

Arrow — Season 3 Episode 15
Kelimeler ve anlamları
607 kelime
Seviye
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
ihtişam
Sahnedebüyük güzellik veya etkileyicilik
The grandeur of the palace is amazing
Sarayın ihtişamı şaşırtıcı
askeri
Sahnedeordu veya savaşla ilgili
He joined the military
Orduya katıldı
yanında kalmak
biriyle veya aynı yerde kalmaya devam etmek
I will stay with my friend tonight
Bu gece arkadaşımın yanında kalacağım
intikam
Sahnedekendisine zarar veren birinden öç alma eylemi
He sought vengeance for his father
Babasının intikamını almak istedi
tamamlamak
kalan işleri bitirmek
They are mopping up the final project details
Projenin son detaylarını tamamlıyorlar
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
hile yapmak
Sahnedeavantaj sağlamak amacıyla dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Do not cheat on the exam
Sınavda hile yapma
kurtulmak
Sahnedekötü bir durumdan kaçınmak
He managed to cheat death
Ölümden kurtulmayı başardı
hile yapmak
avantaj elde etmek için dürüst davranmamak
He cheated on the test
Sınavda hile yaptı
hileci
avantaj elde etmek için dürüst olmayan davranışlarda bulunan kimse
He is a known cheat
O bilinen bir hilecidir
zincirlemek
Sahnedebir zincirle bağlamak veya tutmak
They chain the dog to the fence
Köpeği çite zincirliyorlar
zincir
aynı şirkete ait işletmeler grubu
This coffee shop is part of a large chain
Bu kahve dükkanı büyük bir zincirin parçası
zincir
birbirine bağlı metal halkalar serisi
The bicycle chain is broken
Bisiklet zinciri kopmuş
zincir
birbirine bağlı benzer şeyler dizisi
This store is part of a large chain
Bu mağaza büyük bir zincirin parçası
odaklanmış
Sahnedetüm dikkatini bir şeye veren
He is very focused on his work
İşine çok odaklanmış
konsantre
dikkatini bir şeye yoğunlaştırmış
She remained focused during the test
Sınav boyunca konsantre kaldı
dikkatli
yakından dikkat gösteren
We must stay focused
Odaklanmış kalmalıyız
odaklanmış
bir konuya dikkatini vermiş olan
She is focused on her studies
Çalışmalarına odaklanmış durumda
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
giriş
Sahnedebir binaya veya odaya girilen yer
The entrance is over there
Giriş şurada
Giriş
Bir yere girme eylemi
He made a quick entrance
Hızlı bir giriş yaptı
Büyülemek
Birini hayranlıkla doldurmak
They entrance the audience
Seyirciyi büyülüyorlar
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
idare etmek
bir şeyi kullanabilmek veya onunla başa çıkabilmek
I can work with this budget
Bu bütçeyle idare edebilirim
birlikte çalışmak
bir işi bir başkasıyla beraber yapmak
I work with my sister
Kız kardeşimle birlikte çalışıyorum
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
güç
Sahnedebüyük kuvvet veya enerji
The wind had great force
Rüzgarın büyük bir gücü vardı
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya mecbur bırakmak
Don't force me to go
Beni gitmeye zorlama
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
dayatmak
Sahnedeotorite kullanarak bir şeyi zorla kabul ettirmek
He tried to dictate the terms of the agreement
Anlaşmanın şartlarını dayatmaya çalıştı
dikte etmek
otorite kullanarak bir şeyi emretmek
You cannot dictate my life
Hayatıma dikte edemezsin
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri yüksek sesle söylemek
The boss asked me to dictate a letter to his secretary
Patron sekreterine bir mektup dikte etmemi istedi
dikte etmek
birinin yazması için kelimeleri sesli olarak söylemek
The manager dictated the report to her secretary
Müdür raporu sekreterine dikte etti
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
beklenen
gelecekte yaşanması muhtemel durum
Nobody knows what the future has in store
Gelecekte neler olacağını kimse bilemez
stokta
ileride kullanılmak üzere saklanan
We have plenty of food in store
Stokta bolca yiyeceğimiz var
mağaza içi
fiziksel bir mağaza ile ilgili olan
In store sales are rising
Mağaza içi satışlar artıyor
mağazada
bir dükkanın içinde bulunan
The manager is in store now
Müdür şu anda mağazada
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
biliyordu
Sahnedebir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
biliyordu
bir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
tarz
Sahnedebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
tarz
bir şeyin yapılma biçimi veya görünüş şekli
She has a unique personal style
Kendine özgü bir tarzı var
stil
belirli bir biçim veya tasarım
This house is in a modern style
Bu ev modern bir stilde
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
yerine bakmak
birinin işini geçici olarak yapmak
Can you cover for me tomorrow
Yarın benim yerime bakabilir misin
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
korumak
birini tehlikelere karşı güvende tutmak
The soldier covered his comrade from the attack
Asker yoldaşını saldırıdan korudu
