüm ülke lider için yas tuttu
yas tutmak
birinin ölümü üzerine derin üzüntü duymak
It takes time to grieve for a loved one
Sevilen birinin ardından yas tutmak zaman alır
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata yapmak
bir şey hakkında yanlış yapmak
I made a mistake on my test
Sınavımda bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
kârlı
Sahnedeiyi bir sonuç veya avantaj sağlayan
The new business is very profitable
Yeni işletme çok kârlı
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
rehin
Sahnedebir şartın yerine getirilmesi için tutsak edilen kişi
They took a hostage
Bir kişiyi rehin aldılar
daha uzun süre
Sahnededaha fazla zaman boyunca
I will stay longer
Daha uzun süre kalacağım
daha uzun
daha fazla zaman süren
This takes longer to cook
Bu daha uzun sürede pişiyor
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
sanık
Sahnedemahkemede yargılanan kişi
The accused pleaded not guilty
Sanık suçsuz olduğunu iddia etti
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
katılmamak
Sahnedebir başkasıyla aynı fikirde olmamak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
minnettarlık
Sahnedeteşekkür etme duygusu
I want to express my gratitude
Minnettarlığımı ifade etmek istiyorum
ne halt
bir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
fünye
Sahnedebombanın patlamasını sağlayan cihaz
He carefully removed the detonator from the bomb
Bombadaki fünyeyi dikkatlice çıkardı
patlatıcı
patlayıcıyı harekete geçiren mekanizma
The detonator triggered the explosion
Patlatıcı patlamayı tetikledi
ziyaretçi
Sahnedebir yeri veya bir kişiyi görmeye gelen kişi
We have a visitor today
Bugün bir ziyaretçimiz var
av
Sahnedeyemek için avlanan canlı
The lion found its prey
Aslan avını buldu
av
başka bir hayvan tarafından avlanan hayvan
The rabbit is a prey animal
Tavşan bir av hayvanıdır
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
ceza belirleme
Sahnedemahkemede bir suçlunun alacağı cezanın kararlaştırılması süreci
The judge began sentencing the defendant
Yargıç sanığın cezasını belirlemeye başladı
sırtını dönmek
birine destek olmayı veya yardımı bırakmak
He turned his back on his family
Ailesine sırtını döndü
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
aşırı
Sahnedegerektiğinden veya alışılmıştan daha fazla olan
The noise was excessive
Gürültü aşırıydı
güçleri birleştirmek
bir grup olarak birlikte çalışmak
We should join forces to finish the project
Projeyi bitirmek için güçlerimizi birleştirmeliyiz
güçleri birleştirmek
ortak bir hedefe ulaşmak için başkalarıyla birlikte çalışmak
We decided to join forces on this project
Bu projede güçlerimizi birleştirmeye karar verdik
deri
Sahnedehayvan derisinden yapılan dayanıklı malzeme
I have a leather jacket
Deri bir ceketim var
geçmek
Sahnedebir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
şimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
baskı
Sahnedezor bir durumdan kaynaklanan endişe veya baskı hissi
He is under a lot of strain
O çok fazla baskı altında
süzmek
katı parçaları sıvıdan ayırmak
Strain the pasta
Makarnayı süz
zorlamak
vücudun bir bölümünü aşırı kullanarak incitmek
I strained my ankle
Ayak bileğimi zorladım
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
This is a new strain of virus
Bu yeni bir virüs türüdür
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
iblis
Sahnedezalim veya kötü olan doğaüstü varlık
The story is about a demon from hell
Hikaye cehennemden gelen bir iblis hakkındadır
rahatlama
Sahnedeendişe veya acının azalmasıyla hissedilen rahatlık
I felt a great sense of relief
Büyük bir rahatlama hissettim
yardım
zor durumdaki insanlara sağlanan destek
They sent food relief to the area
Bölgeye gıda yardımı gönderdiler
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar