

Arrow — Season 3 Episode 14
Kelimeler ve anlamları
583 kelime
Seviye
kendiniz
Sahnedekendi şahsınız
You can do it yourselves
Bunu kendiniz yapabilirsiniz
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
geri almak
Sahnedekaybolan veya saklanan bir şeyi geri almak
I managed to retrieve my passport
Pasaportumu geri almayı başardım
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
seçme
Sahnedebir şeyi tercih etme eylemi
Choosing the right path is difficult
Doğru yolu seçmek zordur
hareket halinde
bir yerden bir yere gitme durumu
We are on the move all day
Gün boyu hareket halindeyiz
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
gigabayt
Sahnedebilgisayar verisi boyutu ölçüsü
This file is one gigabyte
Bu dosya bir gigabayt
bilgilendirme
Sahnedebirine verilen önemli detaylar
The briefing provided was very useful
Sağlanan bilgilendirme çok faydalıydı
bilgilendirmek
birine önemli bilgi vermek
The manager briefed the staff this morning
Müdür bu sabah personeli bilgilendirdi
brifing
önemli bilgilerin paylaşıldığı kısa toplantı
We have a briefing at two oclock
Saat ikide bir brifingimiz var
bilgilendirme notu
kısa yazılı rapor veya özet
Please read the briefing before the meeting
Lütfen toplantıdan önce bilgilendirme notunu okuyun
tarayıcı
Sahnedeinternette otomatik olarak arama yapan bilgisayar programı
The search engine uses a crawler to index pages
Arama motoru sayfaları indekslemek için bir tarayıcı kullanır
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
bahane
Sahnedebir hatayı açıklamak için sunulan neden
He has a good excuse
Geçerli bir bahanesi var
affetmek
birini bağışlamak veya ayrılmasına izin vermek
Please excuse me
Lütfen beni affedin
bağışlamak
bir hatayı hoş görmek
Please excuse my lateness
Lütfen gecikmemi bağışlayın
yay
Sahnedeok atmak için kullanılan araç
He uses a bow and arrow
Yay ve ok kullanır
eğilmek
saygı göstermek için başı veya vücudu öne eğmek
He bowed to the king
Krala eğildi
fiyonk
süsleme için kullanılan kurdele düğümü
She wore a red bow
Kırmızı bir fiyonk taktı
baş
bir geminin veya teknenin ön kısmı
The sailors stood at the bow
Denizciler geminin başında durdular
saklanma
Sahnedegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
bir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
tesadüfen
bir şeyi planlamadan veya kazara yapmak
I happen to know the answer
Tesadüfen cevabı biliyorum
başına gelmek
birinin başına bir olay meydana gelmek
What happened to him
Onun başına ne geldi
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
mahkum
Sahnedetutuklu veya hapsedilmiş kişi
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden kaçtı
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
konuşmak
biriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
uzak durmak
bir şeyden veya kimseden mesafe korumak
Please stay away from the edge
Lütfen kenardan uzak durun
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
okuyucu
Sahnedebilgileri görüntüleyen veya okuyan bir cihaz
The card reader is broken
Kart okuyucu bozuk
okuyucu
okuyan kişi
The reader liked the book
Okuyucu kitabı beğendi
okur
kitap veya metin okuyan kimse
She is a fast reader
O hızlı bir okur
bileşen
Sahnedebir bütünün parçası
Each component is essential for the machine
Her bileşen makine için gereklidir
alıp götürmek
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Please take the plates away
Lütfen tabakları alıp götürün
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
doğum günü kartı
doğum günü kutlaması için kullanılan kart
I bought a birthday card for my friend
Arkadaşım için bir doğum günü kartı aldım
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
benzer
Sahnedeaynı görünüme veya özelliğe sahip olan
The two brothers look alike
İki kardeş birbirine benziyor
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kişi
He is a subject of the king
Kralın bir tebaasıdır
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
özne
bir cümlede eylemi gerçekleştiren kişi veya nesne
The cat is the subject of the sentence
Kedi cümlenin öznesidir
gevşek
Sahnedesıkıca bağlanmamış veya serbest
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
daraltmak
Sahnedebir şeyi daha az geniş hale getirmek
Narrow the search
Aramayı daraltın
dar
geniş olmayan
The street is very narrow
Sokak çok dar
sushi