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru
She walked towards the door
Kapıya doğru yürüdü
olağandışı
Sahnedeher zamanki durumun dışında
The weather was unusually warm
Hava olağandışı sıcaktı
güvenlik kamerası
güvenliği sağlamak için çevreyi izleyen ve kaydeden cihaz
There is a security camera in the shop
Dükkanda bir güvenlik kamerası var
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
hesaplama
Sahnedebir cevabı bulmak için sayılarla işlem yapma
The calculation was correct
Hesaplama doğruydu
kask
Sahnedebaşı koruyan sert şapka
Wear your helmet
Kaskını tak
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
raydan çıkmak
başarıyı veya kontrolü yitirmek
The project went off the rails
Proje raydan çıktı
yoldan çıkmak
normal davranışları bırakıp kontrolden çıkmak
He went off the rails after the divorce
Boşanmadan sonra yoldan çıktı
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
tehlike
Sahnedezarar görme veya yaralanma olasılığı
The sign warns of danger
Tabela tehlikeye karşı uyarıyor
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
tüketmek
bir şeyi tamamen kullanmak veya yemek veya içmek
We go through a lot of milk
Çok fazla süt tüketiyoruz
yaşamak
zor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
içinden geçmek
bir şeyin bir tarafından girip diğerinden çıkmak
The train goes through the tunnel
Tren tünelin içinden geçer
karıştırmak
bir şeyin içindekileri incelemek veya aramak
I went through my pockets to find money
Para bulmak için ceplerimi karıştırdım
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
infaz
Sahnedebirinin ceza veya cinayet yoluyla öldürülmesi
The criminal faced execution
Suçlu infazla karşı karşıya kaldı
uygulama
bir planın veya görevin yerine getirilmesi
The execution of the plan was perfect
Planın uygulanması mükemmeldi
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
felç etmek
Sahnedebirinin vücudunu hareket ettiremez hale getirmek
The injury paralyzed his legs
Yaralanma bacaklarını felç etti
üniforma
Sahnedebelirli bir grubun üyeleri tarafından giyilen özel kıyafet
He wears a school uniform
Okul üniforması giyer
tekdüze
her zaman veya her yerde aynı olan
The temperature is uniform in the room
Odadaki sıcaklık her yerde aynı
tatil
Sahnedeişe veya okula ara verilen dinlenme süresi
I am on vacation
Tatildeyim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
gelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
yapmak
birini veya bir şeyi belirli bir duruma getirmek
The news made me happy
Haber beni mutlu etti
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
kısa süre
Sahnedeaz bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
mantıklı olmak
makul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
birleşmek
Sahnedeiki veya daha fazla şeyin tek bir parça haline gelmesi
They united for the common goal
Ortak amaç uğruna birleştiler
birleşmiş
bir araya getirilmiş veya tek bir bütün haline gelmiş
The united team won the game
Birleşmiş takım oyunu kazandı
birleşik
bir bütün oluşturacak şekilde bir araya getirilmiş
They formed a united group
Birleşik bir grup oluşturdular
birleşmiş
ortak bir amaç için bir araya gelmiş
The two groups are now united
İki grup artık birleşmiş durumda
kolon
Sahnedekalın bağırsağın bir bölümü
The colon absorbs water
Kolon suyu emer
güldü
Sahnedebir şeyin komik olduğunu göstermek için ses çıkarmak
She laughed at the funny joke
Komik şakaya güldü
ilham vermek
Sahnedebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
burada
bir yerin dışında veya uzağında
It is very cold out here
Burada hava çok soğuk
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
biraz
Sahnedekısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
aslında
bir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
değerlendirme toplantısı
Sahnedetamamlanmış bir iş sonrası yapılan görüşme
We had a short debrief after the meeting
Toplantıdan sonra kısa bir değerlendirme toplantısı yaptık
bilgi almak
görev sonrasında birinden bilgi istemek
The captain will debrief the team after the flight
Kaptan uçuştan sonra ekipten bilgi alacak
rapor istemek
bir olay hakkında detaylı bilgi talep etmek
They need to debrief the staff about the incident
Personelden olay hakkında detaylı rapor istemeleri gerekiyor
güçlendirmek
Sahnedebir şeyi daha güçlü hale getirmek
They fortify the city walls
Şehir duvarlarını güçlendiriyorlar
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
olmak
Sahnedefarklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
almak
bir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
evde kalmak
dışarı çıkmamak veya evin içinde kalmak
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
içeride kalmak
dışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
evde kalmak
bir yerde durmaya devam etmek
We decided to stay in tonight
Bu gece evde kalmaya karar verdik