Sahnedesirke ile tatlandırılmış pirinç ve çiğ balık veya diğer malzemelerle yapılan Japon yemeği
Sushi is a healthy meal
Sushi sağlıklı bir yemektir
sushi
balık veya sebzeli soğuk pirinçten yapılan bir Japon yemeği
I like eating sushi
Sushi yemeyi severim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
biyografi
Sahnedebir kişinin hayatı hakkında kısa yazılı açıklama
Read his bio on the website
Web sitesindeki biyografisini oku
biyolojik
Sahnedecanlılarla ilgili olan
They disposed of the bio waste safely
Biyolojik atıkları güvenli bir şekilde imha ettiler
ittifak
Sahnedeortak bir amaç için kurulan birliktelik
The two countries formed an alliance
İki ülke bir ittifak kurdu
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
kurumsal
Sahnedebüyük bir şirketle ilgili olan
He works in a corporate office
Kurumsal bir ofiste çalışıyor
milyarder
Sahnedeen az bir milyar doları olan kişi
He is a billionaire
O bir milyarder
milyarder
Sahnedeen az bir milyar doları olan kişi
He is a tech billionaire
O bir teknoloji milyarderi
milyarder
milyar dolardan fazla serveti olan kişi
She became a billionaire
O bir milyarder oldu
varlıklı kişi
en az bir milyar birim parası olan kimse
The billionaire lives in a mansion
O milyarder bir malikanede yaşıyor
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
düello
Sahnedeiki kişi arasındaki dövüş
They fought a duel
Düello yaptılar
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
aptal
Sahnedepek zeki olmayan kimse
Don't be a dummy
Aptal olma
maket
gerçek bir şeyi temsil eden model
This is a dummy phone
Bu bir maket telefondur
manken
sergileme veya test için kullanılan model
The dress is on a dummy
Elbise bir mankenin üzerinde
acemi
bir işte yeni olan kişi
This guide is for dummies
Bu rehber acemiler içindir
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
jop
polisin taşıdığı kısa sert sopa
The police officer carried a billy club
Polis memuru bir jop taşıyordu
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
listelemek
maddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
güvenilirlik
Sahnedegüvenilmeye veya inanılmaya değer olma özelliği
The witness lost her credibility in court
Tanık mahkemede güvenilirliğini yitirdi
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
temel
Sahnedebir şeyin en erken veya en önemli kısmıyla ilgili
Fear is a primal instinct
Korku temel bir güdüdür
kırılgan
Sahnedekolayca kırılabilen veya hasar görebilen
Be careful, this vase is fragile
Dikkatli ol, bu vazo kırılgan
vicdan
Sahnedebir şeyin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu söyleyen zihin kısmı
My conscience told me to tell the truth
Vicdanım bana doğruyu söylememi söyledi
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
burada
bulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
ruh
Sahnedebir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
ruh
bir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
tehlike
Sahnedezarar görme veya yaralanma olasılığı
The sign warns of danger
Tabela tehlikeye karşı uyarıyor
sağlamlaştırmak
Sahnedebir şeyi daha güçlü veya sağlam hale getirmek
They consolidated their position in the market
Pazardaki konumlarını sağlamlaştırdılar
birleştirmek
birden fazla şeyi tek bir yapı altında toplamak
The company will consolidate its offices
Şirket ofislerini birleştirecek
üçlü
Sahnedeüç kişi veya şeyden oluşan grup
A triad of experts discussed the problem
Uzmanlardan oluşan bir üçlü sorunu tartıştı
üçlü
üç kişiden veya şeyden oluşan grup
The three friends formed a triad
Üç arkadaş bir üçlü oluşturdu
sürmek
Sahnedebir maddeyi bir yüzeye yaymak
She smeared butter on the toast
Tostun üzerine tereyağı sürdü
karalama
birinin itibarını zedelemek için yapılan asılsız iddia
They spread a smear about her
Onun hakkında bir karalama yaydılar
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
uyuşturucu satıcısı
yasa dışı uyuşturucu maddelerin satışını yapan kişi
The police arrested the drug dealer
Polis uyuşturucu satıcısını tutukladı
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
fark etmek
bir şeyi fark etmek veya anlamak
She picked up on his nervousness
Onun gerginliğini fark etti
yanlışlıkla
istemeden veya kasıt olmadan
I deleted the file by accident
Dosyayı yanlışlıkla sildim
vegan
Sahnedehayvansal ürünler tüketmeyen kişi
I am a vegan
Ben veganım
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti